“Ölü Köşe Yazarları DerneÄŸi”

Eskiden “Bâbıâli” derlerdi -ve bu tâbir ÅŸu “greko-romen” kılıklı medya tâbirinden şüphesiz daha güzeldi-, iÅŸte o eski tâbirin yeni karşılığı ile Türk basınının mühimce bir kısmı hayli zamandan beri bir “Ölü Köşe Yazarları DerneÄŸi” halini almış gibi geliyor bana.

Köşe yazarlığını, “Batı’nın ciddi kroniklerinde köşe yazarlığı diye bir kurum yok azizim: bu tamamen bize mahsus alaturka bir icat” diyerek küçümseyenlere iÅŸtirak etmiyorum; günde en az üç gazete geçiyor elimden ve her gazeteye eÄŸildiÄŸimde “köşe yazısı” okumadan haberlere bakmıyorum. Haberin haber olarak izzet ve itibarı kalmadı çünkü. Bazen doÄŸrudan köşe yazısı okumak, Türkiye’de nelerin olup bittiÄŸini anlamak için daha güvenilir bir mehaz teÅŸkil ediyor; zira “sahibinin sesi” sıfatıyla hangi kurum ve isimin bir olay karşısında nasıl tavır takındığını anlamak, nirengi direÄŸi gibi vazife gören köşe yazarlarının sütunlarından rahatlıkla anlaşılabiliyor; öyleyse habere ne hâcet?

Birkaç gün önce Avrupa baÅŸkentlerinden birinde görev yapan bir Türk gazetecisine uluslararası bir basın kuruluÅŸu tarafından ödül verildi; bu Türk gazetecisinin ödül heyecanıyla söylediÄŸi sözler o kadar dikkat çekici ve samimi ki, basın-yayın okullarında ibret diye okutulsa yeridir. Diyordu ki, “Bu ödülü hak ettiÄŸime inanıyorum; çünkü yıllardan beri yaptığım haberlerle bana ödül verilmesine sebep olan anafikiri destekleyip durdum.” Şüphesiz bu gazeteci ÅŸecaat arz ederken haberi, “haberci” sıfatını nasıl suiistimal ettiÄŸinin farkında bile deÄŸil henüz. Klasik târif şöyle deÄŸil miydi: “Haberci, haberi yönlendirmeden BeÅŸ N kaidesine itaat ederek ve tarafsız bir eda ile sunar ve böylece okuyucuya yorum imkânı bırakır. Haberin içine yedirilmiÅŸ yorum veya daha kötüsü yorumun içine sızdırılmış haber makbul deÄŸildir.”

Özellikle 28 Åžubat’tan beri adı büyüğe çıkmış holding gazeteleri, gazeteciliÄŸin temel kaidelerine karşı “topyekun savaÅŸ” ilan ettiler; kavramlar alabildiÄŸine istismar edildi, çarpıtıldı ve deÄŸil mesleÄŸin temel kaideleri, gerektiÄŸinde kanunlar, hatta anayasa hükümleri bile ayaklar altına alındı. “Andıç” skandalı patlamadan önce bu gibilerin ne kadar yanlış bir gazetecilik üslûbu tutturduklarını görebiliyorduk; ama “Andıç”tan sonra peruk düştü ve altından “bâkir tabiat manzaraları” göründü. Bu derece keyfi gazetecilik üslûbu, devletin içindeymiÅŸ gibi görünen bir kısım odaklar tarafından alenen desteklenince “meslekî otokontrol” dumûra uÄŸradı ve bu eyyâm içinde gazetelerinde “köşe taşı” mevkiinde âleme ahkâm kesen pek çok yazar, farkına bile varmadan “Ölü Köşe Yazarları DerneÄŸi”ne üye yazılıverdiler. Åžimdi isimlerini zikretmeÄŸe hâcet görmeden “Ölü Köşe Yazarları DerneÄŸi”nin mümtaz ve sembolik simâlarını kısaca tasvire çalışacağım.

* * *

Adam gazetesinin baÅŸyazarı; hariçten bakıldığında Lordlar Kamarası’na giderken yanlışlıkla Avam Kamarası’na girmiÅŸ bir asilzâdenin ÅŸaÅŸkın ve ürkek davranışları içinde. Kavram kullanmayı bir tarafa bırakalım, sözlükten istifade etmekte bile baÅŸarısız. Politik tutumu, mensup bulunduÄŸu holding patronunun gündelik siyasetine endeksli. İcab ettiÄŸinde son derece kışkırtıcı hatta tetikçi üslûpta yazılar döktürebiliyor; havalar yatıştığında ise barışçı, demokrat ve arabulucu. İtibarı ÅŸimdi hazan yaprakları gibi kaldırım diplerinde sürünmekte; ama o farkında deÄŸil. Böyleleri için itibar kavramı, holding patronunun ona gösterdiÄŸi güvene baÄŸlı bir keyfiyet çünkü.

Onu, “Ölü Köşe Yazarları DerneÄŸi”nin genel baÅŸkanı ilan etsek yeridir; en azından fizikî imajıyla böyle bir onuru hakediyor.

