Milli Takım taraftarlığından istifa ediyorum

Bu yazının özü, gazetemizin değerli yazarlarından Fatih Uraz kardeşimin cümlesinde saklı: “Finale gitmekten keyif almayanlar”; tam isabet: İşte ben o zümreye dâhilim.

Yanlış anlayabilecekleri hükümlerinde serbest bırakarak ifade ediyorum ki, ben bu “zafer”den hoşnutluk duymadım, sevinemedim, keyiflenmedim. Nihat golü attığında bile sevinçten havalara sıçrayıp yanımdakilerle “çaak” bile yapmak içimden gelmedi. Anladım ki çarşamba günü düşe kalka Bosna Hersek’in gençlerini güç bela yenebilen takım, benim için “milli takım” olmaktan çıkmış; Fatih Terim’in takımı, Haluk Ulusoy’un takımı gibi bir şey olmuş.

Maçın sonlarına doğru mikrofonu kaparak seyircileri harekete geçmeye çağıran o anonsçunun telâşı, mezarlıktan geçerken korkusunu bastırmak için türkü çağıran adamın hâlini hatırlattığı için sevimsiz ve iticiydi; futbolcuları aşağılıyordu ve çünkü onları ancak seyirci desteğiyle kımıldayabilen değersiz bir gürûh derekesine indiriyordu; seyirciyi aşağılıyordu çünkü seyircisini “ikaz edilmedikçe” sesini çıkarmayan bir topluluk olarak görüyordu ve nihayet centilmenlik ruhunu aşağılıyordu çünkü neye mal olursa olsun maçın kazanılması gerektiğini yalvarırcasına âşikâr ediyordu. Utanç vericiydi; öfkelendim, canım sıkıldı.

Futbolcuların da aralarında bulunduğu bir topluluk, maç bitince “kimseden ders almayan fakat elâleme ders veren” teknik direktörleri karga tulumba havalara fırlatırken içim acıdı fakat ertesi gün bölüşülecek prim miktarını gazeteler yazınca futbolculara hak verdim; hak verdim çünkü şu Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında onlar kadar kötü futbol oynadıkları halde bu kadar para ve koftiden onur kazanan bir başka ekip yoktu. Maç bitince “görmemişin oğlu” gibi havai fişekler patlatılması, ayrı bir düşkünlük gösterisiydi; sonra şehirlerin meydanlarında toplanarak konvoy yapan ve klakson öttürerek “zafer”in tadını çıkarmaya çalışan kalabalıkların aslında neye sevindiklerini kestirmeye çalıştım.

Hoşuma giden tek şey, maç sonu basın toplantısında “görevime devam ediyorum” diyerek “gönüllere su serpen” teknik direktörün beni şaşırtmaması oldu. Doğrusunu isterseniz şöyle demesini bekliyordum: “Özür dilerim, ite-kaka da olsa görevimi yerine getirip takımı finallere taşıdım fakat şimdi görevimden ayrılıyorum; bundan sonra yöneticilerin yeni bir karar vermelerine zemin teşkil etmek için bunu yapmalıydım ve yapıyorum”. Bunu yapabilseydi içimden “helâl olsun” diyecektim. Yapamadı!

Evet, bu hoşuma gitti, gülümsedim ve bu takımla -formalarının göğüslerindeki ay yıldızlı amblem hariç- bütün sempatik alâkamı rafa kaldırdım ve içimden dedim ki, “o istifa etmezse ben istifa ederim!” Hesap sormayı bilmeyenlerle artık beraber değilim; hesap vermeyi bilmeyenlerle hiç değilim. Herhangi bir olguyu gerçek boyutlarıyla kavramaya çalışmaktansa goygoycuların dümen suyuna giderek her yenilgiyi mâtem, her galibiyeti bahar çelenkleriyle karşılayan bu kitle ile paylaşacak fazla şeyim kalmadığını görüyorum. Yenmeyi bilmek gibi yenilmeyi bilmenin bir edep meselesi olduğunu kavrayamamış kişilerle gıyâben de olsa aynı maçı seyretmenin, aynı takımı tutmanın tadı kalmadı. Uçsalar da kuş değiller! Milliyetçiliğin niçin ille de “yüksek bir milli kültür birikimine dayanması gerektiği”ni, öyle olmadığı zaman milli heyecanın nasıl ve niçin kekre ve ekşi bir koku yaydığını uzun uzadıya izah etmenin henüz zamanı gelmediğini de farketmiş bulunuyorum. Hele erken; şimdilik bu gibi alaturka kurnazlıkların naif sâfiyetlere bürünerek sağduyuya galebe etmesini tahammülle seyretmek zorundayız. Üç beş nesli daha kazasız-belasız geçirirsek eğer… Eh, belki!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Milli takımdan soğumak Siz bu satırları okuduğunuzda milli takımımız, büyük ihtimalle Hırvatistan’a elenmiş...
  2. Milli sütlaç, gayrımilli keşkek! Gazetelerle yüz-göz olmam şöyle böyle 1959 yılında başlar desem, mübalağa...
  3. İlk gün sünnet; ikinci gün milli forma! Bu konu üzerine önceden hayli fikir belirtildi; hatta bir futbol...
  4. Taraftarlığını aç; içine bak! Sarsıntı ağır, darbe şiddetli, şaşkınlık ve acı had safhada. Şike...
  5. Siyaset takımının teknik analizi yapılacak olursa… Sayın Başbakan kendisine hasta muamelesi yapılmasını istemiyor; halbuki hastalığını kabullense...

