Nazar etme ne olur; belki senin de olur!
800 metrekarelik bir yeri gözümüzde canlandıralım; bir kenarı 40, öbür kenarı 20 metrelik bir dikdörtgen ki bu ufak küsurat ihmâliyle yan yana konulmuÅŸ iki tane tenis sahası kadar yer…
-Hayrola üstad, bu tenis aÅŸkı nereden zuhur etti diye sormayacağınızı ümid ediyorum. AraÅŸtırdım, öğrendim; 23×10 metre ölçülerinde tenis sahası.
Sekizyüz metrekarelik bir yer (dikkat arsadan bahsetmiyoruz; yer!) bizim müteahhitlerin her kata dört daire yerleştirmek üzere en azından kırk aileyi mesken sahibi yapabileceği bir alan. Biraz dişini sıksa, 200 konutluk sosyal mahalle bile yapar vallahi!
Uzatmayalım Armatör Kahraman Sadıkoğlu on sene kadar önce, deniz üstünde 800 metrekare yer kaplayan bir deniz aracı yaptırmış tersanede; bir yüzer tekne.
Yüzmesine yüzüyor, çünkü suyun üstünde duran fotoğraflarını gördüm gazetelerde ama ne kadar tekne olduğu konusunda ulemâ beyninde hayli ihtilâf çıkacağı kesin! Şahsen ben denizcilikten anlamam; deniz taşıtları konusunda uzmanlığım da yoktur; fotoğrafa baktım, ortada tekne filan göremedim. Vaktiyle boğaz kıyısında, arsa kıtlığından ötürü çaktırmadan denize doğru uzanıp abanmış çalgılı lokanta veya lokaller vardı, onlara benziyor.
Tekneden çok bir tesis; bir deniz aracı olmaktan ziyade bir kara tesisi intibaı bıraktı bende. Zaten dubleks daire tarzında inşa edilmiş; içinde yüzme havuzu, saunası, spor salonu ve helikopter pisti olduğunu yazıyor gazeteler.
-E, yapsın, yaptırsın, bize ne! diyeceksiniz; aynı fikirdeyim, fakat çevreci vatandaÅŸlar aynı fikirde deÄŸil. Onlar bu aracın bir “denizkondu” olduÄŸunu, yüzmekten ziyade, bir kıyıya baÄŸlanıp ev gibi kullanılmak maksadıyla inÅŸa ettirildiÄŸini ileri sürüyorlar.
Demeye getiriyorlar ki, “Bu tekneyi açık denize çıkarsanız dayanamaz, ÅŸekli beyzî yani aerodinamik olmaktan ziyade kunt bir dikdörtgene benzediÄŸi için doÄŸru dürüst yüzemez; bu ancak suyun üstünde durabilen bir ÅŸeydir; su üstünde harekete elveriÅŸli deÄŸildir. O yüzden bir muvazaa eseridir…”
Åžimdi diyeceksiniz ki, “Muvazaa nedir; bilmiyoruz, öğrenmeye mecbur muyuz, niçin bu eski kelimeleri bir yerlerden bulup burnumuza dayıyorsun; bilmiyoruz iÅŸte, ÅŸunun Türkçesi yok mu ey yazar?”
Yok! Olsaydı yazardık. Tek kelimelik karşılığı yok. Mânâsı, “MeÅŸru ve hukuki olmayan bir avantaj elde etmek için meÅŸru görünen bir hileye baÅŸvurmak; kuralı kötüye kullanmak, hile-i ÅŸeriye’ye müracaat etmek gibi bir ÅŸey. İngilizcesi collusion.
…
Denizcilikten anlamam fakat çevreciler bu defa haklı gibi göründü bana.
Ne var ki armatörümüz, adı üstünde armatör; denizcilikten ve denizcilik mevzuatından anlıyor, kendisine, “Muvazaa yapıyorsun; bu tekne deniz aracı olamaz, olsa olsa dinlenme tesisi, lokanta vesaire gibi bir ÅŸey olabilir.” diye itiraz eden bednam muhitlere karşı derhal kontrataÄŸa geçiyor. 16 Ekim 2008 tarihinde teknesini “Sergi/ Gösteri gemisi” olarak tanıtıp gemi tasdiknamesi talebinde bulunan armatörümüz neticede bir yetkilisinin aÄŸzından ÅŸu açıklamayı yapıyor:
-İşlemler tamamlandı. Deniz ve kara sörveylerini tamamladık. 3 güne kadar tekrar denize açılacağız. Normal bir tekneden daha fazla belge gerektiren bizim teknenin iÅŸlemlerinin tamamlanması bir ay sürdü. Bu süreçte Marmaris Liman BaÅŸkanlığı’ndan gelen yetkililer tekneyi en ince ayrıntısına kadar inceledi. Denize açılmaması için hiçbir neden bulunamadı. Bunun ardından Denize ElveriÅŸlilik Belgesi verildi…
Radikal gazetesinin “enine boyuna” bütün ayrıntıları ile verdiÄŸi bu haberden sonra armatörümüzün sergi / gösteri gemisi hakkındaki lüzumsuz spekülasyonların bitmesi beklenirdi fakat ne mümkün?
