Köylülük üzerine bazı notlar

Köylülük, Türkiye’de artık fiilen sürdürülemez bir sosyal kategoridir ancak temel meselemiz, şehirdeki köylülerin meslek sahibi üreticiler biçiminde yeniden organize edilmesinde yatıyor. Çare, köylülüğün tasfiyesiyle birlikte yeni bir şehirli kimliği inşâ etmek ve o kimlik etrafında yeni insânî ve medenî değerler yükseltmektir.

“Köylülükten kurtulmak gerektiği” sözünün telâffuzu bile, sanki orada dinî, etnik veya ailevî aidiyetlere hakaret ediliyormuş gibi tepkilere yol açıyor. Köylülük, sahiplenilmesi, savunulması gereken bir kimlik midir veya köylülükten kurtulmak gerektiği sözü, ahlâkî bir değere saldırı anlamına mı gelmektedir? Bu yazıda “köylülük” kavramı üzerinde duracağız.

“Köylülük” kavramı bana göre ahlâkî bir değer olmaktan ziyade, sosyolojik bir kategori olarak anlaşılmalıdır. Köylülüğün tasfiyesi, endüstrileşen toplumların günün birinde mutlaka uğramaları gereken bir istasyon. Günümüzün şehirleri, endüstri çağı öncesinin şehirlerinden çok farklı. Endüstri çağından önce nüfusun pek az bir (takriben yüzde 10) kısmı şehirlerde yaşamaktaydı ve şehirli nüfus, köy hayatına göre daha karmaşık ve ileri teknikler uygulamayı gerektiren üretim işlerinin organizasyonu ile ilgili meslek erbâbından (zanaatkârlar, eğitimle uğraşanlar, tüccarlar, hukukçular, esnaflar, askerler ve yönetim işlerini yürüten bürokratlar) ibaretti. Köyler ise nüfusun ezici çoğunluğunu barındırıyor ve besliyordu. Köy, kendine yeterli bir yerleşim birimi olmak zorundaydı; tarım ve hayvancılık üretiminin gerçekleştirildiği ana merkez olması itibariyle iktisadî açıdan köy kendi ihtiyaçlarından fazlasını üretebiliyordu. Sair mesleklere ve hizmetlere duyulan ihtiyaç ise nadir hallerde dışardan karşılanmakla beraber genellikle birden fazla zenaatı şahsında toplamış (soğuk demirci, dülger, nalbant, sınıkçı, saraç vb.) becerikli insanların birbiriyle dayanışmasıyla çözümleniyordu. Ne var ki teknik nitelikte mal ve hizmete duyulan ihtiyacın köy ortamında iptidai seviyede karşılanabilmesi sebebiyle bu gibi kabiliyetler “uzman” kimliğine bürünemiyor ve en çok kalfa seviyesinde ilerleme imkanı bulabiliyordu. Köyle şehir arasındaki ilişkiler bugünle kıyaslanmayacak derecede donuk ve hareketsizdi ve böylece köy ve şehir, birbirinden bağımsız şekilde kendi içinde dengeler meydana getirerek varlıklarını uzun süre devam ettirdiler.

Batı Avrupa’da köylerin çözülmesi, İngiltere’de başlayan Sanayi İnkılabı ile farkedildi. 20. Asrın başlarında Batı Avrupa’da köylülük ve köy hayatı tarihî bir tasfiyeye uğramış durumdaydı. Köylü nüfusun şehirlere göçerek sanayi işçisi ve sair hizmet sektörlerinde istihdam edilmesiyle kendini hissettiren bu süreç hiç de kolay geçmedi. Boşalan kır alanlarında tarım üretimi, makinalaşma ve ileri üretim teknikleri ile telafi edilirken şehre yerleşen köylüler ağır sosyal bunalımların içinde kaldılar ve tabiatıyla çok ağır bedeller ödeyerek neticede şehirli (burjuva) kimliği edindiler.

