Neyse ki “Temel” var

Belki tabir biraz itinasız ama adresi doÄŸru; vaktiyle Anadolu’da her beldenin meÅŸhur birkaç “deli”si vardı; ÅŸimdi insanların yalnızlığını artıran ÅŸehir ikliminde, deliler de dahil “maruf ve meÅŸhur” hemen hiçbir ÅŸey kalmadı. Delilere son zamanlarda kibarlaÅŸan “özürlü” jargonunda hangi sıfatın verildiÄŸini bilmiyorum; galib a en doÄŸrusu “zihin özürlü” demektir.

Eskiden çocukluk haletiyle delileri uzaktan izler, nasıl “delirdiklerini” anlamaya çalışırdım; kendi kendilerine yüksek sesle konuÅŸur, bize garip gelen el-kol hareketleri yapar, bazen en dayanılmaz kışkırtmalara bile sabırla tahammül ederken, bazen en sıradan ve olaÄŸan hareketler karşısında barut fıçısına dönerek öfkeyle indifa ederlerdi. Artık insanların hangi dayanılmaz baskı altında bütün zihin sigortalarını yakıp, yeni ve farklı bir ruhi denge seviyesinde kendileriyle barışık kaldıklarını anlayabiliyorum: Belli ki dışardan bize delilik gibi görünen davranış, akıl melekesinin fesada uÄŸraması deÄŸil, insanların çoÄŸunluÄŸuna farklı ve garip görünen yeni bir irtifada insanın yeni dengeler inÅŸa edebilmesidir.

Ruh hekimleri herkesin bir miktar dengesiz olduÄŸunu ileri sürüyorlar; bu faraziyeye itirazım yok; çünkü doÄŸru olduÄŸuna inanıyorum. Türkiye’de olup-biteni sindirebilmek için akli melekelerden hiç deÄŸilse bir kısmını devre dışı bırakmak ÅŸart oldu artık. Bu hesaba göre biz, normal delilik sınırına dünya ortalamasının biraz daha üstünde dayanmış bir toplum sayılabiliriz. Bugünlerde delilere atfedilen nüktelerin bana hiç de komik görünmemesi şüphesiz hayra alamet deÄŸil; mesela hastane duvarındaki bir deliÄŸin önünde sıraya girerek saatlerce gözünü deliÄŸe uydurup bekleÅŸen delilerin hikayesini hepimiz biliriz. Rivayet o ki henüz yeterince delirmemiÅŸ bir ziyaretçi saik-i merak ile kuyruÄŸa girip sıra kendine gelince deliÄŸe bakmış ve tabii hiçbir ÅŸey görememiÅŸ; “Yahu burda bir ÅŸey yok” diye ÅŸaşırınca sıra bekleyenlerden birisi öfkeyle homurdanmış, “Biz yıllardır bakıyoruz henüz bir ÅŸey göremedik, sen iki dakik abakmakla ne görmeyi umuyorsun ki?” EÄŸer yeterince zihin özürlü deÄŸilseniz her hükümet programında ve reform paketinde iyiniyetle hikmet veya kurtuluÅŸ reçetesi arayan biz normal ve sıradan insanların safdil beklentisi ile duvardaki delik önünde kuyruÄŸa giren deliler arasında bir fark bulamayacağınızdan eminim. Fıkralarda rastladığımız gülünecek çeliÅŸkiler hayatın normal ahenginde sıradan unsurlar gibi birbiri ardı sıra sökün etmeÄŸe baÅŸlayınca insanda gülecek hal kalmıyor doÄŸrusu.

‘Hastane’nin koÄŸuÅŸlarını dolaÅŸan doktor bir akıl hastasının çalakalem bir ÅŸeyler yazdığını fark edince merakla yanına yaklaşıp ne yazdığını öğrenmek istemiÅŸ, “Mektup yazıyorum.” demiÅŸ deli. “Peki, kime yazıyorsun?”, “Kime olacak kendime.” Doktor dayanamamış, “peki ne yazıyorsun?” Deli, küçümseyen bakışlarla doktoru şöyle bir baÅŸtan ayaÄŸa süzmüş. “Seninki de laf mı doktor, nereden bileyim; mektubu henüz almadım ki?” CiÄŸerlerinin en ücra bronÅŸlarına kadar bütün sicil ve sabıkasına vakıf olduÄŸumuz pek çok “kiÅŸi” veya “kuruluÅŸ”un neler yapabileceÄŸini pekala bildiÄŸimiz halde, yine de “Dur bakalım, ÅŸimdi ne yapacak.” diye meraklanmamız, bence bu fıkranın esprisinden daha çok gülünesi bir haldir. Romalılar, tiyatro duvarlarına “Ahlaksızları gülerek cezalandırıyoruz.” yazarlarmış; doÄŸrusu güzel tedbir; biz ise merakla seyrederek ödüllendiriyoruz; bu tedbirin sıfatını gayrı siz tayin ediniz.

Kendi seçmeninin büyük çoÄŸunluÄŸunun bile “Nerden çıktı başımıza” diye yaka silktiÄŸi bir lidere, dışarılarda bir yerde, adını ÅŸanını bilmediÄŸimiz birtakım kuruluÅŸların ÅŸatafatlı törenler düzenleyerek fiyakalı unvanlar vermesi, ucundan-kenarından sizin de zihin saÄŸlığınızı tehdid etmiyor mu? “Ecnebiler ariftir; adamlar bizi bizden iyi tanıyorlar canım.” diye kurulu tesellilere kendini kandıran takımından deÄŸilseniz iÅŸbu sebepsiz iltifatın manasına ermek için akıl tahtalarından en az birkaçının gıcırdaması gerekiyor bence. Bu konuya eldiven gibi tıpatıp uyan bir fıkra var sırada; Adamın biri geceyarısı “hastane”nin kapısına dayanıp nöbetçi doktoru uyandırmış; “Doktor bey, doktor bey! Erkek hastalarınızdan birinin mutlaka birkaç saat evvel hastanenizden kaçmış olması lazım. Acaba size hastalarınızdan birinin firar ettiÄŸine dair bir vukuat haberi geldi mi?

Doktor, hem vakitsiz, hem de asılsız bir gerekçeyle uyandırıldığına sinirlenmiÅŸ. “Yok bizde öyle bir vukuat, nereden çıkardın ÅŸimdi hastalarımızdan birinin firar ettiÄŸini?”

Adam masum bir tavırla cevap vermiÅŸ: “Az önce bizim hanımın, biriyle kaçtığını haber aldım da, onun için soruyorum doktor bey.”

Sizi bilmem, ben her sabah gazetelere göz attıkça kendimi “hastanenin vukuat defterini” gözden geçiren bir baÅŸhekim gibi hissetmeye baÅŸladım. Deli fıkralarının gazete haberlerinden farkı kalmadı. Takdir edersiniz ki oldukça tatsız bir durum bu.

Neyse ki “Temel” var!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Bu defa -neyse ki- devlet oradaydı! Adapazarı’nda DTP’nin düzenlediÄŸi geceye dışardan müdahale neticesinde çıkan hadiseye “mim”...
  2. Temel meselelere bir de sınıf penceresinden bakalım! ‘Sınıf’ kelimesi, vaktiyle Türkiye’de turnusol kâğıdının görevini yerine getirircesine insanların...

- 20 Aralık 1997

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1997/12/20/kose/kalemle/index.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.