Neydi o fıkra yahu; dilimin ucunda…

Okul binaları bir, adliye binaları iki; bu yapıları inÅŸa ederken cici paracıklara kıymakla kalmayıp, proje beÄŸenmezlik gıcıklığının müntehâsında karar kılacak; “üstümüzde bir dam, etrafımızda bir duvar olsun yeter” demeyeceksiniz. Öyle ki, Mekteple Adliyeyi bir kilometre uzaktan gören kravatının düğümünü gırtlağına oturtup ceket düğmelerini huşû ile ilikleyecek.

Mehâbet denilince evvel emirde adliyeyle maarifin zevâhirini kurtaracaksınız. Zevâhir? Evet, düpedüz zevâhir, yani görüntü, yani şekil ve kabuk.

Zevâhir önemsiz olsaydı giyim-kuşam sektörü acından ölmez miydi?

“Sen benim kalbime bak; niyetim hâlis benim, iki gönül bir olunca samanlık seyran olur” edebiyatının iÅŸlemediÄŸi yerdir buraları; gönülden evvel gözü doyuracak, hürmetten önce mehâbet telkin edeceksiniz. Lâzımdır: En kıytırık ilçenin ilköğretim okuluna, adliyesine bile mehîb bir üslûp giydireceksiniz.

Olmazsa ne olur; “Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü DuruÅŸma Salonu” olur!

Diyeceksiniz ki, Silivri dediÄŸin İstanbul’un gözden uzak bir ilçesi, ne yani, bütçeyi mütevazı tutmayıp da oracığa müheykel bir adliye sarayı mı konduracaktık? Konduracaktınız; Eruh’a da, Hafik’e de, Elmalı’ya, Yusufeli’ne de…

Bakın, “İlk gün fiyasko” diye manÅŸet çekiyor bir kısım medyanın “basınç” işçileri, “Aa, Ergenekondu” diyorlar, “kargaÅŸa”dan dem vuruyorlar. Haksız da deÄŸiller hani. Mâdem dava büyük, mâdem dava Cumhuriyet tarihinin en kritik duruÅŸmalarına sahne olacak, tedbirini önceden alacak, sızıltıya, “lavaboda sabun bulamadım, bu ne rezâlet” yollu mıymıylanmalara mahal bırakmayacaktınız. Görevlilerin organizasyon kabiliyeti kifayet etmiyorsa, özel sektörden danışmanlık, hatta düpedüz düzenleme hizmeti satın alacaktınız.

*

Bakınız, 27 Mayıs Darbecileri bu konuda daha beceriklilerdi. Marmara Denizi’nin ortasındaki salon fevkalâde havadar ve geniÅŸti. Sanıklara ayrılan yer gayet yeterli olduÄŸu gibi her sanığa bir tahta iskemle bile tahsis edilebilmiÅŸti. Sanık yakınları ve avukatları gayet disiplinli bir ÅŸekilde Dolmabahçe rıhtımında tekneye bindiriliyor, yolda hiçbir tâcize uÄŸramıyor ve kendilerine ayrılan yerden duruÅŸmaları izleyebiliyorlardı. Yassıada sanıklarının baÅŸ kiÅŸisi devrin baÅŸvekili bile avukatlarının “Nasılsın?” sorusuna, “iyiyiz, kumandanlarımızın sayesinde çok iyiyiz” diye cevap veriyor, duruÅŸma esnasında azarlanmıyor ve sonrasında herhangi bir baskı veya insanlık dışı muameleye mâruz kalmıyordu. Tabiatıyla duruÅŸma salonunun dışında köfteci, gazeteci, televizyoncu, destekçi, köstekçi kalabalığı da bulunmuyordu. O zamanlar ülkede “milli birlik” âmil, 5′i general, 8′i albay, 7′si yarbay, 10′u binbaşı, 8′i yüzbaşıdan müteÅŸekkil Milli Birlik Komitesi de egemendi. DuruÅŸma salonunun müştemilatındaki lavabolarda sabun bulunup bulunmadığını bilmiyorum; böyle ayrıntıları o vakitler baÅŸvekil’in avukatıyken sonradan siyaset “mütayit”liÄŸine razı olan bir kısım eÅŸhas daha iyi bilir; onlara sormalıdır.

*

Ergenekon duruÅŸmalarının ilk günü, bundan sonrasının basına nasıl aksedeceÄŸi konusunda ilginç işâretlere sahne oldu; bu noktada ÅŸaşırtıcı olan ÅŸey, bir kısım -üstelik kat’iyyen dinci olmayan- basının, “beceremediler iÅŸte, zaten iddialar da fasafiso, ne düzen var, ne ciddiyet” yollu tavrını devam ettirmesidir. Öyle anlaşılıyor ki bu Ergenekon yapılanması, zannettiÄŸimizden daha büyük ve daha kapsamlıdır.

