Mektup

Delikanlılık çağından beri arkadaşım ve komÅŸum mevkiindeki bir akranımla dereden tepeden sohbet ediyorduk; dedi ki, “OÄŸlum İstanbul’da okuyor, geçen gün aklıma geldi, bugüne kadar oÄŸlumla hiç mektuplaÅŸmamışız.

Bende yazılı hiçbir kaydı yok; halbuki babamla mektuplaşırdım; o mektupları hâlâ saklarım. Vefatından sonra babamın evrakları arasında benim yazdığım mektuplar da çıktı; o da saklamış; hatta âcil hallerde çekilen telgraflar bile duruyor arasında…â€?

Aynı şey benim için de geçerliydi.

Vaktiyle herkes gibi ben de mektup alır, çoÄŸu mektup alanın yaptığı gibi oturup bunlara cevap yazardım; dahası var, bu mektupları zarfıyla birlikte klasöre koyup saklamak âdetim de vardı, üstelik tarih sırasıyla. “Bu ne ciddiyet, bu nasıl bir arÅŸivleme titizliÄŸidir.â€? diye dudak bükmekte haklısınız. Okuyan zanneder ki Osmanlı Devlet-i Aliyyesi’nin Bâbıâli evrak müsteÅŸarıyım (böyle bir makam yok tabii; ÅŸu anda uydurdum!)

Neyse günün birinde internet çıktı ve mektubun soluğu kesildi.

Şimdi o mektup dolu klasörler, kütüphanenin alt katındaki kapalı dolaplardan birinde mışıl mışıl yatmakta. Arkadaşım bahsedince hatırladım ki babaları olarak bizim çocuklara hiç mektup yazmamışım; onların da canına minnet tabii. Taşra liselerinden kurtulup büyük şehre okumaya gittiklerinde cep telefonu denilen meret âletler, artık satın alınabilir derece insaflı fiyatlara tenzil etmiş bulunuyorlardı.

Çocuklardan ara sıra mektup almıyor deÄŸildik elbette; hatta muntazaman mektup gönderiyorlardı; fakat bu mektuplar, hemen tahmin ettiÄŸiniz gibi onların telefon konuÅŸmalarından hâsıl olan meblağı, babalarının ödemesi için telefon ÅŸirketinin adresime göndermek nezaketinde bulundukları fatura zarflarıydı. Bu mektupları büyük bir merak ve ilgiyle okuyordum; özellikle son satırındaki irice rakamlarla kaleme alınmış “toplam tutarâ€? hanesi çok dikkatimi çekiyordu.

Günün birinde onlar da böyle mektuplar aldıklarında gayri ihtiyari aÄŸzımdan dökülen “vay canına.., bu kadarı da fazla.., ben burada santral mı iÅŸletiyorum.., anlaşıldı bundan sonra Kızılderililer gibi dumanla haberleÅŸeceÄŸiz!â€? tarzındaki sözleri tekrarlayacaklardır veya öyle olmasını temenni ediyorum!

Cep telefonu deyince o güzel haberi size hatırlatmadan edemeyeceÄŸim: Finlandiya’da ilk defa cep telefonu fırlatma yarışması düzenlendiÄŸini okumuÅŸ olmalısınız. Yanlış hatırlamıyorsam birinci gelen “atletâ€? şöyle böyle 90 metre civarında fırlatmış telefonunu. Yetkililer ise Finlandiya’da göllerin cep telefonu ile dolduÄŸunu, saÄŸa sola atılan telefonların daha ÅŸimdiden ciddi miktarda zehirli atık teÅŸkil ettiÄŸini söylemiÅŸler.

Beter olsunlar; bu icadı onlar başımıza sardı; ceremesini de en evvel onlar çekecek elbette.

Neyse, biraz ciddîleşelim.

Mektubun bir haberleşme aracı olarak devrini doldurması işin sadece bir kısmını teşkil ediyor; burada dikkat kesilmemiz gereken şey, hayatımızdan yazılı şeylerin kaybolmakta oluşudur. Farkındasınız; artık elektrik, su, telefon makbuzlarını bile ciddiye almıyor, peşin ödeme talimatı ile kısa yoldan halletmeye bakıyoruz. Posta kutuları kimsenin aldırış etmediği banka hesap özetleri veya ödeme ihbarları ile doluyor ve aklımıza düşünce hepsini toptan yırtıp çöpe atıyoruz.

Selülozdan yapılmış kağıt ve üzerine kalemle yazılanlar, sahici, en azından fizik varlığa sahip kayıtlar. Kütüphanemde bir buçuk asır yaşında taÅŸ baskısı bazı risale ve kitaplar var. Bir buçuk asırdan beri direniyor. Zahiri ortamda saklanan kayıtların yüz elli sene sonraki halini bugünden kimse kestiremez. Bütün dünyayı kaplayan web ağının çöktüğünü, kazaya uÄŸradığını düşünebilir misiniz; sadece saklı kayıtlar deÄŸil gündelik hayatın görünmeyen bütün ayrıntılarında müthiÅŸ bir boÅŸluk yaÅŸanacağı şüphesizdir. Ulaşım aksayacak, trafik kilitlenecek, ekonomi çökecek, haberleÅŸme imkânsız hale gelecek, devlet hizmetleri duracak…

Veya şöyle bir ÅŸey: Bilgisayarı açıyor, bir arama motoruna, diyelim ki, çok ünlü bir politikacının adını yazıyorsunuz. Arama motoru diyor ki: “Bulunamadıâ€?. Yahu ne demek bulunamadı, en az birkaç milyon sayfa adresi gelmesi lazım. Bu defa meÅŸhur bir ÅŸarkıcının adını yazıyorsunuz; aynı cevap “Bulunamadı!â€?

