Mavi kuvvetler ne kadar “Mavi”?

Takdir edersiniz ki ÅŸu “golfçü paÅŸa” fotoÄŸrafı ve onun ardı sıra gelen aydınlatıcı Genelkurmay açıklamaları makaraya sarılmak için çok elveriÅŸli konular ihtiva ediyor; bunu yapmayacağım.

Sebebi ÅŸu: Bu toplumun ve devletin bir tane ordusu var ve onu yıpratmak akıl kârı deÄŸil. Bugüne kadar ordunun beÄŸenmediÄŸim icraatını hep sitem üslûbuyla eleÅŸtirdim; nezâketi yere bırakmadım, faullü vuruÅŸlara iltifat etmedim. Bu üslûp itinasının ordu mercî’leri tarafından dikkate alındığını, “mûcibince amel edildiÄŸini” veya bir tesir uyandırdığını zannetmiyorum. Benim muhatabım doÄŸrudan ordu deÄŸil, bu gazetenin okuyucuları oldu; onların meseleye bakışındaki kısmî ifrat hallerini itidal noktasında dengelemeye dikkat ettim. ArÅŸivler ÅŸahittir ki, Zaman gazetesi de, Genelkurmay tarafından hâlâ “akredite edilmemiÅŸ gazete” statüsünde tutulmasına raÄŸmen “fırsat günüdür” diye sorumsuz bir ordu aleyhtarlığına hiç tevessül etmedi.

Kimseden aferin filan beklediÄŸim yok, sadece bu duruÅŸ yerinin mantığını ve sebeplerini izah etmek gayretindeyim. Ergenekon rezaleti ortaya çıkmadan biraz önce, ordunun üst yöneticileri hakkında ilginç fısıltı, dedikodu, fotoÄŸraf ve gizlice kaydedilmiÅŸ ses ve video görüntüleri “birileri” tarafından sızdırılmaya baÅŸlandı. O günlerde kamuoyu, “KöroÄŸlu gözün kör olsun” hesabıyla bu yıpratma malzemelerinin “dinci”ler, saÄŸcılar, hükümete yaÄŸcılık eden basın mensuplarınca servise konulduÄŸunu düşünmeye baÅŸladı; oysaki biraz olsun düz mantık yürütebilenler, ortalığa dökülen malzemenin öyle rastgele “dışardan” birileri deÄŸil, bilakis “içerden” elde edilmiÅŸ olması gerektiÄŸini fark edip ihtiyatlı davranmak lüzumunu hissettiler. Bu yılın bahar aylarında, henüz orduda terfî sıralaması belirginleÅŸmemiÅŸken internette elden ele gezen ve bir gazetede yayınlanan “duvar” fotoÄŸraflarını hatırlayınız meselâ: FotoÄŸrafı çekilen kiÅŸi, fotoÄŸrafı çekene, içinde gerekli miktarda “güven” ihtiva eden bir tebessümle bakıyordu; paparazzilerin çatılara, aÄŸaç dallarına çıkarak uzaktan çektikleri flu teleobjektif görüntüleri deÄŸildi bunlar.

Golf görüntüleri de aynı “çekim ânı psikolojisini” yansıtıyor. Adı geçen golf sahası, önüne gelenin kenarından geçebileceÄŸi bir yer olmadığına göre fotoÄŸrafı çekenle, çekilen arasındaki tabii mesafe ve tabiilik dikkat çekiyor hemen. Kim çekti, fotoÄŸraf dışarıya nasıl sızdı, muammâ!

Uç uca konulunca kuvvetli bir şüphe netleÅŸmeye baÅŸlıyor; “birileri”, hem de pek uzakta olmayan, belki de “mavi kuvvetler”e mensup birileri, orduyu kamuoyu önünde küçük düşürücü malzemeleri dışarıya sızdırarak muhtemelen bir zafiyet gediÄŸi oluÅŸturmaya çalışıyor. Bugüne kadar bazı generallerin demokrasi kavramına sığmaz darbe teÅŸebbüslerini, garip bildirileri desteklerken aÄŸzı kulaklarına varan bir kısım basının, çok seri bir tarzda orduyu eleÅŸtirenler safına geçivermesi de pek dikkat çekicidir.

