Kulaasma!

Ayıptır söylemesi sevgili okuyucularım, internetin bir kenarında “Beylikdüzü’ne kar yağıyor; iÅŸte ilk görüntülerin videosu” diye bir yazı görünce saÄŸ elimle pencerenin perdesini aralarken, sol elimle de videoyu çalıştıran butonu tıklamaya uÄŸraÅŸtım; elbette ikisinden de müsbet bir netice alamadım çünkü -yine ayıptır söylemesi- bendeniz, merdiven çıkarken ıslık çalabilecek kadar hünerli biri olamadım hiçbir zaman.

Sinir uzmanları, eski tâbirle “rûhiyatçılar”, bu melekenin beynin saÄŸ lobuyla sol lobu arasındaki ittiratsızlıktan kaynaklanabileceÄŸini söylüyorlar, bizler de “zâhir öyledir” diye boyun büküyoruz. Aynı anda iki iÅŸi birden yapabilmek saÄŸlık alâmeti midir; ikisini de eline-yüzüne bulaÅŸtırmak tedavi olmayı mı gerektirir, hâlâ kesin bir fikrim yok. Doktorlar, modacılar gibi yeni zamanlara göre yeni yeni konseptler, yeni yeni trendler “lanse” ediyorlar;

-Bu yıl yağlı tohumlu bitkilerden uzak durun, fındık zinhar yasak, kilo problemi olanlar cevize yaklaşmasın!

“Cevizi, fındığı kim buluyor da yemiyor?” diye düşünceye daladuralım yeni akım bu defa tam 180 derece ters taraftan vurup aklımızı başımızdan alıyor:

-Ceviz yiyin; hem de acımadan. O kadar şifalı ki, kolesterolün canına okuyor. Yağında kırk iki türlü enzim, kabuğunda yetmiş beş çeşit vitamin, suyunda seksen çeşit protein bulundu!

-Yumurta yasak demiştik ya!.. Hah, artık yasak değil, yiyebilirsiniz; üstelik çok faydalı, günde iki tane birden götürün, hiç çekinmeyin!

Efendim bunları kafadan atarak yazıyorum; doÄŸru mudur, deÄŸil midir bilemem. Bize vaktiyle büyüklerimiz, “HerÅŸeyden yiyin, tadını kaçırmayın; kararında kalmayan, aşırıya varan herÅŸey zararlıdır.” derlerdi. Ben bugüne kadar bundan daha yararlı ve doÄŸru bir saÄŸlık öğüdü görmedim.

Neyse konuya gelelim ÅŸimdi…

*

Beylikdüzü’ne yaÄŸdığı ileri sürülen kar videosundan bahsediyorduk; neticede pencereyle uÄŸraÅŸmayı bırakıp videoyu çalıştırmayı baÅŸardım ve o dakika burnumun direÄŸi sızlamaya baÅŸladı.

Hayır soğuktan değil; kar hasretinden.

İstanbul’da bu ikinci kışımız sayılır; daha tek zerre kar düştüğünü görmüş deÄŸiliz. Vakıa geçen sene Çamlıca civarlarında yüksek yerlere biraz serpip geçtiÄŸini söylediler, ben söyleyenlerin yalancısıyım; belki ara sıra sulusepken cinsinden ÅŸeyler de atıştırmıyor deÄŸildir fakat bizim o caanım karlar nerede, bu vızıltı cinsinden çiseltiler nedir yani?

İnanmayacaksınız, bizim oralarda şöyle ağız tadıyla “kar yaÄŸmış” diyebilmek için en az yirmi-yirmibeÅŸ santim kalınlığa ulaÅŸması lâzımdır. Ancak ve ancak yarım metreyi aşınca yaÅŸlılar, “Eh bu sene fena yaÄŸmadı; iyi oldu, mikropları kırar; ekinler de bereketli olur.” diye bilgiç bilgiç konuÅŸmaya tenezzül ederler.

YaÄŸdıktan birkaç saat sonra eriyip sulara karışıveren karları, kardan saymazlar, “kulak asmayınız” mânâsına kısaca,

-Kulaasma! der geçerler. Ardından, “Kış kışlığını, kuÅŸ kuÅŸluÄŸunu bilecek birader.” diye konuÅŸup mânidar mânidar baÅŸlarını sallarlar.

Buradan da anlaşılacağı üzre İstanbul denilen bu garip yerleşim yerinde ne kışlar kışlığını, ne de kuşlar kuşluğunu bilebilmektedir.

