Ordu ve ben
Ertuğrul Özkök dünkü yazısında, dövizle askerlik yapan tanıdık bazı gençlerin şikayetini dile getirdi ve ülkesine samimi bir sadakatle bağlı bu gençlerin, kendilerine verilen doktriner eğitimden yakındıklarından bahsetti.
Ayrıca “yazıp yazmamak konusunda” hayli düşündüğünü de ilave ediyor.
Bu duyguyu iyi biliyorum; Silahlı Kuvvetler’le ilgili tariz veya sitem kabilinden bir ÅŸey yazarken gırtlağın dokuz boÄŸum olduÄŸunu fark etmiÅŸimdir hep. Varlığına ve gerekliliÄŸine inandığınız bir kurumu eleÅŸtirmenin üslûbunu kurmak kolay deÄŸildir; zira o konuda söylenecek sözlerin en azından iki farklı yüzü ve anlamı olduÄŸunu bilirsiniz. Bunca çeliÅŸkinin içinden etkili ama âdil hüküm çıkarmak zordur. Bu zorluÄŸun bir baÅŸka boyutu ise, gerek ÅŸahsen, gerek kurum kimliÄŸi sıfatıyla yaÅŸadığımız çeliÅŸkilerdir.
Neyi kasdediyorum; bilinen şeyler aslında!
Bizim de tanıdığımız gençler askerden gelirler, “ne ümitlerle gitmiÅŸtim; ÅŸimdi büyük hayal kırıklığı içindeyim” derler. Ayrıntıları sormam bile, üç aÅŸağı beÅŸ yukarı benzer ÅŸeylerdir: Kötü söz ve davranış, aÅŸağılanma, inanca hürmetsizlik vb. Yazmam, yazamam, elim gitmez. O haldeki bir genci nasıl teselli edebilirseniz edersiniz; “Ordusu olmayan milletin izzeti olmaz; birkaç kötü örneÄŸe bakarak tamamı hakkında hüküm verme” deriz. Ertesi gün bir emekli paÅŸamız çıkar, “ordu peygamber ocağı filan deÄŸildir, nereden çıkarıyorsunuz bunları” diye kantarın topunu kırarcasına konuÅŸur, “ayıp oluyor paÅŸam” meâlinde kırık-dökük itirazdan ötesine dilimiz gitmez.
Åžahsım adına söyleyim; militer ruhlu olduÄŸumdan deÄŸildir lakin Pasivist de sayılmam; ordu üzerinden darbe ve ihtilal heveslisi takımından olmadığımızı cümle-âlem bilir. Biz devletin askerini de polisini aile terbiyesi, tabii muhit terbiyesi iktizasınca severiz. Devletin sivil aksâmına daha yüksek perdeden yönelttiÄŸimiz eleÅŸtiriler, cihet-i askeriye söz konusu olunca pes perdeye düşer. Tekrâren: Korkaklıktan, cesaretsizlikten deÄŸildir, Adalet Bakanı’nın tâbiriyle, “yedeÄŸi olmayan kurum”lardan olduÄŸu içindir. Bir nevi devlet terbiyesi muktezâsındandır. Ordunun doÄŸrudan siyasetle uÄŸraÅŸtığı tarihi devirleri iyi okumuÅŸuzdur; bunun ne menem bir fitne, ne yaman bir zaafiyet olduÄŸunu biliriz. Gönlümüz kırılır, kalbimiz burulur, dilimiz ses vermez.
Cihet-i askeriye’de ÅŸu bizim hassasiyet nokta-i nazarımızı anlayan, bilen hisseden, paylaÅŸan ve hak veren var mıdır; doÄŸrusu pek merak ederim.
Bugün olmuş, bu satırların üzerine yazılı olduğu gazete, askeri mahfillere göğsünü gere gere giremez. Bilgilendirme toplantıları olur, biz haberleri ikinci el kaynaklardan öğreniriz. Neyse kabahatimiz, nice zamandır akreditasyon listelerinde esâmimiz okunmaz.
Belki de bize mahsus yanlış bir intibâdır; evlâdımız askeri okullara heves edecek olur, acı acı gülümser, genç dimağını allak-bullak etmemek için susar, başka ihtimallerin daha gerçekçi olduğundan dem vururuz.
DoÄŸrudur, cihet-i askeriyenin ErtuÄŸrul Özkök’ü rahatsız eden “doktriner” retoriÄŸi ile benim fikirlerim arasında esaslı farklar vardır ama ben bu fikir ayrılıklarından sistematik, köklü bir ordu düşmanlığı çıkarmam, çıkaramam; gönlüm elvermez ve çeliÅŸkiyi bir adım daha öteye taşıyarak hem TSK’ya yönelen bilinçli hınç kampanyalarına samimi bir tepki gösterirken, dilimin döndüğü kadar eleÅŸtirmekten de geri durmam.
Bu duruş yerimin başkalarınca nasıl algılandığı başka bir meseledir ama durum budur: Türk ordusu, devletin bel kemiğidir; ona ârız olacak zaafiyet bütün heyetimizi kötületir. Bu ordu 27 Mayıs ve akabindeki 22 Şubat, 21 Mayıs bâdirelerinden büyük zararla çıkmıştır; sonraki her darbe ve muhtıra teşebbüslerinde hep o kâbus ihtimâli akla gelir; gündelik siyaseti takib eden ordunun güvenilirliği zayıflar ve muhariplik kudreti aşınır. Ben ise ordumun herkese güven ve saygı telkin etmesini isterim;
Daima!
İlgili olabilecek yazılar:
- Evet, ‘ordu göreve!’ 21. yüzyılın onuncu yılındayız ve ülkemizde TSK hâlâ, gündelik hayatı,...
- Ordu için, orduya raÄŸmen Ergenekon veya nâm-ı diÄŸer, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı baÅŸkaldırı suçu...
- Ordu ve ‘biz’! Biz hâlâ “dokuz boÄŸum diye yutkunup dururken gırtlağında tek boÄŸum...
- Ordu, siyaset ve toplum ilişkilerinde yeni bir çığır açılırken Türkiye’de sağ-muhafazakâr geleneğin kültür köklerinde orduya ve askere muhalefet yoktur....
- Ordu-toplum iliÅŸkilerinde yeni bir anlayış lazım EÄŸer Cumhuriyetimizin kurulu-ÅŸunda bir “askeri vesayet” vakıası mevcutsa -ki mevcut-,...
Ahmet Turan Alkan - 15 Mart 2006
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060315&hn=265769
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


