Kara Mısto

İdarecilik mesleÄŸinin ilk görev yeri olarak yeni bir kararname ile teÅŸkil edilen (….) kazasına tayin edilen genç kaymakam, daha ilk adımda “kurucu kaymakam” diye anılacağını farkettiÄŸinde nefsinin okÅŸandığını hissetmiÅŸti.

Ne var ki onu, ilk görev yerinde garip bir sürpriz bekliyordu: Yeni ilçede çatısı çinko veya kiremitle kaplı bir tek bina bile göremeyince genç kaymakam çok şaşıracaktı.

Seksenli yılların ikinci yarısını yaşıyordu Türkiye.

Toprak damlı evlerin ilçesinde çözülecek meseleler daÄŸ gibiydi; ilçeyi, bir baÅŸka ilçeye baÄŸlayan yolun bir an evvel bitirilmesi ise ilk sırada yer alıyordu meselâ. Nedense ağır gidiyordu yol çalışmaları. Meslekteki tecrübeli aÄŸabeylerinin öğüdünü hatırlayan genç kaymakam, günün birinde pikap türü makam aracının arkasını sebze, meyve, et, ekmek gibi nevalelerle doldurduktan sonra ÅŸoföre, “çek bakalım” dedi, “daÄŸdaki yol ÅŸantiyesine gidiyoruz.”

Åžantiyede çalışanlar kaymakamın aracını önceleri tedirgin karşıladılarsa da kaymakamın samimi yaklaşımı, işçilerle hal-hatır etmesi havayı deÄŸiÅŸtirdi. Araçtaki nevâle indirildi. Yemek hazırlıklarına giriÅŸildi; mangal, semaver tutuÅŸturuldu. Åžantiyedekiler bunun bir teftiÅŸ ziyareti olmadığını anlayınca rahatladılar. Sohbet koyulaÅŸtı. Yol kenarındaki gölgelik bir yere o bildik derme-çatma ÅŸantiye sofralarından biri kuruluverdi. İşçiler ellerini yüzlerini yıkayıp “yemek hazır” çaÄŸrısı üzerine çekingen adımlarla sofranın etrafında halka oldular.

Yemek esnasında kaymakam, sessiz-sedasız bir edâ ile “selamünaleyküm” diyerek sofraya yaklaÅŸan iri yarı, esmer bir adamı farketti. Adamın elinde, namlusu renkli plastik makara iplikleriyle pek sanatkârâne bir tarzla sarılarak örülmüş bir tüfek vardı. Önceleri “daÄŸ yeridir, herhalde tüfeÄŸi o yüzden yanından ayırmıyor olsa gerektir” diye düşündüyse de sonunda merakını yenemedi. Lâf arasında,

- Hoş geldin ağa, safa geldin, şantiyeden misin, kimsin? diye sual edince sofrada buz gibi hava estiğini farkedince şaşırdı. Acaba bir pot mı kırmıştı genç kaymakam; sorulmaması gereken bir soru mu sormuştu?

İri yarı, esmer adam sorudan pek rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Sâkin, umursamaz bir edâ ile,

- Bana buralarda Kara Mısto derler diye cevap verip yemeğini yemeye devam etti.

Kara Mısto? Kaymakam bu ismi tanıyordu. İlçeye gelir gelmez, Jandarma Bölük komutanının verdiÄŸi güvenlik brifinginde adı geçmemiÅŸ miydi Kara Mısto’nun?

Kara Mısto, o havalinin dağda gezen tek kanun kaçağıydı. Hayır, eşkıya değildi, sadece kanun kaçağı; bir nâmus cinâyeti işlemiş, ardından tüfeğini azığını sırtlayıp dağa çıkmıştı.

Kaymakam, Kara Mısto adını telaffuz ettiÄŸine o dakika piÅŸman oldu; zaten etraftakiler de Mısto’nun kendisini fütursuzca tanıtması üzerine “acaba ÅŸimdi ne olacak” diye dikkat kesilmiÅŸler, kaymakamın ne tepki vereceÄŸini bekliyorlardı resmen.

- Oldu mu Kara Mısto dedi kaymakam. Sen kanun kaçağısın; aylardan beri jandarma seni arıyor. Şimdi ne yapayım ben seni?

Kara Mısto böyle bir cevabı beklemiyordu,

- Ne demek kaymakamım, bir kusur mu işledim, size karşı bir terbiyesizlik mi yaptım?

- Hayır kusur işlemedin ama, kanunen kaçaksın; ben ise kanun, hükümet adamıyım; şimdi benim seni arabaya koyup ilçeye götürmem lâzım!

Kara Mısto’nun lokması boÄŸazına dizildi. Başı önüne eÄŸildi; tüfeÄŸini yenine kıstıran kolu gevÅŸedi. Yüzü daha bir karardı,

- Sen ne emredersen o olur kaymakamım dedi. Gidelim dersen gideriz fakat koca devletin kaymakamına güvenemeyeceksek, kime güveneceğiz ki biz?

- …!

