Ö-ze-leş-ti-ri!
Dün 28 Åžubat’ın yıldönümüydü; zihin tazelemek için Anadolu Ajansı’nın yayınladığı, “Türkiye Cumhuriyeti, 80 Yıl Kronolojisi” adlı derlemenin 97′li yıllarına göz attım. Rûhum sıkıldı, içim daraldı, bunaldım.
Bizde hâkim kanaat ÅŸudur: “28 Åžubat’ı askerler yaptı; Müslümanlar maÄŸdur oldu”. DoÄŸru olmasına doÄŸru fakat vahim derecede eksik.
28 Åžubat sadece askerlerin eseri deÄŸil, tırnak içindeki “Siviller”in, freni tutmayan erbâb-ı siyâsetin ve onların yüreklendirdiÄŸi çevrelerin katkısı ihmâl edilmez. Askerleri ne zaman ve kim, “Cumhuriyet tehlikede; iktidar olayları seyrediyor, devletin dümeni elden çıkmak üzere” diye yönlendirirse cihet-i askerîden alâka görür. DoÄŸru-yanlış, askerler böyle algılıyor, böyle düşünüyorlar. İlk tepkileri hemen, “Yaa, öyle mi; biz bu ülkeyi sokakta bulmadık, yaparız gereÄŸini” oluyor ve neticede, -kendileri de beÄŸenmese de- bilebildikleri kadarını yapıyorlar.
28 Åžubat döneminde Refah Partisi, DYP ile iktidar ortağı idi; Necmettin Erbakan ise BaÅŸbakan. Bugünden düne doÄŸru baktığımızda Erbakan’ın süreci doÄŸru okuyamadığını daha net ÅŸekilde görünce içim sızlıyor; nitekim dün katıldığı, “28 Åžubat ve Ticari Hayata Etkileri” toplantısında yaptığı açıklamada, “RP’nin ekonomi ve dış politikadaki baÅŸarılarından rahatsız olunduÄŸu için böyle bir yola girildiÄŸini” savunuyor ve şöyle devam ediyor: “EÄŸer bugün hanımının başı örtülü olan bir bey cumhurbaÅŸkanı oluyorsa, o sizin çalışmalarınızın sonucudur, onların çalışmasının sonucu deÄŸil.” Bu cümlede “siz” zamiriye kasdedilen, toplantıyı düzenleyen Esnaf ve Sanatkarlar DerneÄŸi mensuplarıdır, “onlar” ise galiba bugünkü AK Parti yöneticileri olsa gerek!
Ben bu deÄŸerlendirme biçimine ve mantığına hiç katılmadım; ne dün, ne bugün. Eski okuyucularım, vaktiyle bu sütunlarda kaleme aldığım, “Müşarünileyh” ve “Müflonlu Terlik I, II” baÅŸlıklı yazıları hatırlarlar mı bilmem; arÅŸivde duruyor ama.
İşte o yazılardan birkaç satır: “Sizi üslûbunuzdan ötürü deÄŸil de peÅŸinen inandıklarınıza saygı duymadıkları için eleÅŸtirenlerle aynı safa düşmemek için suskunluÄŸu tercih ettikçe siz bu tavrı, belki de zımnî kabul olarak algıladınız. DoÄŸrusu, vaktiyle bizi ne kadar sıklıkla güç durumlara düşürdüğünüzü hatırlayamazsınız bile. Sözlerinizdeki doÄŸrular eÄŸrilerden çoktu ve biz doÄŸruların hatırı için, eÄŸrileri görmezden geldik. Üstelik ne de çok “maÄŸdur” hallere düşüyordunuz? Ne zaman üslûp hatâlarınızı dillendirmeye kalkışsak, ortada mutlaka konjonktürel bir maÄŸduriyet haliniz mevcut bulunuyordu. Bizim maÄŸduriyetlere hürmetimiz, çok defa sizi cepheden eleÅŸtirmek arzumuzu bastırmıştır. Galiba bu hâleti biraz da istismar ediyordunuz!”
Bu satırlar ki, o zaman Erbakan’ı samimiyetle seven insanları üzmüştü, ama biz hep aslında sadece onlar üzüldüğü için üzülüyorduk, anlatamadık.
Sadede gelelim: 28 Åžubat sürecinde inananlar, Müslümanlar, süreçten şöyle veya böyle zarar görenler, doÄŸru-dürüst bir özeleÅŸtiri cehdi içinde görünmediler, hâlâ görünmüyorlar. O devr-i meÅŸ’umda hatâlar, aşırılıklar, lüzumsuzluklar vardı; ufuksuzluk, acelecilik ve kesin inançlılara (Mü’min kavramıyla karıştırılmasın!) mahsus, “iÅŸte ÅŸimdi bizim devrimiz geldi” iyimserlikleri vardı; o sert düşüşün kronolojiye kazılmış izleri pek acıdır: 28 Åžubat 1997 tarihli MGK’da Ordu, hükümetin önüne yapılması gerekenlerin listesini koydu; BaÅŸbakan Necmettin Erbakan 2 Mart’ta kararları imzalamayacağını açıkladı; üç gün sonra onayladı. 13 Mart’ta ise RP içindeki itirazlara raÄŸmen, “Bunların çoÄŸu zaten yürürlükteki kanunların uygulatılmasıdır. Kimse tereddüd etmesin, bu kararların hepsi uygulanacaktır” dedi.
Ve uygulandı; bugünlere böyle geldik ve ben yıllardan beri “Müflonlu terlik” yazıları kaleme alıp duruyorum.
Beş hecelik bir kavram neticede: Ö-ze-leş-ti-ri!
İlgili yazı bulunamadı.
Ahmet Turan Alkan - 1 Mart 2010
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=956661
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


