Seküler âyinler
Lâdinîlik cereyanı ile birlikte, dinî” olanın sadece mâbede veya ÅŸahsî mahremiyet alanlarına doÄŸru sürülmesi ve geriletilmesi, özellikle sekülerizm veya
laiklik dâvâsına samimiyetle inanmış kiÅŸiler açısından kazanılmış bir merhale olarak deÄŸerlendirildi. Bu bakış açısı —belki tuhaf bir ifâde gibi görünecek ama— dini, “din” ile sınırlandırdığı, bütün dinî hadiseleri din çerçevesi içinde algıladığı için insanın tabiatını ıskalamaktan kurtulamadı.
İzah ediyorum:
* * *
Âyin, kutsama, kurban, vecd, perhiz, mâbed, hacc, ahlâk, tevbe; hemen aklıma geliveren ve “dinî menÅŸe’li” olduÄŸuna kimsenin itiraz edemeyeceÄŸi ÅŸu kavramlar aslında “modern” hayatın ritüelleri içinde, orijinini fazlaca ince eleyip sık dokumadan taklid ettiÄŸimiz ve hatta “seküler” nitelik taşıdığına dair kolayca yüklü bahislere girebileceÄŸimiz bir nitelik taşıyorlar. Bir baÅŸka ifadeyle “din” ile nisbeti bulunduÄŸu için bazı çevrelerin küçümsediÄŸi, geri ittiÄŸi, reddettiÄŸi veya yok saydığı âdetler ve davranış kalıpları, aslında modern hayatı perde gerisinden idare eden bir hayat mukavemeti gösteriyorlar.
* * *
Her güzellik yarışması, her futbol müsabakası, her anma töreni, her kongre, her sergi ve buna benzer kollektif törenler aslında birer âyin; bir âyinde yer almasına alışık olduÄŸumuz bütün unsurlar bu törenlerin içinde yer alıyor; meselâ bir güzellik yarışmasına bu açıdan bakmayı deneyelim: İmân (güzelliÄŸin tartışılmaz bir geçerliliÄŸi olduÄŸuna inanmak), ortak deÄŸerleri yüceltme (güzel, yakışıklı, genç ve şık olmak), güzelliÄŸe perestiÅŸ (güzelliÄŸin o törende geçer akçe olan tek deÄŸer olarak yüceltilmesi), huşû (gösteri esnasında herkesin nefeslerini tutarak “resm—i geçid”i izlemesi), sunak yeri veya “sırat köprüsü” (kızların güzelliÄŸini sergilediÄŸi podyum), vecd hâli (seyircilerde sahnede olup—bitenlere karşı derin bir hürmet hissi, seçilen veya seçilemeyen kızların yoÄŸun duygu baskısı altında aÄŸlamaları), mizân terazisi (jüri), perhiz ve sabır (kilo ve form endiÅŸesi ile öğünleri yarım havuç ve marul yaprağı ile geçiÅŸtirilen azap günleri), mükâfat (dereceye girmek ve hediyeler kazanmak), gaflet (kaybedenlerin “kazanacaklarını” umması), sevâba nailiyyet (seyircinin kazancı) ve daha neler…
* * *
Modern hayat “mâbed”siz olmuyor; buyurun ilk elde hatırlayabildiÄŸimiz “mâbed”leri birlikte sıralayalım: Kapalı spor salonları, stadyumlar, pahalı lokanta, gazino ve oteller, sergi salonları, güzellik “enstitüleri”, devâsâ köprü, baraj, viyadük, otoyol ve binalar, özel, muteber ve pahalı hastaneler, jimnastik salonları, yüzme havuzları, plajlar, tatil siteleri, sinema, konferans ve konser salonları, büyük, pahalı ve modern ÅŸirket merkezleri, miting meydanları, süpermarketler, plazalar ve daha neler…
Sizi, dış görünüşü ve iç mimarisi ile olduÄŸunuzdan farklı bir hâlete büründürmeye sevkeden her mekân aslında birer seküler “mâbed” deÄŸil midir?
* * *
Bir ömür boyunca en azından bir kere ziyaret etmemeyi onulmaz bir eksiklik saydığımız mekânlar aslında birer seküler “hacc” mevkiidir: Louvre Müzesi de olur, Miami plajları da, Bodrum da olur Disneyland da…
* * *
Bütün kalabalıklar “âyin” psikolojisi ile hareket eder; insanları bir araya getiren sebep —ne kadar lâdinî olursa olsun—, bir süre sonra mukaddesleÅŸir: Miting, futbol maçı, musiki konseri, panel, defile… Le Bon’a göre bir “yığın”ın aklîlik derecesinin ortalaması, o topluluktaki en zayıf kiÅŸinin kalitesini geçemez.