Kaymakam bu siteme nasıl cevap vereceğini bilemedi. Mısto yemeği bırakmış, iki adım ilerde, sanki bütün hayalleri, bütün dünyası yıkılmış gibi sırtını sofraya dönüp oturmuştu. Geldiğinden beri kucağından ayırmadığı tüfeği de yerdeydi.

Genç kaymakam, masum bir tanışma isteğinden doğan bu durumu nasıl telafi edeceğini, ne yapacağını bilemedi. Yemeği kısa kesti; işçilerle vedalaşıp arabasına binerek yola koyuldu.

*

Olaydan birkaç ay sonra kaymakama, yol çalışmasının durduÄŸunu haber verdiler. Tarlasından yol için geçme izni vermeyen bir köylü Nuh diyor peygamber demiyor ve ağır iÅŸ makinalarını arsasına sokmamakta direniyordu. Kaymakam haberi alınca iÅŸi gücü yarıda bırakıp hemen yol çalışmasının durduÄŸu yere koÅŸturdu makam otomobilini. Selam, kelâm faslından sonra köylü, mütevazı imkânlarıyla hürmet ve ikramda kusur göstermemeye çalıştıysa da yol için müsaade vermeye yanaÅŸmadı. “Dozerlerin önüne yatarım, cesedimi çiÄŸner geçersiniz” diyordu.

Kaymakam ne söylediyse kâr etmedi. Yol çalışması orada kalakaldı. BaÅŸka bir güzergâh imkânsızdı. Kaymakam’ın canı sıkıldı fakat yapacak bir ÅŸey yoktu. Yüzünden düşen bin parça döndü yeniden ilçeye.

*

Bir hafta sonra Kaymakam makam odasında çalışırken kapısı vuruldu. Görevli, bir köylü vatandaşın ille de kaymakamı görmek istediğini söylüyordu.

- Buyursun!

Kasketini eline alan köylü tanıdıktı; o tarlasından yol geçirmeyen köylü! Kaymakam meraklandı,

- Hayırdır, hoş geldin, buyur, ne içersin evvelâ?

Köylü, “eksik olma kaymakamım, yârenliÄŸe gelmedim; geçen size karşı bir edepsizlik ettim. Kusura bakmayın, cahilliÄŸim tuttu…”

- Eee, dedi kaymakam,

- Tarla ne demek, isterseniz yolu evimden bile geçirin, devlete feda olsun, lâfı bile olmaz, kusurumu bağışlayın!

Kaymakam sevindi fakat bu ani fikir değişikliğini de bir dala konduramadı; köylüyü tebrik etti, çaylar söylendi. Adam çayını içip rahatlamış bir ifade ile çıktı gitti.

*

Kaymakam, bu ÅŸaşırtıcı fikir deÄŸiÅŸikliÄŸinin anlamını sonraları baÅŸkalarından iÅŸitecekti. DenildiÄŸine göre Kara Mısto hadiseyi duymuÅŸ, tarlasından yol geçirmeyen köylüyü ziyaret etmiÅŸ ve demiÅŸti ki, “Bu kaymakam senin bildiÄŸin gibi deÄŸil; düzgün, dürüst bir adam. Yol devletin, sırtına sarıp götürecek deÄŸil; sekiz on metre yol için kalbini kırdığına deÄŸdi mi?”

*

Kaymakam, o ilçeden ayrıldıktan birkaç yıl sonra Kara Mısto’nun yakalandığını duydu. Bir yerde kahvede otururken ceketinin altından tabancası görününce jandarmalar şüphelenmiÅŸ. Aranan adam olduÄŸu ortaya çıkınca yakalayıp tutuklamışlar. Mahkeme, duruÅŸma derken cezası biçilmiÅŸ, kesinleÅŸmiÅŸ, hapse konulup cezasını çekmeye baÅŸlamış.

*

Genç kaymakam, “o tarihten üç dört sene sonra bir baÅŸka haber daha duydum (….) ilçesinden” diye tamamladı sözünü. “Af kanunu çıkmış, bizim Kara Mısto dört-beÅŸ sene yattıktan sonra çıkmış hapisten.”

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Bir kara delik yolculuÄŸunun hikâyesi Bendeniz bir miktar kozmoloji bilimine meraklıyımdır; Türkçesi “Evrenbilim” mânâsına geliyor....
  2. Kara tahtaya kara tebeşirle yazmak Köy Enstitüleri devrimci, halkçı, kalkınmacı değil aksine tutucu ve gerici...
  3. Kara Murat, Bizanslı kahpe Polemon’a karşı mı? Epeydir kitapçı dükkânlarına uÄŸradığım yok demek ki; geçenlerde yolum düştü,...
  4. Anadolu kadınının kara yazısı Hadiseyi gazetede okuyunca “Bana ekmek çıktı” diye ellerimi çırparak kupürü...
  5. ‘Yogurdum kara!’ Dogru dusunmek herkes icin gecerli ve makbul bir gâye; ictihâdi...

- 5 Temmuz 2009

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=866089

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.