Jöntürklüğün lüzumu yok!

En iyimser hesapla on yıldan önce Avrupa BirliÄŸi’ne üye olamayacağımız kesinlikle anlaşıldı. Bu durumda hükümetin “reformlara devam edeceÄŸiz” vaadi ümit vericidir, Avrupa BirliÄŸi kendisinden bekleneni yaptı öyleyse biz de iÅŸimize bakalım; herkes kendi iÅŸine baksın.

Önümüzdeki on yılı, Türkiye’yi Avrupa BirliÄŸi normlarına ulaÅŸtırmak için samimiyetle çalışarak deÄŸerlendirelim. EÄŸer bu çalışma takviminde baÅŸarılı olursak on sene sonra oturur, Avrupa BirliÄŸi’nin bizim için hâlâ câzip bir ülkü olup olmadığına bakarız. Bana öyle geliyor ki, on yılını doÄŸru istikamette çalışarak tasarruf etmiÅŸ bir Türkiye’nin, “medenî ve diplomatik nezâket haricinde” bir baÅŸka medeniyet projesine katılmak için bunca heves ve hatta düşkünlük göstermesine ihtiyacı kalmayacaktır. DiÄŸer taraftan on yılını doÄŸru ve verimli kullanmış bir Türkiye’ye Avrupa BirliÄŸi’nin çok ihtiyacı olacaktır; bugün Avrupa BirliÄŸi için Türkiye’nin birliÄŸe ithali, onlar açısından tehlikeli, verimsiz ve yakışıksız görünüyorsa da kendi irâdesi ve kuvveleriyle problem çözmeyi öğrenmiÅŸ bir Türkiye’nin üyeliÄŸi Avrupa BirliÄŸi için vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelebilir.

Ve o gün tekrar oturup Avrupa BirliÄŸi’ne girmenin veya dışarda kalmanın faydasını müzakere edebiliriz.

Önce ÅŸu berbat, sevimsiz ve yakışıksız “Jöntürk” tavrını terk edip, kısaca ve sadece “Türk” olmayı keÅŸfetmemiz lâzım. MilliyetçiliÄŸin en doÄŸru ve en verimli tasarruf tarzı iÅŸte bu hâleti bürünmektir. Her TC vatandaşının anayasal mânâda kendini Türk hissetmesini özendirmemiz gerekecek: Üreterek zengin olmayı öğrenemez miyiz, entelektüel birikimimizi bir ÅŸehrâyin şölenine çevirecek kafa gücünden fıtraten mahrum muyuz, devlet”toplum iliÅŸkilerinde insanı, toplum”devlet iliÅŸkilerinde dayanışma ve kolektif irâdeyi öne çıkaracak kadar basiretimiz yok mu? Kendimize güven ve saygı duymayı, Avrupa BirliÄŸi’nin katkısı olmadan baÅŸaramaz mıyız? Yukarıdaki sorulara “AB’nin katkısı olmadan asla!” cevabını revâ görenlerle ihtilâfım var zira böyle düşünmek, Türklerin “ikinci sınıf dünyalı” olduÄŸunu varsaymakla aynı ÅŸeydir; bu mânâda “Türk” olmak, üstünlük deÄŸil eÅŸitlik iddiasıdır.

Benim “Türk” olmaktan anladığım budur.

Jöntürkler medeniyet nâmına yegâne ışığın Batı’da parıldadığına inanıyorlardı ve bizim her hâlimiz onlara fersûde, çirkin ve geri görünüyordu; Türklerin yeni dünyada varlık sebebini, Batılı tarzda modern olmak çâresine baÄŸlayan görüş sahiplerine artık saygı duymak zorunda deÄŸiliz; “üstünlük deÄŸil eÅŸitlik” tezinden hareket eden bir millî heyecan, yarının dünyasında Türklerin kendi medeniyet ve ahlâk tasavvurlarını inşâ etmeleri ihtimâline kuvvet kazandırır. Jöntürklük hâletinden pejmürde ve kirli bir hırka gibi sıyrılmamız gereken nokta burasıdır.

Avrupa BirliÄŸi’nin önümüze koyduÄŸu on yıllık vâdeyi ancak bir Jöntürk’ün kapılabileceÄŸi, “yine olmadı, yine medeniyetin nûruna vâsıl olamadık” cinsinden bir kahırla karşılayıp kendimize acımak yerine aktif bir çalışma heyecanına dönüştürebiliriz. Her ÅŸey bize baÄŸlı. EÄŸer fıtraten geri, düşünme özürlü ve kabiliyetsiz olmadığımızı düşünüyorsak 12 Aralık 2002 tarihini bir yükselme trampleni haline getirebiliriz.

Böyle bir ülkenin vatandaşı olmak, ülkenin nüfus kâğıdını taşıyan herkese ÅŸevk ve gurur verir, bugün bize aşılmaz gibi görünen ve yıllardan beri başımızı aÄŸrıtıp duran pek çok iç meseleyi çözüverir ve Türkiye’yi dünya siyasetinde saygıdeÄŸer bir aktör durumuna getirir. Ne var ki Jöntürk fikriyatının ufkunda “metbû”luk yani kendisine tâbi olunan merci olmak deÄŸil, “tâbi”lik vardır. Jöntürklük bir yenilginin remzidir ve siyasi plândaki yegâne temsilcisi sadece Damat Ferid PaÅŸa’dan ibaret deÄŸildir.

Ne Avrupa’ya küselim, ne de Batılı insan tipinin son iki asırda inÅŸa ettiklerini küçümseyelim: Batı Avrupa, XX. yüzyılda Amerika kıtasına karşı kaybettiÄŸi siyasi üstünlüğü yeniden kazanmak için, kendi muhakemeleri ölçüsünde en mâkul atılımı gerçekleÅŸtirmiÅŸ ve devletlerüstü bir Avrupa BirliÄŸi kurmak dâvâsına sarılmıştır; bu projede ÅŸu günkü ÅŸartlar çerçevesinde Türkiye’ye yer vermek istemeyiÅŸlerini artık anlamak zorundayız. Kaldı ki Avrupa BirliÄŸi, dünyanın geleceÄŸine giden son tren filan da deÄŸil. Önümüzdeki on yıl, Avrupa BirliÄŸi ile “BirleÅŸik Amerika Devletleri” arasındaki iliÅŸkinin nihai ÅŸeklini öğrenmemiz açısından da son derece öğretici olacaktır zannındayım.

Toparlayalım; Jöntürklüğün lüzumu yok; bir de sade “Türk” olmayı deneyelim hele!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. “Bön” Türklüğün alemi yok! Neredeyse bir asır boyunca yetiÅŸen her nesle “Hayatta en hakiki...
  2. FaÅŸistliÄŸin lüzumu yok lakin… “Devletimiz güçlüdür” sözünü, artık, “devlet güçlü olmak zorundadır” anlamına tercüme...
  3. Ciddiyetin lüzumu yok! Åžeytan ayrıntılarda gizli. Satıraraları, esasa dair ilginç haberler sızdırıyor. “Niçin...
  4. Bu dünyacılığın lüzumu yok! Güneşe yakınlığı itibariyle Mars, sistemimizdeki dördüncü gezegen; biz üçüncüyüz, Mars...
  5. Linçperverliğin lüzumu var mı? Konu hassas ve çarpıtılmaya son derece müsait; onun için kelimeleri...

- 16 Aralık 2002

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2002/12/16/yazarlar/ahmetturanalkan.htm

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.