Halk bu yönetimin neresinde duruyor?
Merkezine “halk” kavramını titizlikle yerleÅŸtiren siyasi sistemler, halkın nasıl siyaset üretebileceÄŸi konusunda güzel temenniler geliÅŸtirmekten öteye fonksiyonel bir söz söyleyemiyorlar. Hemen Türkiye pratiÄŸine geçebiliriz: Türk halkı, kendisine dayatılan veya dikte edilen siyasetlere ne ölçüde katılıyor veya bu siyasetlerin üretilmesinde ne derece hisse sahibi bulunuyor? Evet, bir “Meclis”imiz var; ama Meclis’imizin son zamanlarda gereÄŸinden hızlı çalıştırılması, gecenin geç saatlerine sarkan celselerin kalabalık gündemine çok dikkat çekici tasarıların sıkıştırılması endiÅŸe verici bir tesir uyandırıyor. Yasama uzvu içinden teÅŸkil edilen hükümet ise, Meclis’teki görüntüyü hatırlatır ÅŸekilde bir gündeme “tabi” olduÄŸu intibaı veriyor. Meclis’in kendi içinden seçtiÄŸi devlet baÅŸkanı, halkın onaylamadığını pekala bildiÄŸi bir tasarrufta bulunurken çareyi “takdir hakkı” müessesesine sığınmakta buluyor. Teoriye göre halkın siyasi taleplerini siyasi üretime çevirmek için var olan partiler, belki de neyi ne kadar temsil ettikleri hakkında vazıh bir fikir sahibi olmadıkları için son kertede tesirsiz kalıyorlar.
BeÅŸ özel bankanın birden devlet himayesine alınmasında halkın dahli nedir? Mevduat sahipleri şüphesiz durumdan hoÅŸnutlar; ama vergileriyle az sayıdaki “mudi”nin kazanç risklerini garanti eden vergi mükelleflerinin bu karar sürecinde esamisi yok. Bu süreç o kadar dikkat çekici ayrıntılar taşıyor ki ürpermemek imkansız. Ajans haberlerinde defalarca tekrarlandığına göre Bakanlar Kurulu üyelerine, “boÅŸ kararname”ye imza attırılmak suretiyle bankalar operasyonunda gizliliÄŸe azami derecede riayet edildiÄŸi söylenildi. DeÄŸil milletin vekillerini, kabine üyelerini bile güvenilmez bulan bir hükümet tarzı ile karşı karşıyayız. Ama asıl endiÅŸe duymak gereken husus ÅŸu: Son banka operasyonlarında bizzat hükümetin belirleyiciliÄŸi neydi?
Sahi, Türk halkı bu yönetimin neresinde duruyor?
Atanmışların nihai planda seçilmiÅŸler üzerindeki belirleyiciliÄŸinden haklı olarak yakınıyoruz; ama seçilmiÅŸlerin temsil anlayışı galiba mazbata tesliminden sonra radikal bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸruyor ve sadece Meclis’e kadar gelip özel iÅŸlerini takip eden seçmeni ağırlamak külfetiyle sınırlı kalıyor. Bu çerçevede “kıyak emeklilik” teÅŸebbüsü seçilmiÅŸlerin imajı üzerinde trajik bir çöküntüye yol açtı: “Bana üniversiteden aldığım profesörlük maaşını verin razıyım.” diyebilen bir vekil, taşıdığı temsil vazifesinin niteliÄŸinden habersiz gibi göründü bu yüzden. “Bir milyar küsur lira maaÅŸla yetiÅŸtiremiyorum.” diye sızlanan vekilin itibar ettiÄŸi mantık temelsizdi. Halkın siyaset üretmesine vekalet eden kiÅŸilerin uÄŸradığı küçük zaaf anları, halka çok pahalıya mal oluyor; kaybeden sadece vekil olmuyor, halkın siyasete katılma kanalları da iÅŸe yaramaz hale gelebiliyor.
Halkın yönetimde temsili ta kadim Yunan’dan beri “fictiv”, daima “itibari” kalmaya mahkum bir mesele. Nihai siyasi kararla halkın iradesini ve taleplerini birleÅŸtiren köprüde, seçtiÄŸimiz kiÅŸiler duruyor ve onların o mevkide “nasıl” durduÄŸu büyük önem taşıyor.
Aydın sınıfı, hemen her yerde tabiatı icabı despot karakterli; varlık sebebini, her ÅŸeyi herkesten çok ve daha iyi bilmekte ve bildiklerinin tatbikata konulmasında bulan bir sınıf; onlardan halkın taleplerini terennüm etmelerini beklemek muhal. Bir baÅŸka “köprü” matbuat. Matbuatımız, kanunla disipline edilmek fikrinden haklı olarak huysuzlanan; ama buna mukabil kendi uzuvlarıyla kendini denetlemekte acz gösteren bir müessese ve üstelik sırtında ÅŸu veya bu ÅŸekilde “yumurta küfesi” taşımayan basın grubu yok gibi bir ÅŸey. Menfaatlerini çok yönlü iÅŸ birliÄŸi ve iyi iliÅŸkiler aracılığı ile korumaya kilitlenmiÅŸ bir matbuatın halkın taleplerine tercüman olmak iddiası, çerçevelediÄŸi tablodan daha fiyakalı, gösteriÅŸli ve pahalı bir yaldızlı çerçeveyi andırıyor.
Öyleyse meseleyi bütün çıplaklığı ile görebilmeliyiz; yönetenlerle yönetilenler arasında bugünden yarına ıslahı pek de mümkün olmayan bir yabancılaşma vakıası var. Yaşadığımız tuhaflıklar dizisinin ardında, en azından kısa vadede değişeceğini beklemediğimiz böyle bir tablo bulunuyor.
İlgili olabilecek yazılar:
- DTP ‘çözüm’ün neresinde duruyor? 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinden sonra kamuoyuna hâkim...
- Halk irâdesi kutsal mıdır? Bilmem hangi seçim maÄŸlubiyetinden sonra İsmet PaÅŸa’nın “nankör millet” diye...
- Şeytan bunun neresinde? İş zülfiyâre dokununca bir kısım medyanın gözleri faltaşı gibi açılıveriyor:...
- Cumhuriyet’i savcılar deÄŸil, halk korur ve koruyacak Kısacık Cumhuriyet tarihimizde mahkeme kararıyla tam 28 parti kapatılmış; kapatılmaktan...
- Toplum, Kürt meselesinin neresinde? Ağaçlara bakmaktan ormanı göremiyoruz bazen. Türk toplumu yeniden PKK ve...
Ahmet Turan Alkan - 25 Aralık 1999
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1999/12/25/yazarlar/5.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