Bulunamadı, bulunamadı, bulunamadı!..

Bizim kuÅŸak böyle ârızalara ÅŸerbetlidir, fakat yeni yetmeler “kıyamet kopuyorâ€? diye o’ssaat sığınaklara seÄŸirtirler herhalde.

Uzatmayayım, altı ay kadar önce bir okuyucu e-mektup göndermiÅŸti, diyor ki; “ille bana bir mektup yazın; şöyle eski usul, kağıtlı zarflı…â€?

Evvelâ “Sapık mıdır nedir!â€? diye silip geçecek oldum fakat önsezim, “Belki de samimidir, dinle bakalım!â€? diye fısıldadı kulağıma. “Olur inÅŸallah, lakin mektup adresi yazmayı unutmuÅŸsunuz!â€? diye bir oyalama cevabı yolladım okuyucuya. Ertesi güne kalmadan “Adres metnin sonunda idi, mamafih yeniden yolluyorumâ€? notuyla yeni bir mesaj geldi.

O esnada pek meÅŸgul olduÄŸum için (bilgisayarda yap-boz oynamaktaydım zira) “İnÅŸallah bir müsait vakitte yazarımâ€? diye not alıp bir kenara koydum.

Aradan altı ay geçmiÅŸ. Geçenlerde yeni bir hatırlatma notuyla karşılaÅŸtım, “Hani söz vermiÅŸtiniz ya!â€? diyordu, “Bana mektup yazacaktınız?â€?

“Yazarım be!â€? diye celâllendim, “Yazmadığım ÅŸey midir yâni?â€?; fakat önce bir zarf bulmak gerekiyordu. Yarım saat kadar odayı altüst ettikten sonra bir zarf bulunca bir ÅŸeyin kafamda “daannk!â€? diye çınladığını hissettim.

Çekmecemde zarf, odamda mektup kağıdı, cüzdanımda posta pulu yoktu. Mektup hayatımdan çekip gitmişti ve bütün bunların nasıl olup da değiştiğini farkedememiştim.

Neticeyi merak ediyorsunuz değil mi? Uzatmayayım:

Mektubu yazdım, zarfa koydum, adresledim ve masanın üstünde duruyor. Koridordan bir posta memuru geçene kadar öylece duracak galiba.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. İkikapılımescid Sokağı’ndan gelen mektup İki gün önce “İkikapılımescid Sokağı”ndan mektup aldım; evvela mektubun üzerindeki...
  2. Sayın Büyükanıt’a vatandaÅŸtan açık mektup Son günlerde karargâhınızın internet sitesinde yer alan bildiriler, basında vizyona...
  3. Arda’ya ikinci ve son mektup Sevgili Arda, önceki gün akÅŸam, eline tutuÅŸturulmuÅŸ kâğıttan -belli ki,...
  4. Faruk’a açık mektup Sevgili dostum; evet, hukuka riayetsizlik ettim; hayli zamandır gülden nâzik...
  5. Sebati’ye açık mektup EÄŸri oturup doÄŸru konuÅŸalım: Açlık grevi bizi bozar, en azından...

- 2 Eylül 2007

Kaynak: http://pazar.zaman.com.tr/?bl=14&hn=1158

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • ayhan

    Siz hocamım öyle dediÄŸine bakmayın..Mektup yazma konusunda çok hahiÅŸkar olduÄŸuna ÅŸehadet ederim..üniversite yıllarımda hocama mektup yazıp karşılığını bolca almıştım.ÅŸimdi o mektuplar zarflarıyla birlikte muhafaza edilmektedir.bu sıralar bu yazıyı okumasam da hocama bir mektup yazıp o güzel el yazısıyla karşılığını alsam diye düşünüyordum…

  • ayhan

    Siz hocamım öyle dediÄŸine bakmayın..Mektup yazma konusunda çok hahiÅŸkar olduÄŸuna ÅŸehadet ederim..üniversite yıllarımda hocama mektup yazıp karşılığını bolca almıştım.ÅŸimdi o mektuplar zarflarıyla birlikte muhafaza edilmektedir.bu sıralar bu yazıyı okumasam da hocama bir mektup yazıp o güzel el yazısıyla karşılığını alsam diye düşünüyordum…

  • fatime

    bende halk egitim hocama özel günlerde mektup yazarım 21yüzyıldayız ama bence mektuplaşmak çok güzel bir duygu hele babanın çocuguna yazması ayrı bir zevktir bence .

  • fatime

    bende halk egitim hocama özel günlerde mektup yazarım 21yüzyıldayız ama bence mektuplaşmak çok güzel bir duygu hele babanın çocuguna yazması ayrı bir zevktir bence .