Perihan Hanım!
İstanbul’un henüz birbirinden ayrı dünyalar halinde yaÅŸayan zevk ve kültür iklimleriyle parçalanmadığı günlere gidiyoruz; caddelerinde ağır ve kalantor Amerikan arabalarının azametli görüntüsünden utanır gibi tenha ve mahcup seyrettiÄŸi, balıkçı kahvesindeki gramofonla en ÅŸatafatlı gazinolarda aynı ÅŸeyleri terennüm eden naÄŸmelerin uçuÅŸtuÄŸu, BoÄŸaz baliklarinin bir ekmek fiyatına fukara sofralarını bile teÅŸrif edebildiÄŸi bir İstanbul için kapatın gözlerinizi. İstanbul ÅŸivesi denilen ve bende nedense hep Hacı Bekir’in limonlu akidesinin damakta bıraktığı lezzeti hatırlatan bir akıcılıkla cevelan eden Türkçe musikisinin yalılarda, berhanelerde, kahvede, iskelede, birbirinin hüsnünü seyretmekten usanç getirmeyen ızgaralı cumbalarda seslendirildiÄŸi İstanbul’u düşünün: “Yol Ayrımı”nın, “Huzur”un, “İbiÅŸ’in Rüyası”nın, “Yalnızız”ın İstanbul’unu bütün pastel tedaileriyle zihninize çağırın.
Ve pikaba bir “Perihan Hanım” plağı yerleÅŸtirerek içinde benliÄŸinizi misafir ettiÄŸiniz kasanenin bütün pencerelerini kemal-i edeb ve huÅŸu ile sıkı sıkıya kapatın.
İşbu yazı Perihan Hanım’a dairdir; Türk musikisini kendinden öncekileri kıskandıracak ve haleflerini solgun bırakacak derecede yüksek bir beyin ve hançere zenginliÄŸi ile teganni eden o büyük sanatkarın, Perihan AltındaÄŸ Sözeri Hanımefendi’nin huzurundayız ÅŸimdi. Gramofonun iÄŸne hışırtısını tez zamanda hükümsüz bırakan kısa bir taksimi müteakip Suphi Ziya Bey’in muhayyer makamındaki “Titrer yüreÄŸim her ne zaman yadıma gelsen” sözleriyle baÅŸlayan o nefis eserin Perihan Hanım’ın beyin çeperlerinde nasıl tannan ve leziz akislere dönüştüğünü seyredin; “Biz böyleliÄŸin görmemiÅŸiz fasl-ı baharın” mısraında hayretini dile getiren saire hak vereceksiniz. Felek, kadın sesiyle bir böyle terennüme henüz ikinci defa ÅŸahit olmamıştır; emin olunuz.
Sonra Hüseyin MayadaÄŸ’ın hicaz diliyle dünyaya getirdiÄŸi “Söyle derdini kaç yıl çekecek bu dertli başım”, Udi İbrahim Efendi’nin “Sevmediklerinle gönül avutma”, Selahattin Pınar’ın “Yalnız benim ol el yüzüne bakma sakın sen” isimli ateÅŸparelerine uzatın elinizi. EndiÅŸeye mahal yoktur; yakmayacaktır. Uhrevi dikkatler çaÄŸrıştırmasa da “deni dunya” diye aÅŸağılayıp durduÄŸumuz geçici hayatın bile henüz tanıyamadığımız ve hatta farkına bile varmadığımız nice buruk lezzetlerinden haber verecektir. Fani dünyayı üç talakla boÅŸamadan önce, onun peçesini bile kaldırmayı ihmal edenlerin dramı, bütün ipuçlarıyla bu hengamededir. Perihan Hanım, yirminci yüzyılın Türk mûsikîsi icrasında ibraz ettiÄŸi kalite ile kendi yalnızlığını inÅŸa etmiÅŸ bir fenomendir. Onu, bu devrin şöhretleriyle mukayeseye kalkışarak “nereden nereye geldik” demek densizliÄŸine düşmeyeceÄŸim; elması akikle karşılaÅŸtırmak abesinden kaçınacaÄŸim; sadece ÅŸu kadar: O, bugün dahi gerçek aristokratlara yaraşır bir zerafetle taşıdığı hanımefendi ÅŸahsiyeti, mihenk kabul etmez ses kumaşı, ancak beyinde rafine edilebilen yorum kabiliyeti ve bütün vasıflarını gümüş bir bros gibi ikmal eden sade guzelliÄŸi ile sanat dünyamızdan nadiren gelip geçen gerçek bir deÄŸerdir.
Türk mûsikîsi, manidar bir kitle halinde varoluÅŸumuzu seslerin dünyasında idrak edebildiÄŸimiz bir ÅŸuur sahnidir ve vasatı dinleyici için bu mûsikînin derinliklerini fark edebilmek, ancak büyük çaplı icra ve icracilarla tanışmakla mümkündür. Perihan Hanım, kendi gökkubbesini ses ÅŸehrayinleriyle parıltılara gark ettikten sonra inziva köşesinde dinleniyor ÅŸimdi; benliÄŸini misafir ettiÄŸi kasanenin bütün pencerelerini harice sımsıkı kapatarak; zihinde İstanbul’un henuz saadetli devirlerinden suretler gösteren hatıralar ve dudağıyla kalbi arasında gezdirip durduÄŸu kurdili hicazkar bir Selahattin Pınar bestesiyle: “Gel gitme kadın, ruhumu hicranına yakma…”
Onu sadece 78′lik plaklarından tanımış ve temsil ettiÄŸi ÅŸahsiyet ve sanat bütünlüğüne meftun olmuÅŸ bir hayranı olmak sıfatıyla Perihan Altındag Sözeri Hanımefendi’ye sıhhat, afiyet ve saadet temennileriyle…”"Hamis: Uzun bir fasıldan sonra beni Perihan Hanım’in plaklarıyla yeniden buluÅŸturma zevkini bahÅŸeden deÄŸerli musikiÅŸinas Rıfat Kaya aÄŸabeyime şükranla.
İlgili olabilecek yazılar:
- Lâtife Hanım’ın özel evrakı Öyle görünüyor ki Gazi Mustafa Kemal PaÅŸa’nın zevcesi Lâtife Hanım’ın...
- Yalnız deÄŸilsiniz AyÅŸe Hanım Diyanet Vakfı Kadın Faaliyetleri Müdürü AyÅŸe Sucu, Aksaray’da hanımlara hitaben...
- Pardon yani hanımefendi! Kavramların canına okumuÅŸuz, farkında deÄŸiliz. Herkes “güven”den bahsediyor. Bunalımı karşılıklı...
- Yaşlı hanımların hiç geçmeyen güzelliğine dair Biliyorum, hanımların büyük çoğunluğu, olduklarından genç ve güzel görünmekten haz...
- Bugün dükkânımız kapalı hanımlar beyler! Değerli okuyucular, bu hafta köşemi, gazetemizin genç muhabir stajyerlerine vermeyi...
Ahmet Turan Alkan - 4 Kasım 1996
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1996/11/04/kose/kalemle/index.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
-
perihan reyhan alkan
-
ahmet