* * *
Huşû, karşı çıkılması veya sorgulanması tasavvur edilemeyen saygı hissi demek; tartışılması hoÅŸ görülmeyen her konu, asıl tabiatını “din”den alan bir huşû hissi ile sizi “imân”a dâvet ederken artık seküler olmadığının farkında bile deÄŸildir: Bütün ilmî paradigmalar huşû ile beslenir, tahlil, tahkik ve akıl yürütme ile tâzelenirler.
* * *
Seküler hayat âhengi “kurban”sız edemez ve sadece “insan” kanıyla teskîn olabilir; Sanayi ihtilâli, birkaç işçi ve “çocuk neslini kurban alarak ilk ivmeyi kazanabilmiÅŸti; Fransız ihtilâli aristokratların, Sovyet ihtilâli “iÅŸbirlikçi” burjuvaların fedâ edilmesini gerektirdi; Nazilerin kurbanı, Germen aslından gelmeyenler ve özellikle Yahudiler oldu, FaÅŸistler, “ferd”i devlete fedâ ettiler.
* * *
“Tevbe”, seküler libas içinde kâh “otokritik” olur, kâh özeleÅŸtiri; “İtiraf ederek” arınmak bir kilise âmentüsü; Sovyet mahkemeleri zulüm yılları boyunca revizyonistlerin ve karşı ihtilâlcilerin itiraflarını dinlemekten usanmadı.
* * *
Ahlâk’ın menÅŸei din ama her meÅŸrebin dinden yalıtılmış olmak iddiasında bulunduÄŸu bir ahlâk nazariyesi var: “Kumar borcu nâmustur” kaziyyesinden baÅŸlayıp, faizle kazandığı parayı, “hayat kadınları”nın kazancıyla takas ederek aklamaya çalışanlar da. Cenevre sözleÅŸmesi, âhir zamanların savaÅŸ ahlâkı; “insan hakları”, literatürü, dinî menÅŸe’inden ne kadar koparılabilir?
* * *
Dinî sembol, kavram, ritüel, espri ve gelenekleri seküler (!) hayattan koparıp atmak mümkün olmadığına, mukaddeslik atfetmeden, dokunulmazlık surları inÅŸa etmeden, huşû ile titremeden asrî cihazları çalıştırmayı göze alamadığımıza göre, dini sadece “dinî” alan içinde kavrayan ve kabul eden insanlara —zamana göre muhtelif derecelerde, “Kunta—Kinte” muâmelesi revâ görmek, en azından dürüstlük deÄŸil. İlk pozitivistler, kendi dinlerini ilân edip, pozitivist mâbedler inşâ edecek kadar, mihrâba aklı temsîl eden kadın figürünü iliÅŸtirecek kadar kendi mantıklarına sâdık kalabilmiÅŸlerdi. O halde insanı hakiki mânâda hürleÅŸtirmek ne kelime, baÅŸka tanrılara kulluÄŸa zorlamaktan baÅŸka nüktesi olmayan seküler kılıklı “yarım—din”lere niçin saygı duyalım?
* * *
Her yıl defalarca tekrarından usanç getirilmeyen güzellik yarışmaları, Aztek’lerin kendi ilahlarına genç kız kurban ettikleri (ve batılı antropologların pek vahÅŸi buldukları) dinî âyinlerden daha samimi; bir Åžaman raksının ihlâsını, “bale”den beklemek haksızlık; YaÄŸmur duasına çıkanlar, bir futbol maçından dönen insanlardan şüphesiz daha mutlu!
* * *
Din aleyhtarlarını, sekülerizm edebiyatçılarını, laiklik rekortmenlerini ciddiyetle dinlemeye hazırız, ama “yeni” ÅŸeylerden bahsetmeleri ÅŸartıyla!
İlgili olabilecek yazılar:
- Dindarlık, sekülerlik ve hukuk üzerine Mitinglerde yükselen, “Ne darbe ne ÅŸeriatâ€? sloganları birkaç bakımdan dikkat...
Ahmet Turan Alkan - 11 Nisan 1998
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=17215
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


