“Ne oluyor, çizmelerim nerede, atımı getirin!..”

Hatırlar mısınız bir ay kadar önce “Bir kâbusun anatomisi” baÅŸlığıyla, uyku ile uyanıklık arasında radyo haberlerinden YÖK BaÅŸkanı Kemal Gürüz’ün, “hükümetimizin Irak konusundaki politikalarını destekliyoruz” mealinde bir beyanatını dinlediÄŸimi, daha sonra da duyduklarımın hayal mi gerçek mi olduÄŸuna bir türlü karar veremediÄŸimden bahsetmiÅŸtim ya…

Şimdi anlıyorum ki bu tevatürün hakikat olma ihtimali büyükmüş!

Duymamış olamazsınız; iki gün önce sayın Gürüz, rektörleri toplayıp, Kıbrıs konusunda DışiÅŸleri Bakanı’nın beyanatını yalanladıkları için DışiÅŸleri bürokrasisini alenen tebrik etti, alınlarından öptü! “Direnin arkadaÅŸlar arkanızdayız” mesajı verdi. MeÄŸer YÖK, sivil toplum kuruluÅŸu olmuÅŸ haberimiz yok; Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün, Sanayi Bakanı’nın ÅŸahsında hükümeti eleÅŸtirirken bakanlık bürokratlarını yüreklendirmesi gibi bir ÅŸey.

Olmaz demeyelim, olur; burası Türkiye.

Gerçeküstü bir film gibi, insanın gözlerini oÄŸuÅŸturup, “rüya mı görüyorum yoksa gerçek mi?” dercesine kendi etini burası geliyor.

Bu defa sayın Gürüz’ün gerçekten bir panik halinde olduÄŸu fark ediliyor; Rektörler Kurulu’nda hazırlanan bildiriyi okumakla yetinmeyip üstüne “irticâlden” yorum cümleleri eklemek ihtiyacı hissetmesi bir yerde tabii karşılanabilir; ama kurduÄŸu cümlelerin gramer yapısı, Anadolu tabiriyle “yüreÄŸinin kalktığını” gösteriyor; heyecan, öfke ve yeis içinde. Normal zamanda söylememesi gereken veya söylerken uzun uzun düşünmesi icab eden sözleri, bir imdat çığlığı edâsında peÅŸ peÅŸe sıralıyor.

YÖK BaÅŸkanı “hükümetine” açık cepheden muhalefet ediyor; halbuki iki ay önce “hükümetini” desteklediÄŸini belirtmek ihtiyacını hissetmiÅŸti; bu vesile ile YÖK’ün özerk bir kurum olduÄŸunu hatırlamış olmalıdır.

Demek ki özerklik böyle bir şey; bir kamu kuruluşunun yöneticisi, beğendiği hükümeti destekleyip, beğenmediğine bodoslamadan bindirilebilmeli gibi bir şey.

Önceki hükümetler döneminde öğrencilere ve öğretim üyelerine kısıtlama getirilirken muhalefet hakkını kullanmayıp, tam aksine polisiye nitelikteki tedbirleri desteklemesi garip kaçmıyor bu durumda.

Ve ister istemez, “vay canına YÖK meÄŸerse özerk bir kuruluÅŸmuÅŸ” demekten kendimizi alamıyoruz.

İmdat sinyallerinin yeterince etki uyandırdığından emin olamıyor, sertleşiyor, gölge boksu yapmaya başlıyor; isim vermeden birilerini köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.

“Devlet, köktendinci terörün temelini, felsefi temellerini ve finans kaynaklarını oluÅŸturan Vahabi bataklığında boÄŸulmaz.” diyor, “…Molla rejimi kutlamalarına katılanlar olmasına raÄŸmen bu ülke de o bataklığa saplanmaz.” diyor ve ekliyor, “Vahabi bataklığında entari dolaÅŸanlar olsa bile o bataklığa girmez.” diyor.

“Kimi kastediyorsunuz” diyeceklere “onlar kendilerini bilir” demeye getiriyor; biraz daha üstüne gidilecek olursa bildiÄŸi vahim ÅŸeyleri açığa vuracağını imâ ediyor.

Rektörler bildirisinde de aynı ima var, geçmiÅŸte bazı üniversitelerde cumhuriyet düşmanları hakimdi ve bunlar hak etmeyenlere akademik unvanlar dağıttılar; bunların bazısı ise ÅŸimdi devletin üst düzeyinde görev alıyorlar deniliyor özetle. İsim verilmiyor, “siz anlarsınız, üstümüze gelirseniz gökkubbeyi başınıza yıkarız” demeye getiriliyor.

Kime bu hitap, kime seslenilmekte?

Elcevap; hükümete!

Hayır, senaryo değil gerçek.

Sonra durup dururken bir cümle sarf ediliyor:

“Müslüman demokratlık bu ülkede sadece Atatürk’ün tekelindedir.”

Neyse ki Müslümanlığı ve demokratlığı tekil haliyle Atatürk’ün tekeline almıyor; o zaman demek olur ki bu ülkede ne Müslüman, ne de demokrat var. Garip bir niteleme. Bilimsel olup olmadığına gelince, bu muammayı yerli laboratuvarlarda analiz etmek mümkün deÄŸil gibi görünüyor; Avrupa’dan uzman analizci getirtmek lâzım.

Atatürk’ün böyle bir söz söylediÄŸini hatırlamıyoruz; “Bu ülkede Müslüman demokratlığı tekelime alıyorum” diye bir söz sarf etmemiÅŸ. Öyleyse bu atıf ne anlama geliyor? Bunu bilmiyoruz.

Belki de ilham gelmiÅŸtir! Fakat olamaz, “ilham” bilimsel metodun cevaz verdiÄŸi bilgi edinme yollarından birisi deÄŸildir. YÖK BaÅŸkanı, bilimsel yollardan derlenmemiÅŸ bir bilgiyi kullanmaz!

Neden bahsediyoruz biz burada, ne oluyor, atımı getirin, çizmelerim nerede?..

….

Ohh, meğer yine kâbus görmüşüm; hayra alâmet değil bu kadar kâbus görmek ama yine de uyanmak güzel şey.

Ya gerçek olsaydı!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Nerede bu Ankara kedileri nerede bu devlet? Geçenlerde Münevver AyaÅŸlı’nın Dersaadet isimli kitabına takıldı gözüm. Neredeyse iki...
  2. İyi de, “suç aleti” nerede? EÅŸber YaÄŸmurdereli’yi tanımam; farklı dünya görüşlerine mensup olduÄŸumuz açık; ama...
  3. Ne oluyor? -Hocam, ne oluyor; ortalık toz duman? -Türkiye değişiyor Çekirge, olup...
  4. İftar vakti lokantalar dolu oluyor Yazı şöyle baÅŸlar: Oruçlu deÄŸilsiniz; nasıl derler… Bu iÅŸlerle pek...
  5. Nerede ihlâs? Hutbenin başında kıraat olunan âyet ve hâdislerden anlaşıldı ki, ekim...

- 23 Aralık 2002

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2002/12/23/yazarlar/ahmetturanalkan.htm

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.