* * *

Adamın gazetecilikte uzmanlığı, meÅŸhur politikacılardan birine yaslanıp onun hususi “nâşir-i efkârlığını” yapmak. Adamı, yani ekmek teknesi siyasette idbâre düşünce bu defa tek ÅŸahıs yerine, bir partiye hulûl ederek “parti muhabiri” olmaya soyunuverdi. O da Türk basınının gizli iÅŸsizlerinden. “Dernek”e iyi genel sekreter olur!

* * *

Adam eski kalecilerden; yılların futbol yazarı; ama yıllardır aynı cümleyi muhtelif varyasyonlarıyla tekrarlayıp durarak bu iÅŸten ekmek yiyor: “Ben zaten demiÅŸtim!” Futbolda “ben zaten demiÅŸtim” kehânetini tutturmak için allâme olmak gerekmiyor. Yazardan çok futbol filozofu ve oturaklı memleket büyüğü edâlarında. Hakkındaki kararımı, bir kaleciye verdiÄŸi dede nasihatını okuduÄŸum gün vermiÅŸtim: “Kaleci kardeÅŸim, topu tuttuktan sonra kale çizgisinden içeri girersen gol olur!”

Yaşına hürmeten derneğin haysiyet kurulunda yer alması uygun olur.

* * *

Adam küfürbaz, adam saldırgan, adam cahil; ama kuş beslemekte üstüne yok; yıllardır bir yerlerden uçup masasının ucuna konan kuşların gagasında taşıdığı bazı dosyaları yayınlayarak büyük şöhret oldu. Eski sosyalist, yeni devletçi. Üç-beş gazeteci arkadaşı ve patronu hariç herkesten nefret ediyor. Yazılarını üsluba çekerek değil, aklına geldiği gibi kaleme alıyor. Mevzu bulamayınca basıyor küfürü.

Misyonuna izafeten onu, derneğin güvenlik şefi yapmalı.

* * *

Adam “silk-i askerî”den matrud. Bugünlerde devlet menfaatlerini savunmak ona kaldığı için aklı başında çevrelerde devletin akıbetinden fena halde endiÅŸe ediliyor; Türkçesi zayıf ama dindarlara reaksiyon göstermekte bir tazı çevikliÄŸi gösterdiÄŸi için mâlum sürecin yükselen yıldızı oldu.

Derneğin genel kurul toplantılarından evvel içtima, yoklama ve tekmil gbi ritüelleri ifada işe yarar.

* * *

Adam eski gazeteci ve hâlâ gazeteci; vaktiyle muteber bir köşke sır kâtibi yazıldığında herkes ne kadar şaşırmıştı; çünkü bütün ömrü, sır kâtibi yazıldığı politikacıya sebb-ü şetm eylemekle geçmişti. O iş bitince eski alışkanlığına dönmekte fütur göstermedi ve sır kâtipliğini yaptığı siyâsinin boş bulunup da ağzında gevelediği sözleri kitap yaparak piyasaya sürdü.

Yazarlığına diyecek yok; ama meşrebindeki zaaflarından ötürü o da köşe yazarlığının meyyit-i müteharriklerinden. Derneğe alınmasında bence sakınca yok; ama yanında boş bulunup da ileri geri konuşmaya gelmez; hemen kitap yapıverir!

* * *

Adam “Amiral gemisi”nin en bir genel müdürü; o da eski sosyalistlerden; insânî tek tarafı, arada sırada gaflete düşüp (veya “knock down” vaziyetlerine girip) saf saf doÄŸruları yazması. Aslında iyi gazeteci; ama onu patronunun iÅŸ takipçiliÄŸi yapmak mahvetti. Bu yüzden itibarı çok sarsılmış durumda. Türkiye’de “yeni hayat”ın ve tüketim kültürünün öncülüğünü yaptığı hafta sonu yazıları, basın sosyolojisi dalında tez yapacaklar için iyi malzeme teÅŸkil eder.

Derginin ihale komisyonunda çok faydalı olacağı kanaatindeyim.

* * *

Ve daha niceleri; köşe yazarlığı biraz da onlar yüzünden “alaturca” bir imaj kazandı. Onların gerçeklerle ve doÄŸrularla iÅŸi yok. En büyük kabiliyetleri siyasî havayı çok iyi koklamaları, daima siyasî ve sınâi güç santrallerine yakın pozisyon almakta maharet kesbetmiÅŸ olmaları ve gerektiÄŸinde hakikati kırk yerinden bıçaklayabilmeleri! Her biri kendi gazetesinde ve kendi aurasında birer yıldız; fakat onlardan yarına fikrî sahada hiçbri ÅŸey kalmayacak ve yazdıklarını günün birinde, “Türkiye’nin kollektif bir illüzyona uÄŸratılmasında emeÄŸi geçenler” konusunda araÅŸtırma yapanlardan baÅŸka kimsenin ilgisini çekmeyecek ve günün birinde gazetecilik okullarında hocalar, bu gibi şöhretlerin resimlerini slaytla perdeye düşürüp, “böyle gazeteci olacaksanız, gidip sebze halinde limon satın daha iyi” diyecekler.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Köşe yazarları çare de gösterir; nitekim… Trabzonlular kav gibi bir topluluk, üflesen tutuÅŸuyorlar; bu hâleti “içerden”...

- 9 Aralık 2000

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=13625

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.