Hakemin saati doÄŸrudur!
“AkÅŸam aşıp gidiyor / Fikrim ÅŸaşıp gidiyor / Ela gözlü sevdiÄŸim / DaÄŸlar aşıp gidiyor” diye baÅŸlayan Kayseri türküsü, “amaan keklik” nakaratıyla devam ediyor. Bu türkü sözlerindeki “aÅŸmak” ve “ÅŸaÅŸmak” fiilleri, dikkat buyrulursa “zengin” kafiye teÅŸkil etmekteler.
Zengin ve aÅŸmak kelimeleri yan yana gelince, insan ister istemez, “zengin arabasını daÄŸdan aşırır, fakir düzgün yolda yolun ÅŸaşırır” sözü geliyor. Lâf türküden açılmışken, “AÅŸamadım Bergama’nın ilinden / Kahve içerken fincan kaydı elimden” mısralarını hatırlamamak mümkün mü? İlk mısra ile ikincisi arasında bir mânâ baÄŸlantısı yok ama türküler de biraz hayata benzer, mantığın zorlandığı anlar vardır; meselâ adam Bergama’nın ilinden aÅŸmış olsaydı, ikinci mısra var olabilir miydi?
Devam edelim: “EÄŸil daÄŸlar eÄŸil üstünden aÅŸam / Yeni tâlim çıkmış varam alışam” türküsündeki “aÅŸmak” temennisi hicrânı ifâde ederken “AyaÅŸ yollarından aÅŸtım da geldim / Boyunu boyuma ölçtüm de geldim” türküsünde görüldüğü gibi aÅŸmak istediÄŸi menzili bir punduna getirip aÅŸanlar da yok deÄŸildir.
Bir de “zaman aşımı” vardır ki, bununla ilgili ÅŸarkı, türkü sözü veya mâni bulabilmiÅŸ deÄŸilim; eski dilde “mürûr’üz zaman” derlerdi. Gençlere bu hukuk kavramını izah etmek için ambalajlı gıda maddelerinin üstünde bulunması gereken “son kullanma tarihi”ni örnek verebiliriz; son kullanma tarihi geçmiÅŸ ürünler zaman aşımına tâbi oldukları için satılamazlar; ama siz ille de daha dört başı mâmur bir tarif isterseniz arz ediyorum: “Zamanaşımı, yasada öngörülen belli bir sürenin geçmesiyle davayı ve cezayı düşüren bir nedendir. Zamanaşımı, dava ve ceza zamanaşımı olarak ikiye ayrılır. Dava zamanaşımı belli bir sürenin geçmesiyle ceza davası açılmaması, dava açılmışsa açılan davanın düşmesi sonucunu doÄŸurur. Ceza zamanaşımı ise kesinleÅŸmiÅŸ ceza mahkumiyetinin yasada öngörülen süre içinde yerine getirilmemesi durumunda, mahkumiyeti infaz edilemez hale getirir.”
Anlaşılmayacak bir ÅŸey yok; son derece berrak bir tarif ama ÅŸekil A’da olduÄŸu gibi esrarengiz meseleler karşısında ne kadar iÅŸe yarar bilemem; “erbâbı” bilir.
Diyelim ki dükkândan bir paket süt aldınız; bakkal, paketleri soğutucu vitrine dizdi; müşterinin biri de gelip paketlerdeki son kullanma tarihi etiketini farklı bir etiketle değiştirerek sütü zamanaşımına uğramış gibi gösterdi. Siz de bu paketi satın aldıktan sonra evde tarihine bakıp bakkalın sizi aldattığına hükmettiniz; ne olur?
Çok şey olabilir ama bizim buralarda olacağı şudur; süt çürür!
Kabul ediyorum bu pek iyi bir örnek olmadı; aslında zamanaşımı kavramını çok daha iyi izah eden bir hadise var aklımda ama nedense bir türlü hatırlayamıyorum; biraz zihninizi zorlayınız, günün gazetelerini elden geçiriniz; duruma uyan en iyi örnek neyse biliniz ki odur işte.
“Olmuyor ama, yazar görevini okuyucularına yüklüyor; neyse açık-seçik yazınız ki bilelim” diyeceksiniz; demeyiniz. Bunlar izâfi meselelerdir; meselâ zaman her yerde aynı hızda akmaz, bazen çok hızlı geçer, bazen duraklar. Kenardaki gözlemciler zamanın nasıl aktığı, veya “aÅŸtığı” konusunda esaslı fikir sahibi olamazlar. Nitekim ÅŸair buyurmuÅŸtur ki,
“Åžeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilür;
Mübtelâ-yı gâma sor kim giceler kaç saat?”
O bilmez, bu bilmez; peki kim bilir zamanın nasıl aşıp gittiğini? Aslında kimse bilemez, çünkü zaman olduğu yerde durmaz, değişir. Bu arada bizim hadiseyi nasıl gördüğümüz, ne mânâ çıkardığımız, nasıl anladığımız hiç ama hiç önemli değildir.
Bir maçta en doğru saat hakemin saatidir.
İlgili olabilecek yazılar:
- Åžimdi kitap saati Arif Nihat Asya’nın külliyatını Ötüken Yayınları yeni bir tertip halinde...
Ahmet Turan Alkan - 6 Mart 2006
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060306&hn=262699
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


