Hesap hesaptan üstündür!
Tarihe yönelik ilgilerin başlıca iki sebebi var; ilki, her insanda mevcut bulunan evveliyat merakıdır: Yeni taşındığımız kira evinde daha önce kimlerin oturduğunu merak ederiz; yeni tanıştığımız kişilerin daha önceki hayatına dair bilgi edinmek, adını öğrendiğimiz en uzak ceddimizden önce hangi soy ve sulbden geldiğimizi bilmek isteriz. Hadiseler, evveliyatı, yani tarihi ile mana kazanır. Tarih merakının ikinci sebebi, hadiselerin arasındaki sebepnetice ilişkilerini tetkik ederek aralarındaki illiyet bağını anlamaya ve birbirine benzeyen hadiselerin mukayesesi ile hadiselerin kanununa (künhüne) vasıl olabilme gayretidir.
Tarih bilgisi, her iki ihtiyacı da “kısmen” karşılar. Evveliyat merakımızı hiçbir zaman tam bir mükemmeliyetle tatmin edemeyiz; hadiseye ÅŸahit olan, onu kayda geçiren veya ÅŸahitlerin ifadesine dayanarak tarih yazan kiÅŸiler, sırf beÅŸeri zaaflardan ötürü bir hadisenin kaydını tatminkar tarzda aksettiremezler. Unutkanlık, yanılma, idrak hataları, rasat yerinin elveriÅŸsizliÄŸi, gözlemcinin tarafgirliÄŸi, hadisenin yazıya geçirilirken tabiatından çok ÅŸey kaybetmesi, hadisenin ayrıntıları arasında önemli görüneni önemsizden ayıklama zarureti veya araya giren ikinci, üçüncü sıradaki kayıt tutucuların ÅŸahsi kanaatleri, hadiseye sebep olan aktörlerin psikolojik yapılarını anlamaktaki yetersizlik gibi beÅŸeri zaaflar tam bir tarih tasviri konusunda engel teÅŸkil ederler. Bazen yüzlerce kiÅŸinin ÅŸahitliÄŸi önünde cereyan eden hadiseler bile söz konusu zaafiyetler yüzünden yıllar, bazen asırlar süren münakaÅŸalara sebep olurlar. Netice itibariyle eriÅŸebildiÄŸimiz tarih bilgisini kullanmak daima belirli ölçüde uyanık tutulması gereken bir ihtiyat ve dikkat ister. Tarih usulü, tarih hadiselerini deÄŸerlendirmek isteyen kiÅŸiye mümkün olduÄŸunca hatadan kaçınma avadanlığı saÄŸlar; ama asla yetersiz ÅŸehadetlerden mükemmel bir yeniden inÅŸa (reconstruction) imkanı vermez. Tarihçiler bu yüzden “usul”e büyük ehemmiyet verir ve ona diÄŸer bilgi edinme usullerinin fevkinde kıymet atfederler. Zaman boyutu içinde insani durumların mahiyetini ve sebebini anlamaya çalışmak çok boyutlu zihni efor gerektirmesi bakımından tarihçiler, usullerini “usullerin anası”, tarihi ise “ümm’ülilm” kabul ederler. Kabul etmek gerekir ki mükemmele yakın bir tarih tahlili yapabilmek için neredeyse mevcut ilimlerin tamamından behredar olmak lazım gelir. Bu yüzden kaliteli tarih spekülasyonu veya tarih felsefesi yapabilmek ancak her nesilde birkaç alime nasib olan sıradışı bir mazhariyettir.
Sadede gelelim; tarihe, ibret almak veya onun belkemiÄŸinde saklı duran sinir sisteminin mekanizmasını anlamak kasdıyla eÄŸilen kiÅŸi, neticede aradığını bulabilecek midir; bu cevaba hiç kimse gönül rahatlığı ve itminan ile henüz “evet” diyebilmiÅŸ deÄŸildir. Bu vetire esnasında kıymetli olan ÅŸey hakikati arama arzu ve cehdinden doÄŸan faaliyettir ki, bu faaliyeti topraktan altın elde etmek için akılalmaz gayretleri göze alan “Simyacı”ların neticede kimya ilmine hizmet etmelerine benzetebiliriz. Bu sualin cevabını arayan kiÅŸi, belki tarihi hadiseleri idare eden “üst kanun” kadar kıymetli bir baÅŸka hakikate eriÅŸme ÅŸansını bulabilecektir;
“Kader”den bahsediyorum.
Elbette tarihi hadiselerin büyük bölümü, sebepnetice alakasını ve bunlar arasındaki mantık zincirini makul gösteren bir seyir gösterirler; ama bunlar her halü karda kesin neticeler veren kanun mertebesine eriÅŸmezler. Tarihi kader idare eder; tahmin edilebilir; ama öngörülemez. Halk irfanında bu usul inceliÄŸi hayranlık verici bir fesahatla şöyle ifade olunur; “Herkesin bir hesabı var lakin Allah’ın da bir hesabı var ve hiçbir hesab Allah’ın hesabına galebe edemez.”
İmdi maruz kaldığımız kabalıklara kilitlenip, ümitsizliÄŸe kapılmak doÄŸru deÄŸildir; biz bütün ömrümüzce hayatımızı ve geleceÄŸimizi biçimlendirmek için hesap yapar, tasavvurlar kurarız; bu insani bir beklenti ve gayrettir; bazen yıllar boyunca her ÅŸey umduÄŸumuz gibi gider; ama bazen kaotik, yani kestirilemez, tesadüfi bir unsur her ÅŸeyi deÄŸiÅŸtiriverir. Biz hep bir ÅŸeyler tasarlarız da son hükmü veremeyiz. Hüküm bize ait deÄŸildir; “Sahib”i vardır. Tarih, bu bilgiyi teyid ediyor.
BaÅŸkalarının yaptığı hesap bugünlerde hep yerini buluyor gibi görünebilir; lakin muayyen bir “vade”nin hitamında Allah’ın hesabı bütün hesaplara galebe eder. Üstümüze vazife olan nevmidiye kapılmak deÄŸil, her zaman doÄŸru olanı yerine getirmektir; tarih bu bilgiyi de teyid ediyor.
Ümitsizliğin küfür sayıldığı ince nokta burasıdır işte!
İlgili olabilecek yazılar:
- Hesap - Tamam Çetin abi, şu biramı bitirip çerezleri de tüketince...
- ‘Bir hesap verme halimiz yok’ dedi ve… Bir numaralı sorumlu, maçtan sonra deÄŸerlendirme yapıyor: “Hiçbir zaman baÅŸkasını...
Ahmet Turan Alkan - 13 Aralık 1997
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1997/12/13/kose/kalemle/index.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