…
MeÄŸer iÅŸin evveliyatı varmış. Bakınız Radi-kal’in haberindeki o ayrıntı önemli; buyrunuz birlikte okuyalım:
Armatör Kahraman SadıkoÄŸlu, 800 metrekarelik dubleks daire ÅŸeklindeki, yüzme havuzu, saunası, spor salonu ve helikopter pisti bulunan yüzer evine, 10 yıl önce ‘barge/yatch’ (Duba/yat) adı altında tonilato belgesi aldı ve evi ‘denizkondu’ ÅŸeklinde Göcek’teki Sarsala Koyu’na yerleÅŸtirdi. Yüzer evin, Sarsala Koyu’nu iÅŸgal etmesine Çevre ve Orman Bakanlığı ile Denizcilik MüsteÅŸarlığı kayıtsız kaldı. ‘Denizkondu’, Sarsala’da demirleyip halatlarla kıyıya baÄŸlanan özel villa haline geldi. ‘Barge’ olarak tonilato belgesi aldığı için hiçbir vergi ödenmeden ve Denize ElveriÅŸlilik Belgesi çıkarılmadan koy iÅŸgaline devam etti. Yıllar içinde tepkilerin giderek büyümesi üzerine MuÄŸla ValiliÄŸi, Denizcilik MüsteÅŸarlığı’na bu durumun ne olacağını sormaya baÅŸladı.
Resmî makamların harekete geçmesi ve tepkilerin iyice yoÄŸunlaÅŸması üzerine, SadıkoÄŸlu, Denizcilik MüsteÅŸarlığı nezdinde yüzer ev için, yeni bir formül arayışına girdi. Bulunan formülle uluslararası sefer yapan gemilerle ilgili bir sözleÅŸmeye dayanılarak, ‘denizkondu’, 16 Ekim 2008 tarihinde gemi tasdiknamesinde ‘Sergi/Gösteri gemisi’ olarak yer aldı. Fakat bu kez ortaya Denize ElveriÅŸlilik Belgesi (DEB) sorunu çıktı. Denizkondu’nun Göcek’ten ayrılması istendi. Bu yıl temmuz ayı başında Aksaz Deniz Üs Komutanlığı’nda kara sörveyini (muayenesi) tamamlayan denizkondu, 25 Temmuz’dan beri Marmaris Albatros Marina’da deniz sörveyi için belgelerini tamamlamaya çalışıyordu.
…
Böylece bazı haset çevrelerin, “Hayır efendim; bu teknede ne sergileyecek, neyin gösterisini yapacakmış; adam bu ÅŸekilsiz yüzer tesisi, istediÄŸi koya baÄŸlayıp yüzen tatil evi gibi kullanmak için yaptırdı. Binaenaleyh her ne kadar ilgililer uçabiliyor dese de kuÅŸ deÄŸildir; yüzse de gemi deÄŸildir,” ÅŸeklinde konuÅŸmasının ardındaki hikâyeye kısmen muttali olmuÅŸ bulunuyoruz.
Nitekim bakınız bazı çevreciler ise “Yenilen pehlivan doymaz” fehvasınca daha ÅŸimdiden şöyle konuÅŸmalar yapmaya baÅŸlamış bulunuyorlar,
-Madem öyle ben de yarın bunun gibi bir yüzer ev yaptıracağım. Ama yanlış anlaşılmasın zevk sefa için deÄŸil, denetlemelerde bulunmak için. Bakalım bana da izin verecekler mi? Ne âlâ memleket. Herkes kendine göre bir ÅŸeyler yapsın, kılıfını uydursun, izin alsın. Ne güzel iÅŸ…
Yaptırın kardeşim, yaptırın fakat denizcilik sektörünü engellemeye çalışmayın; ayıp!
Bir an yukardaki sözlerin gerçek olduÄŸunu varsayıyor ve inci tanesi kadar temiz ve deÄŸerli güney sahillerimizin bu gibi teknelerle dolduÄŸunu tahayyül ediyoruz ve bu teknelerin hepsi de sergi, gösteri, teftiÅŸ, araÅŸtırma-inceleme, kamu menfaati vesaire gibi yüksek ve kutsal mı kutsal (?) maksatlara hizmet ediyor olsun… Ne güzel olurdu; bu kadar fazla miktarda araÅŸtırma-inceleme, teftiÅŸ ve denetleme gemimiz olunca, elbette göz zevkini bozan, denizi kirleten, denizde hareket etmek yerine güzel bir koy bulup oraya lök gibi demir atarak yerinden kımıldamayan tekneler sularımızı kaplamayacaktı…
Lâf uzadı; baÄŸlayalım. Armatörümüz, suyun üstünde duran villası için gerekli bütün teknik izin ÅŸartlarını yerine getirmiÅŸ ve denize uygunluk belgesini elde etmiÅŸ bulunuyor. Bundan sonra söylenecek olanlar, “zenginin malı, züğürdün çenesi” makamındadır vesselâm.
Ha, “Ben de yaptıracağım; ben de evimin altına duba taktırıp Göcek koyuna lök gibi demir atarak yan gelip keyfime bakacağım.” diyorsanız memlekette fırsat eÅŸitliÄŸi var efendim; öyle söylüyorlar.
Deneyiniz, belki size de çıkar!
İlgili olabilecek yazılar:
- Merak et ne olur; oku, senin de olur! Bu bir okuyucu mektubu deÄŸil, size garip gelecek ama “arkadaÅŸ”...
- Çirkef atma ne olur; inan senin de olur! Ülkesinin bayramını bu kadar ayıplamak, aşağılamak, tahkir etmekten zevk alıyor...
- Nazar deÄŸiyor koçyiÄŸidime, nazar! Sayın KılıçdaroÄŸlu’nun yukarı çıkan bir otomatik merdivende aÅŸağıya inmek için...
- Atmayalım lâzım olur/çöp olur! Mahalle arasında, sokakta oyun oynadığımız çocukluk yıllarında en değerli oyun...
- Hocaam, cuma’yı evde kılsak olur mu? “Ben iÅŸ yerime yakın olmasından dolayı genelde Cumaları mezkûr koridorlarda...
Ahmet Turan Alkan - 30 AÄŸustos 2009
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=886178
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