- 24 Kasım 2007

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=617128

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • fatime

    Ben de katılıyorum bu guruba hocam…

  • fatime

    Ben de katılıyorum bu guruba hocam…

  • çağdaşköylü

    Syn Hocam;ben bu yazının neye,kime ve hangi sebebe dayandığına bir anlam veremedim.Aslında bende artık bunlardan sıkıldım,yoruldum.Bu maçtan önceki içerde oynadığımız Yunanistan maçında bu takımı,aynı hocayı ve eşdeğer federasyonu yuhlayıp ,istifaya davet etmedik mi?Hemde maçın oynandığı Alisamiyen stadında.Ne değiştide tüm bu insanları bir anda göklere çıkardık.Ne olur biri bana neyi niçin yaptığımızı anlatsın.Saygılarımla…

  • çağdaşköylü

    Syn Hocam;ben bu yazının neye,kime ve hangi sebebe dayandığına bir anlam veremedim.Aslında bende artık bunlardan sıkıldım,yoruldum.Bu maçtan önceki içerde oynadığımız Yunanistan maçında bu takımı,aynı hocayı ve eşdeğer federasyonu yuhlayıp ,istifaya davet etmedik mi?Hemde maçın oynandığı Alisamiyen stadında.Ne değiştide tüm bu insanları bir anda göklere çıkardık.Ne olur biri bana neyi niçin yaptığımızı anlatsın.Saygılarımla…

  • Reyhan Bilen

    Ben senelerdir milli maçlarda “inşallah bizim taraf kaybeder” diye temennide bulunurum, çevrem bana kızar..Kısacası hocamın geldiği noktaya ben geleli 15-20 sene kadar oldu. Hatta takım taraftarlığımı bile rafa kaldırdım.

    Çünkü; Maganda kurşunuyla sona eren bir hayatı hiçbir galibiye değişmiyorum. Maç sonunda yapılan seviyesiz mutluluk gösterileri, taşkınlıkları sevincimi kursağımda bırakıyor.

    O akşam maçı seyretmedim ve maç bittiğinde sokağımız teksasa döndü. Her yerden silahlar atıldı. Can kaybının olmaması tamamen tesadüftür ve ölen olmaması bu şekilde görgüsüzce bir sevinç şeklini meşru kılmaz, kılamaz.

    Bizim takıma hoş geldiniz hocam..

  • Reyhan Bilen

    Ben senelerdir milli maçlarda “inşallah bizim taraf kaybeder” diye temennide bulunurum, çevrem bana kızar..Kısacası hocamın geldiği noktaya ben geleli 15-20 sene kadar oldu. Hatta takım taraftarlığımı bile rafa kaldırdım.

    Çünkü; Maganda kurşunuyla sona eren bir hayatı hiçbir galibiye değişmiyorum. Maç sonunda yapılan seviyesiz mutluluk gösterileri, taşkınlıkları sevincimi kursağımda bırakıyor.

    O akşam maçı seyretmedim ve maç bittiğinde sokağımız teksasa döndü. Her yerden silahlar atıldı. Can kaybının olmaması tamamen tesadüftür ve ölen olmaması bu şekilde görgüsüzce bir sevinç şeklini meşru kılmaz, kılamaz.

    Bizim takıma hoş geldiniz hocam..

  • Federer_23

    Milli davalarda küslük olmaz,bana zaman bunu öğretti ama siz farklı olmaya çalışanlar olarak kalabilirsiniz.Günümüz futbolu 70′ler dönemi futbolu gibi çok açık oynanmıyor bu yüzden maçlar tek skorlu ya da az gollü bitiyor bu bizim kötü olduğumuzdan kaynaklanmıyor.İngiltere bile gidemedi hatırlatırım…Biz yüreğimizle varız,bizim yüreğimiz onların yüreği olmazsa maç kazanamayız çünkü biz duyguların zekayla birleştiği tek milletiz…Ne kadar sinir olsam da ben havalara uçup çaak diyebiliyorum ve bu heyecanımı da kaybetmediğimiçin çok ama çok mutlu ve bir o kadar da gururluyum

  • Federer_23

    Milli davalarda küslük olmaz,bana zaman bunu öğretti ama siz farklı olmaya çalışanlar olarak kalabilirsiniz.Günümüz futbolu 70′ler dönemi futbolu gibi çok açık oynanmıyor bu yüzden maçlar tek skorlu ya da az gollü bitiyor bu bizim kötü olduğumuzdan kaynaklanmıyor.İngiltere bile gidemedi hatırlatırım…Biz yüreğimizle varız,bizim yüreğimiz onların yüreği olmazsa maç kazanamayız çünkü biz duyguların zekayla birleştiği tek milletiz…Ne kadar sinir olsam da ben havalara uçup çaak diyebiliyorum ve bu heyecanımı da kaybetmediğimiçin çok ama çok mutlu ve bir o kadar da gururluyum