Evvel Allah,sonra Turkiye!

Bugun ulkemizde olup biten hadiseler karsisinda acilan saflardan herhangi birinde yer almak sizi fikri tatminsizlik ve burukluga surukluyorsa, ayni seyleri dusunuyoruz demektir. Bayram sohbetinde bir kadim dostum bu durumu “pozisyonsuzluk” olarak nitelendirdi. Frenkce-Turkce kirmasi olsa da bu tabiri sevdim; cunku halimizi tek kelimeyle ihata ediyordu.

Kimse “yogurdum kara” demiyor; ben de pozisyonsuzlugun, su anda olup biten hadiseler karsisinda en dogru tavir oldugunu dusunuyorum. Pozisyonsuzluk elbette ahlaki acidan hicbir deger tasimayan mutlak tarafsizlik veya kimseye bulasmama gibi bir “cebanet” tavri degil; bil’akis bize gore dogru olan tutumun, memleket gundeminde bir alternatif olmak ciddiyetine kavusamamasindan duydugumuz kederden ibarettir. Pozisyonsuzluk haline kisaca “partisizlik” demek de mumkun; goruslerimizi memleket gundemine getirebilen bir partimiz olsaydi elbette pozisyonsuz kalmazdik. Siyasi tahminlerimde genellikle yanilirim ama oyle saniyorum ki bugun Turkiye’nin en muhim fikri meselesi pozisyonsuzluktur ve asla kucumsenmemesi gereken muhim bir topluluk, memleket gundemini isgal eden ve kirleten gostermelik horoz dovuslerinden dolayi pozisyonsuz kaldigini ofkeyle, aciyla hissetmektedir.

Yine “iki arada bir deredeyiz” anlayacaginiz; aksama kadar kimin nereye kadar dogru konustugunu, kimin nereden sonra sacmaladigini tefrik edip ayiklama gayretinden yorgun dusuyoruz. Kendi ictihadimizca bir araya getirmeye calistigimiz ceyrek ve yarim dogrulardan yola cikarak gundelik bir hareket tarzi insa etmeye calismanin eziyeti katlanir gibi degil; dogrulari teshis edip alkislamak nispeten kolay da, yanlislari tefrik etmeye kalkistigimiz zaman pozisyonsuzluga dusmekten kurtulamiyorsunuz. Mevcut cepheler sizden tam destek ve mutlak itaat bekliyor; karar insa etme surecine istirak etmemizi beklemedigi gibi, herhangi bir noktada fikir vermeye kalkismanizi da hos karsilamiyor. Anadolu’da “kabala” diye bir tabir vardir, detay uzerinde durmadan toptan alisverisi anlatmak icin kullanilir; gunumuzde insanlar icin pozisyon imal eden guc odaklari da iste boyle “kabala” davranmayi tercih ediyorlar; ayrintilari bilerek ihmal ediyorlar; ayrintilari, yani insani…

Memleketin su gununde bir insanin kendisini hukumetten, “cihet-i askeri”den ve muhalefetten yana tavir almaya isteksiz hissetmesi nasil zor anlasilir bir “pozisyonsuzluk” ise biz de o haldeyiz; bu uc guc odagindan da zaman zaman hakli ve makul sozler yukseliyor; tasvip ediyoruz, tersi ile karsilastigimizda burukluga kapiliyoruz. Isin muskulu surda ki mevcut guc mihraklari sonuna kadar makul ve hakli pozisyonlarda sebat etmemeyi meslek edinmis gorunuyorlar. Oyle olunca sairin dedigi muamma ile karsi karsiya geliyoruz; batil, suret-i hakdan zuhur ettiginde onun butlanini teshis etmek, lakin hakki da nereden zuhur ederse etsin, cikis yerine aldirmaksizin kabulde gecikmemek. Boyle bir titizlik bizim fikir hayatimizda su neticeyi doguruyor; kisa zamanda etrafinizin tenhalastigini, sizi anlayan ve sizinle ayni prensipleri paylasan birkac yakin dosttan baska yakinlarinizda kimsenin kalmadigini fark ediyorsunuz. Bu bedele mukabil kazanciniz bence daha muazzez ve kiymetlidir; fikri ictihadinda hur olmak, akil cevherinin gonlunu incitmemek ve Allah’tan gayri hicbir mercie medyun-i sukran olmamak. Hurriyet ve akil nimetiyle fikri ictihadda bulunurken daima goz onunde tutma gerektigine inandigimiz iki sabite var: Evvela Allah’in rizasina uygun hareket etmek ve onu incitecek hal ve hareketlerden kacinmak; saniyen Turkiye! Sadece Turkiye; ucuz vatanseverlik edebiyatina dusmemege itina gostererek soyleyebiliriz ki Turkiye uzerinde titizlik gostermek ve dunya cografyasi uzerinde kaderin bize takdir ettigi bu cografyaya her seyimize merbut bulunmak, bizim belki de tek irrasyonel yanimizi teskil ediyor. Bu pozisyonu kisaca tarif etmek gerekirse soyle soyleyebiliriz:

Evvel Allah, sonra Turkiye!

Siz de su olup bitenler karsisinda kendini siyasi iskalanin neresine yerlestirecegini bilemeyenlerden iseniz, hic degilse, merhum Namik Kemal Bey’in tabiriyle “Huzn-i umumi”de beraberiz demektir. Belki de biz bir omur boyunca hicbir siyasi partinin asla ehlilestiremeyecegi, tatmin edemeyecegi ve yatistiramayacagi “ebedi ve ezeli huysuzlar” zumresindeniz. Bu huysuz tabiatla nam u nisanemizin Turkiye gundemine yazilip birilerince kaale alinmasi muhal gibi gorunse de gam yemeyiz. Bizim hasyetiyle yuregimizi titreten ve her seyden evvel kaale almamiz gereken bir “hesap gunu”muz vardir ki, bugun almamiz gereken pozisyonun dogrulugu ve egriligi ancak o mukadder gun icin bir mana ifade eder.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Turkiye Gunlugu “mektebi” Turkiye Gunlugu dergisinin 50 sayilik icmali, derginin asil ebadinda 64...
  2. Turkiye Gunlugu Turkiye Gunlugu dergisinin Subat-1998 tarihli 49. sayisini okuduktan sonra, su...
  3. AK Parti’yi yıkalım: Sonra?.. Vatandaşın bir kısmı zannetmekte ki, “Dem bu demdir; hükümete ne...
  4. Allah sorar! Akıl ve sinir selâmetini muhafaza için hayli zamandır televizyon tartışması...
  5. Allah rızası için laik olalım lütfen! Aklımdan geçeni Etyen Mahçupyan yazmış; diyor ki, “bu bir kurumsal...

- 24 Nisan 1997

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1997/04/24/kose/kalemle/index.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.