Ergenekonculuğun tarihî izdüşümü

Çanakkale BoÄŸazı açıklarında dünyanın en azametli donanmalarıyla kapışmadan önce İttihatçılar’ın bir de “B Planı” hazırladığı sır deÄŸildir; bu plan Çanakkale cephesinin çökmesi ve müttefik donanmasının İstanbul’u iÅŸgali ihtimâli üzerine hazırlanmıştı.

Plana göre PadiÅŸah ve Osmanlı hanedanı saray ağırlıklarıyla beraber EskiÅŸehir’e nakledilecek, İstanbul’da stratejik önem taşıyan bazı binalar tahrip edilip yakılacak, Anadolu’da yeni bir cephe hattı oluÅŸturulmaya çalışılacak ve bu amaçla Anadolu’daki İttihat ve Terakki Fırkası’nı tutan eÅŸraf, “Müdafaayı Hukuk” nâmı altında örgütlenerek iÅŸgale karşı sivil direniÅŸi derleyip toparlayacaktı; bu amacı takviye etmek için baÅŸta İstanbul civarı olmak üzere kritik yerlerde silah, dinamit, gazyağı ve mühimmat depolanması fikri de yapılan hazırlıklar arasındaydı.

Müttefikler Çanakkale’yi 1915 ortalarında geçemeyip dönmek zorunda kaldılarsa da 1918′in Kasımı’nda gemileri, 3,5 yıl önce topla tüfekle geçemedikleri Çanakkale’yi rahatça geçip Haliç’e demir attılar. Mustafa Kemal PaÅŸa’nın bu gemilere bakıp, “geldikleri gibi giderler” cümlesi, iÅŸte bu olguyu iÅŸaretler.

İttihatçılar’ın 3,5 sene önce yaptıkları plan, Mondros Mütârekesi’nin ağır ve zelîl ÅŸartları çerçevesinde yeniden iÅŸlerlik kazandı. İttihatçı önderler 1918 Ekimi’nde Türkiye’yi terk ederken ardlarında Anadolu’da yeni bir cephe örgütleyebilecek fikir, örgüt ve insan unsuru bıraktılar. İzmir’in Yunanlılar tarafından iÅŸgali üzerine ÅŸaşırtıcı bir sivil inisiyatif gösterisiyle Anadolu’nun her tarafında âniden teÅŸkilatlanan ve Milli Mücadeleyi destekleyen Müdafaayı Hukuk cemiyetleri böyle bir hazırlığın ürünü idi. Kezâ, tam mânâsıyle bir İttihatçı tasarısı olan Karakol Cemiyeti, Müdafaayı Hukuk cemiyetlerinin sivil görüntüsüne mukabil, direniÅŸi silah nakilleri ve gerilla tipi faaliyetlerle aktif eyleme dönüştüren bir görev üstlenmiÅŸti.

İlmî ciddiyetle kaleme alınmış her tarih kitabında bulunabilecek bu mâlumatı hatırlatmaktaki maksadım, Ergenekoncu yapılanmanın tarihî izdüşümlerine dikkat çekerek Ergenekon ideolojisinin tahlili konusunda okuyucuyu zihin idmanına davet etmektir: böylelikle “vatanın iÅŸgale uÄŸradığı, dahili bedhahların düşmanla iÅŸbirliÄŸine girdiÄŸi, meÅŸruluÄŸunu kaybetmiÅŸ iÅŸbirlikçi bir hükümete karşı direnmenin millî bir hak sayıldığı, sorumluluk sahibi her memleket evladının silaha sarılması gerektiÄŸi” tarzındaki akıl yürütmelerin, aradan geçen 90 yıldan sonra elifi elifine tekrarlanması dikkat çekicidir. TopraÄŸa gömülü ufak-tefek cephanelikleri, resmî kayıtlarda tahrifat yaparak saklayan zihniyetin, yaptığı iÅŸe bir nevi “AkbaÅŸ CephaneliÄŸi” onuru lâyık gördüğü tahmin edilebilir. Hareketin uluslararası kamuoyu ve halk nezdinde meÅŸrulaÅŸtırılması görevini üstlenen eÅŸraf, gazeteci, aydın, bürokrat dayanışmasının aktüel izdüşümü Ergenekon iddianamesinin satır aralarında açıkça görünüyor ve nihai plânda hareketin silahlı mukavemet ve eylem ayağını teÅŸkil ettiÄŸi düşünülen Kuvayı Milliye birliklerini hatırlıyoruz. BMM ordularının zafiyet dönemlerinde Milli Mücadele’yi düşmanla cephede temas noktasında omuzlayıp tarihî bir ÅŸeref kazanan ama bir süre sonra kendi halkına cebir ve tasallut gösterip Ankara’daki Meclis’e ve Meclis’in ordusuna dayılanmaya kalkışan Kuvayı Milliye türü sergerdeliÄŸin, 90 sene sonra hâlâ bazı maceraperestlerin damağını kamaÅŸtırması hayret vericidir. Denk düştükçe Atatürk’ün izinde olduÄŸunu savunan Ergenekon taifesinin, Kuvayı Milliye tipi çeteciliÄŸin, yine bizzat M.Kemal PaÅŸa tarafından BMM’nin düzenli orduları lehine tasfiyesini hatırlayamaması da câlib-i dikkattir. M. Kemal PaÅŸa’nın siyasî çizgisinde en istikrarlı damar, meÅŸruiyet fikrinden kesinlikle ayrılmaması idi. Ergenekoncuların meÅŸruiyet arayışı son derece zayıf bir edebiyata dayanıyor; hareketin bina edildiÄŸi “millî mücadele ÅŸartları” analojisi, Atatürkçü meÅŸruiyet yaklaşımına tamamen terstir. Bu kadarını eline silah ve adres tutuÅŸturulup “vatan haini” öldürmeye teÅŸvik edilen çocuklar bilmez elbette; fakat yazar-çizer takımından abilerinin bir ÅŸekilde muttali olması beklenirdi; bu durumda ciddiye alınmaları lütuf mesâbesindedir ve tasfiye edilmeyi hak etmiÅŸlerdir.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Durun aslanlar, biraz düşünün! “Müdafaa-i Hukuk”, “Kuvayı Milliye” gibi isimler altında çoÄŸunluÄŸu internet üzerinden...
  2. Tarihî dizilerimizde tâciz analizi! -Üstadım, aziz hocam, siz ki üzerinize lâzım olan ve olmayan...
  3. PaÅŸalar Bürokrasisi’nin tarihî kökleri İstanbul’daki Osmanlı Saraylarına, zihniyet dünyamızdaki deÄŸiÅŸim ve dönüşümün hâlâ yaÅŸayan...
  4. Dış politikada ‘tarihî kökler’imize mi dönüyoruz? Tarihle ilgilenmek, bugün ve yarın hakkında düşünmektir. Herkes için geçerli...

- 14 Ocak 2009

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=803338

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler: ,

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.