Millicilik asıl şimdi!
Bu yılın bahar aylarında İtalya Apo’ya, bizim havsalamıza sığmayacak derecede anlayışlı, hatta misafirperver davranınca ucuz milliyetçilik histerilerinin İtalyan KonsolosluÄŸu önündeki kaldırımlarda nasıl bir sebzevat gösterisine yol açtığını hatırlar mısınız? Hani kuklalar yakılıyor, bazı ‘müttefik’ devletlerin milli sembolleri ayaklar altında çiÄŸneniyor, bugün millete ‘itidal’ tavsiye eden gazete manÅŸetleri o gün pejmürde kışkırtıcılığın dikalasını yapıyordu. O gün akl-ı selim sahipleri halkın milliyetçilik damarının bu kadar örselenmesini doÄŸru bulmamışlardı. Genel seçimler, Apo’nun ÅŸaşırtıcı bir süreç sonunda Türkiye’ye teslim edilmesinin yarattığı iyimserlik atmosferinde yapıldı ve Apo faktörü bugünkü siyasi yelpazenin teÅŸkilini önemli nispette etkiledi.
Bugün farklı bir yerdeyiz. Apo’nun Suriye’den çıkarılmasıyla baÅŸlayan geliÅŸmeler zinciri, Avrupa BirliÄŸi’ne adaylığımızın tescillenmesi noktasında bulunuyor. Apo’nun ele geçirilmesi ve yargı sürecinde evcilleÅŸivermesi ile AB’ye ‘aday’ kabul edilmemiz arasında bir iliÅŸki var mı? Şüphesiz! Nitekim bugün idam cezasının kaldırılması zımnında Apo’nun müebbed hapse mahkum edilmesini dillendirmek için kuÅŸ diliyle kekeleyenler, henüz bu yılın baÅŸlarında pek pervasız konuÅŸuyorlardı.
O gün hamaset histerisine kapılmak yanlış ve yersizdi; ama bugün gerçekten ‘millici’ davranmak gereken bir ÅŸuur sahnındayız; iÅŸte tam bu noktada ne kadar hissi, hamasi ve millici tepki gösterilse yeridir. Mesele Apo’nun asılıp asılmaması noktasını çoktan geçti ve aslında hepimiz biliyorduk ki mezkur ÅŸahıs Kenya hava sahasında bir Türk uçağına bindirildiÄŸi andan itibaren idam edilmek suretiyle cezalandırılması ihtimali ebediyen ortadan kalkmıştı. Mesele baÅŸka: Mesele, Avrupa BirliÄŸi’ne tam üye olarak kabul edilmemiz için, Kopenhag ÅŸartları vesair gibi belgelerdeki standartlara eriÅŸmek yolunda sıcak ümitlere kapılmış olmamız. EÄŸer bu ülkede birileri Kopenhag kriterlerinin ve bu doÄŸrultuda siyasi hukukun, gıda standartlarının veya saÄŸlık altyapısının Türk insanına sadece Avrupa BirliÄŸi’ne duhul etmek için gerekli olduÄŸunu düşünüyorlarsa (ki aÅŸikar hakikat budur), bu yaklaşımın ardında ne kadar hakaret ve aÅŸağılama gizlendiÄŸini fark etmemiz gerekir.
‘Hele bir Avrupa BirliÄŸi’ne girelim, böylece sair zamanda kendi halkına evrensel standartları layık görmeyen bir yönetimi de açık düşürmüş oluruz.’ düşüncesi pek yaygındır ve korkarım ki aynı düşünce pek çok ‘seçilmiÅŸ’ tarafından bile paylaşılmaktadır. Halbuki dışardan bakıldığında Türk toplumuna Kopenhag kriterleri istikametinde liberal siyasi haklar bahÅŸedilmesi, bir vaftiz iÅŸlemi anlamına gelmektedir. Milli hassasiyetin tavana vurması gereken nükte iÅŸte burada! Modern dünyanın standartlarına eriÅŸmek için, çok makul, hatta hayati vazgeçilmezlikte ÅŸartlardan mürekkep bir vaftiz sürecinden geçirilmeye mecbur kalmak haysiyet kırıcı. Yüzme havuzuna girmek için önceden duÅŸ yapmak gerektiÄŸini kapıdaki görevlinin hatırlatmasına fırsat tanıdıktan sonra bir an evvel duÅŸ almak için kabinlere seÄŸirtmekte de böyle bir haysiyet örseleyici mana yok mu?
Avrupa BirliÄŸi’ne girelim veya ebediyen dışarda kalalım; ma’ÅŸeri ve milli ÅŸuur, Türk toplumuna yaraÅŸan siyasi hak standartlarını kendi ‘kuvve’lerimizle sahiplenmemiz gerektiÄŸini emretmelidir. İşte burada milli ÅŸuur ve vicdanın kıyamını arzuluyor gönül; aksi halde AB’ye girmek tasavvurumuz ÅŸu aÅŸağılayıcı tespitin kapsamından kurtulamayacaktır: ‘Haydi yüzme havuzuna girelim; üstelik havuza girmeden bedava duÅŸ almak keyfi de cabası!’
Bu ayrıntı kıymığının yeterince can acıttığından emin deÄŸilim. Liberal demokratik haklara ancak AB üyeliÄŸi vasıtasıyla eriÅŸebileceÄŸimizi hesaplamak, milliyetçi tepkilerin boÅŸanmış bir zemberek gibi harekete geçmesini doÄŸurmalıydı. Ufukta böyle bir hassasiyet görünmüyor. Adam yerine konulmak mukabilinde vaftiz suyuyla ıslanmakta ‘duÅŸ keyfi’ bulmaklığımız ürkütüyor beni. Birileri ‘ÅŸart’ koÅŸmaksızın kendi irade ve kuvvelerimizle demokratik kemale eriÅŸemeyecek isek ‘anlam’ ortadan kaybolmuyor mu?
Biz hep ‘muasır medeniyet seviyesi’ni, peronda kalkmak üzere hareketlenen bir tren, kendimizi ise trene yetiÅŸmek için didinen birisi gibi tasavvur ettik. Bu tasavvur yanlış; doÄŸru olan kendi trenimizde yolculuk etmekti!
İlgili olabilecek yazılar:
- Aurelio işte şimdi Türk oldu! Türklük dediğin nedir ki; işini iyi yapacaksın evvelâ, eski tâbirle...
- Nerde ÅŸimdi Behzat? - Yav kardeÅŸim sen bir body building center’a yazılmanın veya...
- “Öteki” Ecevit nerdedir ÅŸimdi? Bülent Ecevit siyasi kariyerini kendi arzusuyla noktaladı; tam tarihini hatırlamıyorum,...
- GüneÅŸ ufuktan ÅŸimdi doÄŸar; “let’s walk” arkadaÅŸlar Geçenlerde bir arkadaşın lehine neticelenen bir mahkeme kararı okudum; arkadaÅŸ...
- Asıl ÅŸimdi Ramazanlar “Nerde eski Ramazanlar” girizgâhından sıkıntı geldi deÄŸil mi? Yok direklerarası...
Ahmet Turan Alkan - 20 Aralık 1999
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1999/12/20/yazarlar/11.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