Türkiye’de süreç, geç ve batıyla mukayese edilmeyecek derecede insaflı işledi. 19. Asrın sonlarında Haliç kıyısında ilk Türk sanayi işletmeleri kurulurken Batı Avrupa’da köylülük çoktan tasfiyeye uğramıştı bile. Bizde sanayileşme dalgasının en çok hız kazandığı zaman kabaca, 20. Yüzyılın ikinci yarısına denk geliyor. Bu yarım asır içinde, özel sektörün sermaye yetersizliği yüzünden devletin önderliğinde serpilen sanayi kuruluşları, kitlevi bir işçi sınıfı oluşmasına meydan vermeyecek derecede dar çaplı kaldı ve bu kuruluşlarda çalışan işçiler, Avrupa’da vaktiyle büyük sıkıntılara göğüs germiş proleter sınıfın çektiği eziyetlere mâruz kalmadan ortadirekliğe terfi ediverdiler. Türkiye’de şehirleşmenin çekici gücünü sanayi ihtilâlinden ziyade haberleşme ihtilâli kamçıladı. Köy elektrifikasyonu ve televizyon yayınlarının yaygınlaşması, Türk köylüsünün üretim gücü ile erişmesine imkân olmayan bir tatlı hayatı gözler önüne serdi; tüketim listeleri kabardı. Türk köylüsü artık kendi dışındaki dünyayı farketmişti. Devletin yüksek subvansiyonları ile desteklenen tarım üretiminin getirisi ile televizyonda sergilenen hayat tarzına erişmek mümkün olmadığı için son yirmi sene içinde köyler boşaldı ve Türkiye’nin nüfus dengelerinin kum saati, “köy-şehir” itibariyle tersine döndü. Bugün, sadece ekilebilir arazi tapusu beyan etmek suretiyle köylüye ödenen karşılıksız yardımlar bile köylüyü köyde tutmaya yetmiyor. Türk köylüsü ekip biçtiği zaman daha çok zarar eden bir tüketici durumuna geldi. Bundan sonra köy ve köy hayatını bekleyen muhtemel gelişme, tarım topraklarının mülkiyet itibariyle büyük öbekler şeklinde birleştirildikten sonra modern tarzda üretim yapan tarım firmalarının tasarrufuna açılmasıdır.

Bu mânâda “köylülüğün tasfiyesi”, şehirde yaşayan köylü nüfusun şehir değerlerine sahip çıkması, hatta o değerlerin yeniden üretimine katkıda bulunması temennîsini taşıyor. Köylülük, Türkiye’de artık fiilen sürdürülemez bir sosyal kategoridir ancak temel meselemiz, şehirdeki köylülerin meslek sahibi üreticiler biçiminde yeniden organize edilmesinde yatıyor. Bu noktada Türkiye’yi yönetenler tıkanıyorlar ve tıkanıklık hali, büyük şehirlerin perişan manzarasında açıkça kendini hissettiriyor. Metropol şehirlerinde bir nevi “getto”laşma eğilimi bariz haldedir. Üst gelir grubuna mensup olanlar, özel güvenlik tedbirleriyle korunan ve duvarlarla yakın çevresinden tecrid edilmiş minicik ‘kent’lerde ve sitelerde yaşamayı tercih ederken, şehrin çevresinde yer alan gecekondu semtlerinde özel terkipli mahalleler oluşmaya başladı. Şehirlerde mal ve can emniyeti büyük tehdit altına girdi. Alt yapı hizmetleri en küçük krizde tamamen duracak derecede dayanıksız ve esneklikten mahrum. Suç çeteleri ve daha büyük ölçekli mafya kuruluşları, şehrin suç haritasını parsellediler ve denetlenemeyen kara para trafiği, görünmez hareketliliği ile şehirlerde yeni suç-istihdam sektörleri yarattı.

Şehirler artık medenî değerleri üreten ve düzenleyen ağırlıklarını kaybetmiş bulunuyorlar; oysa ki dünyanın her yerinde şehirler medeni değerlerin üreticisi olmuşlardır; ortak yaşamanın doğurduğu girift problemlerin çözüm yeri şehirlerdir. Bilimler, sanatlar, hırfetler, uzmanlıklar, üretkenlik, eğitim, hukuk, nezaket, karşılıklı saygı ve bir arada yaşama edebi gibi varlığı ve çokluğu ile övünç duyulan herşey şehirlerin eseridir. Türkiye’de şehirler bu bakımdan büyük bir verimsizliğin içine düştü ve şehir değerleri sindirildi. Köylülüğün tasfiyesi, şehirlerin yeniden medeni üretkenliğini kazanmasının, yeniden yaşanılır ve güvenilir beldeler haline gelmesinin bir parçasıdır. Köylülerin yeniden köyüne dönmesi artık imkânsız; mevcut hâl ile yetinmek, hatta idâre etmek de imkânsız.

Çare, köylülüğün tasfiyesiyle birlikte yeni bir şehirli kimliği inşâ etmek ve o kimlik etrafında yeni insânî ve medenî değerler yükseltmektir. Medeniyetler şehirlerde doğar ve orada yıkılırlar. Bugün seyretmekte olduğumuz bir yıkılış manzarasıdır ve herkes seyirci olmakla yetinirse yıkılış kaçınılmazdır.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Bir ‘tarım muhabbeti’nden notlar -Ali Suat Bey, sizi gören hacı oluyor mîrim; kendinizi özletiyorsunuz....
  2. Mizah deryasına ben bazı bazı… Kadına yönelik şiddete hayır kampanyasına dair haberler okurken, televizyonlar bangır...
  3. Mizah deryasına ben bazı bazı … Mizahı ıskalamamak lâzım; politik mücadelenin en acıtıcı, en netice aldırıcı,...
  4. Mekke’de gündelik hayattan bazı ayrıntılar Araplar Mekke’de modern bir şehir kurmak istemişler ve üç aşağı...
  5. Dindarlık, sekülerlik ve hukuk üzerine Mitinglerde yükselen, “Ne darbe ne şeriat? sloganları birkaç bakımdan dikkat...