Tevekkeli vaktiyle biz taÅŸralılar “flaÅŸ flaÅŸ flaÅŸ” çığlıkları eÅŸliÄŸinde verilen “İstanbul’a kar yağışı geliyor; yılın ilk karı yaÄŸdı.” haberlerini dinlerken “Bunlar hepten kafayı mı üşüttü nedir, kar yağıyor diye haber olur mu yahu?” diye taaccüb ederdik; hele hele ilkokul çocuklarının (veya kazık kadar heriflerin, bıyıklı sakallı adamların, kocaman kocaman ablaların teyzelerin) parkalara koÅŸuÅŸturup plastik çamaşır leÄŸenleriyle, olmadı kocaman poÅŸetlerle iki milimetrelik kar tabakasının üstünde kaymaya kalkıştıklarını seyredince gülme krizlerine tutulur,

-N’oolacak görmemiÅŸin oÄŸlu olmuÅŸ… diye dalgamızı geçerdik.

Büyük konuşmuşuz, başımıza geldi işte; kıssadan hisse, siz siz olun kimsenin karıyla, yağmuruyla, sisiyle, bulutuyla dalga geçmeyin.

*

Beylikdüzü’ne kar yağıyor haberini okuyunca, “Tamamdır, yarım saat sonra Üsküdar’a da attırmaya baÅŸlar.” diye boÅŸuna köşe olmuÅŸum; ne gelen oldu ne giden. Rüzgârlı hava, bulutları dağıttı; hava ayaza çekti. Canım sıkıldı.

Eskiden öyle miydi yahu? Kar yağışı baÅŸlayınca neÅŸeyle odunluklara seÄŸirtir, çatının mertekleri arasına asılmış kel-topal kızaklarımızı aÅŸağıya indirip pas tutmuÅŸ çeliklerini külle oÄŸuÅŸturarak “açardık”; sonra ver elini iniÅŸli yokuÅŸlu sokaklar. Acemiler düzde vakit geçirmeye çalışır, ustalar ise kızak elde yokuÅŸ aÅŸağı koÅŸarak hızlanır ve aniden kızağı yere koyarak üstüne yerleÅŸip “mıhlama” yaparlardı.

Ben hiç usta bir kızakçı olmadım, mıhlama yapmışlığım yoktur pek. Zaten doÄŸru dürüst kızağımız da olmadı. Her çocuÄŸa bir kızak görülmüş, iÅŸitilmiÅŸ ÅŸeylerden deÄŸildi ki…

Parmak uçlarımız ve ayak parmaklarımız donmaya yüz tutup hissizleÅŸmeye baÅŸladığında bile evin yolunu hatırlamazdık; öyle çılgın bir neÅŸ’e, öyle kıpırtılı, capcanlı bir kar coÅŸkusu. Nasıl bir ÅŸey? Bugün ana-babasıyla, bilumum bilimsel kayak ekipmanı ve sair takım-taklavatla kış tatilinde UludaÄŸ’a giden çocuklara zannetmem ki o keyfin yüzde biri uÄŸrayabilmiÅŸ olsun…

Bir de yoldan geçen gariplere oynadığımız zalim bir oyun vardı kı, hatırladıkça hâlâ mahcubiyetten yüzüme ateş basar.

Şöyle izah edeyim; herkes avlusundaki bacasındaki birikmiş karları mahallenin daracık sokağının orta yerine kürelediği için yollar, yetmiş-seksen kalınlığında çiğnenmiş ve sıkışmış karla örtülmüş olurdu. İşte biz zalim çocuklar, yayaların en çok geçtiği yerlerden birine bir kova gömülecek derinlikte ufak bir kuyu kazar, içine su dolu bir kovayı yerleştirdikten sonra üstünü ince bir kar tabakasıyla kapatır ve nihayet herbirimiz bir tarafa sinerek o talihsiz adamı beklemeye başlardık.

Vee, gümm! Bu, o kadar dramatik ve zalim bir eşek şakasıydı ki sonucu görüp katıla katıla gülmeye ve onca emeğin (!) karşılığını derlemeye bile cesaret bulamadan, dizine kadar buz gibi suyun içine batıp yerlere yuvarlanmış adama farkedilmeden kaçardık oralardan.

Çocuklar zalimdir biraz; biz de öyleydik.

*

Yazıya baÅŸlayalı neredeyse üç-dört saat oldu; hâlâ pencere kenarındayım ve Beylikdüzü’ne yaÄŸdığı iddia olunan kar hâlâ ufukta görülmüyor. Tecrübeli İstanbullular, “Aman yaÄŸmasın.” diyorlar, “Sen ciddî bir kar yağışında İstanbul’un nasıl kaskatı kesildiÄŸini görmedin daha!” Haklılar galiba.

Ben de bilgisayar arÅŸivimi açar, 2007 kışının o unutulmaz ve tadına doyulmaz kar gecelerinden birinde çektiÄŸim videolardan birini seyrederim öyleyse…

*

Bir hafta tehirle Hicri yeni yılınızı, birkaç gün evvelden miladi yeni yılınızı tebrik ederim efendim. Hayırlar getirsin cümlemize inşallah!

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 27 Aralık 2009

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=932527

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.