Yo, bu durumdan hoÅŸnutluk duyuyor deÄŸiliz; vaktinde lâyıkıyla anlaşılmamış hususları yeniden vurgulayarak altını çizelim: Türk ordusu’nun zafiyete düşmesi hoÅŸumuza gitmez. Biz ordunun siyasete karışmamasını, askerlik sanatını en üst seviyede icra edip Türkiye’nin elini güçlendirmesini, hassaten kendini görevlendirdiÄŸi “nigahbân” ve rejimin garantörü rolünden, toplumun ve devletin silahlı koruyucusu görevine dönmesini isteriz. EleÅŸtirdiÄŸimiz paÅŸalarla, ordunun kurum kimliÄŸini ve itibarını yan yana koyup eÅŸitlemek basitliÄŸine düşmeyiz. Belli ki oralarda bir ÅŸeyler oluyor; “rejim demokratikleÅŸiyor, sistemin bağırsakları temizleniyor” iyimserliÄŸine kapılmak için henüz erken. “Ordunun yanlışları, doÄŸrularını götürür; geriye demokratik ordu kalır” hesabı çocukçadır. Ordu, behemehal güçlü, caydırıcı, itibarlı ve toplumuna güven veren ananevi kimliÄŸini titizlikle korumalı ve önemsemelidir.

“Peki, bu nokta-i nazarın ordu yönetimince anlaşılacağını sanıyor musun?” sualine gelince; onun cevabı yukardaki satırlarda var. Âleme nizamat veremeyebiliriz ama kendi duruÅŸumuz, daima Hak üzre sabit kadem olmalıdır.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. “Ne kadar demokrasi, o kadar ekmek!” Türk basınında yayınlanan yorum ve köşe yazılarının kaçta kaçı doÄŸrudan...
  2. Ne kadar ekmek, o kadar köfte Âsâbımın niçin bu kadar dayanıksızlaştığını artık anlayabiliyorum; trafik kurallarına laubali...
  3. Biz o kadar sıkıntıya gelemeyiz! Batı’da bir süre yaÅŸayanlar biliyorlar; iyi, hoÅŸ, güzel fakat sıkıcı...
  4. Mavi-yeÅŸil bir yaz tatilinin vicdan azabı Karadeniz sahil yolunu takiben Trabzon’u geçtikten sonra Rize istikametine devam...
  5. ‘Futbol mâbedi’ne kadar yolunuz var! Futbol ulemâsında bir ÅŸaÅŸkınlık, bir hayret edâları, “Nereden çıktı kardeÅŸim...