- 14 Mart 2005

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=20310

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • Mehmet KOç

    Bu yazıda okuduğum kadarıyla yazar,köylüyü köylülüğü tamamen gözden çıkarmış ,ancak herhalde köy ruhunu köy yaşamını tatmadan bu yazıyı hazırlamış .Ancak yine de kendisini köyle ilgili bir yazı hazırladığı için tebrik ederim .Burada ben müsadenizle bu konudaki görüşlerimi daha önce hazırladığım yazıyıyla ifade etmekisterimI bir hayal dünyası
    31 Aralık 2007 Pazartesi
    1.1 KÖYDEN KENTE GÖÇÜN ÖNLENMESİ PROJESİ
    Günümüzde köylerimizin genelinde sosyal hayat dikkate değer bir şekilde gelişmiştir . ancak köyden kente göç olgusu bir türlü durdurulamamıştır. bunun belli başlı sebepleri vardır .Ancak en önemli şey bu göç olayının gerçekten durdurulmasının istenmesidir.eğer bu göç olayı durdurulmak isteniyorsa ,hatta geri dönüşün gerçekleştirilmesi düşünülüyorsa,neler yapılabilir şimdi bu hususta düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
    Türkiye de mevcut tüm köyler onar adet köy bir araya getirilerek bir entegrasyon sağlanmasıyla güç ve çıkar birliği oluşturmalıdır. Daha sonra bu birlikler bir üst birlik etrafında toplanmalıdır .on köylük birlikler arasında ulaşım ve koordinasyon sağlanarak insanların birbirlerine karşı daha fazla ihtiyaç duyacakları bir ortam oluşturulmalıdır.
    Köylerde üretim tesisleri, işletmeler ve veya fabrikalar kurulmalı küçük ve orta ölçekli sanayiler köylere kaydırılmalıdır. Bir köye mobilya iskeleti diğer köye mobilya döşemesi diğer bir köye takım imalatı tesisi gibi köyler arası entegre tesisler kurulmalıdır her köye büyüklüğüne göre bir iki veya üç işletme kurulmalı bu işletmelerde diğer köylerden de işçi çalıştırılmalıdır .her on köye bir ziraat mühendisi bir de veteriner tayin edilmeli ve üretilen ürünler üretim aşamalarının her aşamasında denetlenmelidir. toprak tahlilleri verimlilikteki yeni gelişmeler teknolojik araçlar üreticilere anında anlatılmalıdır.
    Ağırlıklı olarak üreticilerin elde ettikleri ürünlerin işlenmesi bazında işletmeler düşünülse de diğer sanayi üretimleri de köylerde tesis edilebilir.
    Köylerimizin çoğunda hazine arazileri , mera özelliğini kaybetmiş meralar amacından sapmış diğer araziler yeni bir kanun oluşturularak . yeni mera tesisi veya daha da olmazsa meralıktan çıkarılarak köy halkına sistemi benimseyip kabul etme karşılığında ücretsiz veya düşük bedellerle verilmesi düşünülebilir . köylerde kurulacak tesislerde çalışacak ara ve kalifiye elemanlar açılacak endüstri meslek liselerinde yetiştirilebilir.
    Her on köye bilgi işlem merkezi kurularak bir üretim ve stok veri tabanı oluşturulabilir
    ve bu sayede üst birliğe bütüncül bir bilgi bankası tesisiyle tüm Türkiye de ki üretim ve uygulama stratejisi belirleme imkanı sağlanmış olur .
    Ancak bu şekilde bir üretim planlaması sağlanmış olur . Çiftçi mağdur olmaz ,tüketici mağdur olmaz ihracatçı da sağlam bir veriyle dış ticaret bağlantısı kurabilir.
    Kaynak oluşturma: bu sistemin ana sermayesi devlet tarafından finanse edilmeli ancak köy fertleri de taşın altına elini koymalıdır . Doğrudan Gelir Desteği bu sisteme kanalize edilmeli hak sahipleri katıldığı oranda gelire sahip olmalıdır .Yurt dışı işçi dövizleri de bu sisteme yönlendirilerek devlet garantisiyle sisteme kazandırılmalıdır.
    Gönderen Mehmet Koç

    köyden kente göçün önlenmesi projesi