Fıstık gibi makale!
Okuyucuyu peşinen ikaz etmeliyim; ben bir Kıbrıs uzmanı değilim; adayı hiç görmedim bile. Yazacaklarım, sadece ortalama bir gazete okuyucusunun dikkat ve düşüncelerinden ibaret.
Esasen gazetemizin Yorum sayfalarında meseleyi çok yönlü ve boyutlu bir tarzda irdeleyen güzel tahliller yayınlandı; konuya o seviyede bir katkı yapmamı beklemeyiniz.
Bülent Ecevit hafta içinde Star Gazetesi’ne Kıbrıs’la ilgili bir yazı yazdı; dikkatle okudum ve gördüm ki “Barış Harekatı”nın BaÅŸbakanı, konu hakkında siyasi ve diplomatik derinlik itibariyle benim “ortalama gazete okuyucusu” sıfatımın fevkine çıkamıyor.
Cesâretlendim; “bu konuda benim de Sayın Ecevit kadar söyleyeceÄŸim ÅŸeyler var” diye düşündüm.
Sayın Ecevit, “Kıbrıs’ta çözüm, aslında 20 Temmuz 1974′teki Türk Barış Harekatı ile saÄŸlanmıştır.” diyor yazısında. Ben de “çözüm buysa çözümsüzlük nasıl bir ÅŸeydir?” diye kenarına not düşüyorum. Devam ediyor, “Barış Harekatı’ndan sonra Ada’ya barış gelmiÅŸtir. Demokrasi yoktu, demokrasi gelmiÅŸtir. Kalkınma yoktu, kalkınma gelmiÅŸtir. Bunlar çözüm deÄŸilse çözüm nedir?” Vallahi doÄŸru, hani halk arasında “bulmuÅŸ da bunuyor” diye bir lâf vardır; aynen öyle. Ben de bu noktada Sayın Ecevit’e katılıyor ve “Bunlar çözüm deÄŸilse çözüm nedir?” diye homurdanıyorum.
“EÄŸer Rumların bazı istekleri varsa bunlar görüşülebilir. Ama artık Kıbrıslı Türkler, Rumların baskısı ve yönetimi altında kalmayı hiçbir zaman içlerine sindiremezler. Türkiye de buna kesinlikle izin vermez.” diyor Barış Harekatı’nın BaÅŸbakanı; bu noktada biraz kafam karışıyor: Kıbrıslı Türklerin Rum baskı ve boyunduruÄŸunu asla kabul etmeyeceÄŸini belirten “yazar”, böyle bir ÅŸeyi isteseler bile Türkiye’nin buna izin vermeyeceÄŸini iddia ediyor. O halde Kıbrıslı Türkler meselede biraz konu mankeni gibi kalmış olmuyorlar mı? Yüksek meseleler bunlar, ortalama gazete okuyucusunun mantığı kifayet etmez bu iÅŸlere; etmiyor nitekim!
Devamında, “Kuzey Kıbrıs aslında Türkiye’nin bir uzantısıdır, bir parçasıdır. Bizim vatanımız ortak bir vatandır.” diyor Bülent Ecevit. Tarihî belgelere bakıyorum; Misâk-ı Milli belgesinde yok, Lozan Konferansı’nda ismi bile geçmemiÅŸ ama demek ki biz gazete okurken vatan konsepti deÄŸiÅŸmiÅŸ, fark etmemiÅŸiz!
Bitmedi, Sayın Ecevit diyor ki, “Kıbrıs’ta iki ayrı dil, iki ayrı din, iki ayrı kültür ve iki ayrı devlet vardır. Bu gerçek, Rumlar ve müttefiklerimiz tarafından kabul edilirse Kıbrıs’ta rahatlıkla sürekli huzur ve sözünü ettikleri çözüm neyse, o da saÄŸlanabilir.” Ah, genel kültür ne kadar önemli bir ÅŸey; iÅŸte yine anlamakta güçlük çektiÄŸimiz bir paragraf! Birkaç satır önce yazar, “Kıbrıs’ta çözüm saÄŸlanmıştır” dememiÅŸ miydi sahi? O halde ÅŸimdi niçin “sözünü ettikleri çözüm neyse o filan ÅŸartlarda saÄŸlanabilir” deniliyor? Acaba yazar sözlerinin metânetine güvenmediÄŸi için pazarlık kapısını açık mı bırakıyor?
Bir baÅŸka mütereddit cümle daha, “Bu, Türkiye’nin haklı olduÄŸu konularda, eÄŸer taviz vermezse, bütün isteklerini kabul ettirebileceÄŸini gösteriyor”. Hımm, demek ki haklı olmadığımız konular da var; haklı olduÄŸumuz konularda niçin taviz verelim yahu? Bu yazarın iÅŸi gücü aklımızı karıştırmak galiba…
BaÅŸka ilginç fikirler de var; Kıbrıs’taki siyasi ve ekonomik sıkıntıları abartmamak gerektiÄŸi, Adana’yı vermekle Kıbrıs’ı vermenin aynı anlama geldiÄŸi, Kıbrıs’ın milli dava olduÄŸunu savunan fikirler. Ben ne Kıbrıs’taki AB yanlısı muhalefete, ne de AB pasaportu almak için Rum tâbiiyetine geçmeyi düşünenlere sempati duyan biriyim; ama Ecevit’in anlattığı ÅŸeyler bana bile tutarlı ve inandırıcı görünmüyor.
Adam oturmuş fıstık gibi makale yazmış yine de anlamıyorum:
CahilliÄŸimden herhalde!
İlgili olabilecek yazılar:
- Yılan görmüş gibi BaÅŸbakan, Aydın DoÄŸan’ı ve grubunu ismen telaffuz ederek muhatap alıyor...
- Film gibi YÖK’ü ve onun takım halinde Van ziyaretini haklı bulanlar, imâdan...
- Gofret gibi köşe yazısı Sadece köşe yazarlığı edebiyatında değil, bence Türk edebiyatında da yeni...
- Anzaklar gibi! “Tescilli Atatürk düşmanını TRT’nin başına getirmek istiyorlar. Åženol Demiröz, 1988...
- İsviçre çakısı gibi cinâyet Santoro, Danıştay, Dink ve Malatya cinayetlerinin ortak noktası şu: Kaatiller...
Ahmet Turan Alkan - 13 Aralık 2003
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2003/12/13/yazarlar/ahmetturanalkan.htm
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