- 13 Ekim 2008

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=748635

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • Salih Zeki ÇavdaroÄŸlu

    “Tahammülsüzlükâ€? herhalde Türk insanının muzdarib olduğu en büyük illet. Kendi düşüncesinin doğruluğunu mutlaklaştırması, hiçbir argümanı olamamasına rağmen, sırf kendinin taraftarlığı sebebiyle, ona dokunulmazlık yüklemesi; kısaca “egosantrikâ€?bir garabet. (x) düşünceli zâtın kendinden menkul “kahramanlığıâ€? ile, (b) düşünceliyi bizatihi kimlik ve kişiliğinden dolayı “hainâ€?görmesi. (A) partisine mensup bir sempatizan veya seçmenin yine kendinden menkul bir hükümle partisini “pir-ü pâkâ€? görüp, (B), (C) ilh. Parti ve mensuplarını bir kalemde “hırsızâ€?addetmesi, iyiden iyiye “kronikâ€? bir illet halini almış. Tabii toplumun bu hale gelmesinde kanaat önderleri ve iletişime hakim kurum ve kişilerin dahli inkâr edilemez bir gerçek. Türkiye’de son on yıl içinde bu zihniyet toplumu adeta iki hasım kalabalık haline getirdi.Bu o kadar vahim bir noktaya geldi ki ;adamın biri Cumhurbaşkanı’nı sokakta rahatlıkla “yuhâ€? layabiliyor, Başbakanlar, Bakanlar belli topluluklarda yine bigayrı hakkın protesto ediliyorlar.Aynı şekilde yazarlar, düşünürler her hangi bir toplantı için gidiş gelilerinde “yumurtaâ€?yağmuruna tutulabiliyor.Elbette bahsi geçen zevât uygulamalarında pir-ü pâk değiller.Ancak insanımız hakaretin eleştiri olduğuna o kadar inandırılmış ki, her hangi bir fikir üretmeden, bağırma çağırma yoluyla eleştirel hakkını kullandığını zannediyor.Askeri cenah her ne kadar böyle paldır küldür protestolara sokakta muhatab olmuyorlarsa da, ekranlar ve gazete köşelerinden nasiplerini alıyorlar. Ancak gerek sivil ve gerekse askerî kurumlara mensup şahsiyetler icraatlarındaki kusurları veya noksanları sebebiyle eleştiriye katlanmak zorundadırlar. Fakat bu eleştiri “hakareteâ€? dönerse de, faillerinin edilecekleri tecziyeye katlanmaları gerekir. Netice itibariyle adam gibi eleştiri olması için de öncelikle “Yetkili-etkiliâ€? zevatın eleştiriye hoşgörü ile bakmalarından başka bir çâre olmadığı kanaatındayım.Saygılarımla…

  • Salih Zeki ÇavdaroÄŸlu

    “Tahammülsüzlük� herhalde Türk insanının muzdarib olduğu en büyük illet. Kendi düşüncesinin doğruluğunu mutlaklaştırması, hiçbir argümanı olamamasına rağmen, sırf kendinin taraftarlığı sebebiyle, ona dokunulmazlık yüklemesi; kısaca “egosantrik�bir garabet. (x) düşünceli zâtın kendinden menkul “kahramanlığı� ile, (b) düşünceliyi bizatihi kimlik ve kişiliğinden dolayı “hain�görmesi. (A) partisine mensup bir sempatizan veya seçmenin yine kendinden menkul bir hükümle partisini “pir-ü pâk� görüp, (B), (C) ilh. Parti ve mensuplarını bir kalemde “hırsız�addetmesi, iyiden iyiye “kronik� bir illet halini almış. Tabii toplumun bu hale gelmesinde kanaat önderleri ve iletişime hakim kurum ve kişilerin dahli inkâr edilemez bir gerçek. Türkiye’de son on yıl içinde bu zihniyet toplumu adeta iki hasım kalabalık haline getirdi.Bu o kadar vahim bir noktaya geldi ki ;adamın biri Cumhurbaşkanı’nı sokakta rahatlıkla “yuh� layabiliyor, Başbakanlar, Bakanlar belli topluluklarda yine bigayrı hakkın protesto ediliyorlar.Aynı şekilde yazarlar, düşünürler her hangi bir toplantı için gidiş gelilerinde “yumurta�yağmuruna tutulabiliyor.Elbette bahsi geçen zevât uygulamalarında pir-ü pâk değiller.Ancak insanımız hakaretin eleştiri olduğuna o kadar inandırılmış ki, her hangi bir fikir üretmeden, bağırma çağırma yoluyla eleştirel hakkını kullandığını zannediyor.Askeri cenah her ne kadar böyle paldır küldür protestolara sokakta muhatab olmuyorlarsa da, ekranlar ve gazete köşelerinden nasiplerini alıyorlar. Ancak gerek sivil ve gerekse askerî kurumlara mensup şahsiyetler icraatlarındaki kusurları veya noksanları sebebiyle eleştiriye katlanmak zorundadırlar. Fakat bu eleştiri “hakarete� dönerse de, faillerinin edilecekleri tecziyeye katlanmaları gerekir. Netice itibariyle adam gibi eleştiri olması için de öncelikle “Yetkili-etkili� zevatın eleştiriye hoşgörü ile bakmalarından başka bir çâre olmadığı kanaatındayım.Saygılarımla…