“Hoca n’ooluyor?”
Depremin nasıl oluştuğunu çocuklar bile bizden daha iyi biliyor: İnce kabuğu üstünde tuttuğu suyun, arzın üçte ikisini kaplaması yüzünden fezâdan mavi görünen gezegenimizin içi akışkan ateşle (mağma) dolu.
Üzerinde hayata imkân veren ince bir taş kabuk tabakası var ve bu sert kabuk, üstünde yüzdüğü mağma ummânı üzerinde önceden öngörülemeyen aralıklarla birbirine sürtünüyor, aşağı yukarı, sağa sola hareket ediyor; neticesi irili ufaklı sayısız deprem.
Depremin nasıl olduğuna şaşırmamalı, bu kararsız gibi görünen yapı içinde asıl niçin olmadığına hayret etmek lâzım.
Büyük coÄŸrafya atlası dediÄŸimiz iri kıyım harita kitaplarının baÅŸlarında yeryüzünün kesitini gösteren hayali çizimler vardır; el altında, göz önünde durduÄŸu için bu kabil bilgileri sıradan buluyoruz; sıradanlık, farkedilmeyiÅŸ demektir; yokluk deÄŸil. Bir mucizevi strüktürün üzerinde yaşıyoruz fakat mahiyetine bilim yoluyla kısmen nüfuz edebildiÄŸimiz mucizeleri artık mucize saymamak gibi bir eÄŸilimimiz var. Gözlenebilen feza içinde üstünde yaÅŸadığımız yerkürenin bir benzerine henüz tesadüf edilemedi. BilebildiÄŸimiz kadarıyla adına “hayat” dediÄŸimiz varoluÅŸ biçimi, ilmi verilere göre son derece tesâdüfi, son derece istisnai bir ârıza. Uzayın kapladığı hacim, istatistik tablolarına aktarılsa, bizim anladığımız türde hayatın varlığı hesaba katılmayacak derecede minicik bir sıklet tutar.
Biyolojik hayat, nadir istisnalar dışında belirli ısı aralıkları arasında mümkün olabiliyor, diyelim ki -40 ile 40 arasında seksen derecelik bir aralık. Halbuki üzerinde yaÅŸadığımız taÅŸ kabuk plakaların hemen 30-40 km derininde hararet binlerle ifade edilen rakamlara ulaşıyor. Dünyayı saran hava kabuÄŸunun dışında ise -200′lere varabilen soÄŸukluk hakim. Bebekler gibiyiz; altımız tandır, üstümüz buz damı ve biz ikisinin arasında itina ile korunmuÅŸ daracık bir alanda yaÅŸayabiliyoruz; insan denilen mahlûkun iç kliması ise pek nânemolla; vücut ısısının üç derece artışı veya iki derece düşüşü ölümle sonuçlanabiliyor.
Bilinen ÅŸeyler, ortaokul bilgisi bunlar; bilinen, daha doÄŸrusu bilindiÄŸi zannedilen ÅŸeyler üzerindeki umursamazlığımızın bizatihi kendisi de mucize çapında hadisedir; kısaca “gaflet” deyip geçtiÄŸimiz bir ÅŸey.
“O dev dalgalar, burada da olur mu?”; epistemik ehliyetlerini vaktiyle kerrât ile isbat etmiÅŸ (!) deprem uzmanları, kesif bilginin kaÅŸarlandırdığı bir güven edâsıyla “olmaz” diyorlar; “ora nire, bura nire?”; ferahlıyoruz. Bilimi hemÅŸireye benzetebilir miyiz: Teselli edici yönü var; acıları dindiriyor, kısmen tedavi ediyor, rahatlatıcı izahlar yapıyor; mütesellî olmanın lâyıkıyla bilmekten daha deÄŸerli olduÄŸunu kabul etmeliyiz.
İnsan soyu, iflâhsız, ÅŸifâ bulmaz bir mucize tüketicisidir (soÄŸurucu demeliydim belki de); bir mucize tekrarlanmaya görsün, onu hemen bilimin nesnesi yapar ve meseleyi aÅŸmış sayarız kendimizi; ÅŸu veya bu teori ile izah edilebiliyorsa, ÅŸairin “homo sum..” mısrânın ucundan tutunur, onu insânileÅŸtirir, anlaşılanlar sınıfına koyar ve rahatlarız. Kalabalıklar böyle mütesellî olur; “mutmain” olmak baÅŸka bir rızâ makamı. Okuyucu “Türkçesini yaz” diye sıkıştırır durur; bunun daha Türkçesi yok; “rızâ makamı” denilince odur; mutmain olmayı tatminle karıştırırsanız yandınız, ayrı fiil ve hallere ayrı kelimeler lâzım. Adam parasının çoÄŸalmasını ister de daha çok yaÅŸamak ve anlamak için daha çok kelime edinmenin lüzumuna inanmaz.
Sadede gelelim; asrî zamanların en dramatik aktörü bilim adamlarıdır; onlar bizim falcılarımız, büyücülerimiz, üfürükçülerimiz, sihirbazlarımız, ermiÅŸlerimiz. Mucizeler, onların dolaplarında sıradan birer ÅŸey haline geliyor o ÅŸeyler, dolabı ne zaman sarsmaya baÅŸlasa, “hoca n’ooluyor?” diye eteklerine yapışıveriyoruz.
Fala inanma; falsız da kalma ve trajedini sırtında taşı!
İlgili olabilecek yazılar:
- Necati hoca versus* Nihat hoca Şimdi siz bu yazdıklarımı Ramazan eğlenceliği zannedeceksiniz ama aslında din...
- Hoca! Gazeteci dostum Gürkan Zengin, DışiÅŸleri Bakanı’mız Ahmet DavutoÄŸlu hakkında biyografik...
- Sağol be Cevat Hoca! Elalemin kazandığı para, aldığı maaş ne sevimli bir dedikodu konusudur...
- Hakim, hakem, hoca Hâkim, hakem, hoca; her üçünün ortak tarafı, meslek isimlerinin “h”...
- “Yarım Hoca”nın rant fetvası Soru: Sadece 21 ayda deÄŸerini 44 defa katlayan yatırım türü...
Ahmet Turan Alkan - 29 Aralık 2004
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20050928&hn=126051
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