Çıkan sesler bu mânâyı ihsâs ediyor; nitekim bu hususta bir Nasreddin Hoca ile bineÄŸi arasında cereyan eden, “ben nerene vurdum, sen nereden ses verdin?” meâlinde bir hikâyesi olacaktı ama ÅŸimdi ayrıntılarını hatırlayamadım; bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Sahi, neydi o kanun? 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 76. Maddesi, “Soykırım ve İnsanlığa...
  2. Bu ‘baba’lara ne baba deÄŸiyor yahu? Takılmışız “majör olgular”ın peÅŸine, dünyadan haberimiz yok: Radikal’in Kültür/Sanat sayfasındaki...
  3. Zombi oldunuz yahu! CHP, ortaklaşa hayatımızda kapladığı yeri ve anlamı nasıl açıklar bilemiyorum....
  4. Yahu ayıp!… Islak imza meselesinden ötürü halen yargılanmakta olan Albay Dursun Çiçek’in...
  5. Nedir bu tabiblerden çektiÄŸimiz yahu? Naçiz fikrime göre bir kiÅŸinin gerçek mânâda “meslek” sahibi olmasının...

- 22 Ekim 2008

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=752001

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • Salih Zeki ÇavdaroÄŸlu

    Üstâd ın yazısı beni de 48 yıl öncesine götürdü. 27 Mayıs sonrasında Yassıada Mahkemesi denilen bir modern “engizisyonâ€?un kurulmuş olduğu günler. Devrin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri, Genel Kurmay Başkanı v.d. zevat slle tokat gardiyan dayağı içerisindeler.En yakınları bile korkularından sus- pus olmuşlar.â€?Köpekâ€?, â€?bebekâ€?ve â€?iç çamaşırıâ€? gibi ipe sapa gelmez davalarda “Anayasayı ihlâlâ€? ve “vatana ihanetâ€? ile suçlanıyorlar.Sonuçta üçü ipe, bir çoğu müebbet ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılıyor. Bugün Türkiye’ de bir başka dava var.Yine büyük bir kitle Anayasayı ihllal ve darbe ile suçlanıyor. Davanın iddianame safhasından bu güne kadar görülmemiş şekilde, bir siyasi parti lideri “avukatlığaâ€? soyunuyor,hatta savcıları denetleyen bir merci Başkanı imişcesine iddianameyi “fasaryaâ€? olarak addediyor, medyanın bir kısmı işi “mizahâ€? ında ötesine götürüpâ€?sarakaâ€?ya alıyor, bir eski Rektör tutuksuz sanık olarak yargılandığı davadan “Çin işkencesiâ€? gördüklerini iddia ediyor.Geriye dönüp baktığımızda Demokrat Parti mensuplarının gerçekten “Niyaziâ€? olduklarını anlıyoruz…

  • Salih Zeki ÇavdaroÄŸlu

    Üstâd ın yazısı beni de 48 yıl öncesine götürdü. 27 Mayıs sonrasında Yassıada Mahkemesi denilen bir modern “engizisyon�un kurulmuş olduğu günler. Devrin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri, Genel Kurmay Başkanı v.d. zevat slle tokat gardiyan dayağı içerisindeler.En yakınları bile korkularından sus- pus olmuşlar.�Köpek�, �bebek�ve �iç çamaşırı� gibi ipe sapa gelmez davalarda “Anayasayı ihlâl� ve “vatana ihanet� ile suçlanıyorlar.Sonuçta üçü ipe, bir çoğu müebbet ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılıyor. Bugün Türkiye’ de bir başka dava var.Yine büyük bir kitle Anayasayı ihllal ve darbe ile suçlanıyor. Davanın iddianame safhasından bu güne kadar görülmemiş şekilde, bir siyasi parti lideri “avukatlığa� soyunuyor,hatta savcıları denetleyen bir merci Başkanı imişcesine iddianameyi “fasarya� olarak addediyor, medyanın bir kısmı işi “mizah� ında ötesine götürüp�saraka�ya alıyor, bir eski Rektör tutuksuz sanık olarak yargılandığı davadan “Çin işkencesi� gördüklerini iddia ediyor.Geriye dönüp baktığımızda Demokrat Parti mensuplarının gerçekten “Niyazi� olduklarını anlıyoruz…