EÄŸitime gazoz
Meslek liseleriyle ilgili son YÖK kararı anlaşılır gibi deÄŸil; tutarsızlığın birkaç türlüsü iç içe. Bu muÄŸlaklıktan benim çıkardığım sonuç, Türkiye’de eÄŸitim planlamasının “kervan yolda düzelir”den ziyade, “kervan duruma göre yeni ÅŸekiller kazanabilir” gibi bir prensipsizliÄŸi aksettirdiÄŸi ÅŸeklinde.
Birisi çıkıp mertçe, “meslek lisesine girenlere üniversite yok; liseyi bitiren hayata atılacak” diyebilse daha dürüst davranmış olacak ama her meslek lisesi mezununa istihdam saÄŸlamak gerekecek o zaman. Böyle bir imkan tanınmış olsa, o zaman düz liselerin ne kadar gerçek talibinin olduÄŸunu da anlayabileceÄŸiz.
Yüksek eÄŸitimi planlama hakkını kıskançlıkla savunan YÖK, yönettiÄŸi üniversitelerin aslında birer yüksek meslek okulu olduÄŸu konusunda özeleÅŸtiride bulunabilir mi? Üniversiteye yönelik öğrenci talebinin temelinde herhangi bir anabilim dalında lisans yapmak arzusu yok aslında; o lisans eÄŸitimine dayanarak bir meslek sahibi olmak arzusu var. Bu durumda üniversitelerimiz üniversite olmak vasfını kaybediyor ve ortaya böyle çarpık, anlaşılmaz, garip bir hal çıkıyor. Yeni üniversite kurulurken Fen-edebiyat fakültesi açmak önÅŸartı sessiz sedasız kaldırıldı meselâ. Mevcut ÅŸartlar çerçevesinde belki haklı bir karar ama meseleye eÄŸitim felsefesi açısından bakıldığında bir kalemde vazgeçilen anabilim dallarını şöyle bir hatırlatmanın yeridir: Türk dili ve edebiyatı, Tarih, Filoloji, Fizik, Kimya, Biyoloji yani fen bilimlerinin zeminini teÅŸkil eden esas dallar, Sosyoloji, Felsefe, Antropoloji ve benzerleri. Yani tam da üniversite kavramına oturan ve yaraÅŸan anabilim dalları. “Efendim seksen küsür Fen-Edebiyatımız var, yetiÅŸir” mantığını anlayışla karşılamak lazım; o zaman da eÄŸitimin planlanmasından sınıfta kalırsınız.
İşin aslına bakılırsa eğitim sözkonusu olduğunda geçer not aldığımız bir husus neredeyse yok gibi.
Acaba meslek liselerinin taban puanı katsayı üzerinde koparılan fırtına, aslında bir kayıkçı kavgası mıdır diye düşünmeden edemiyor insan; çünkü böylelikle eÄŸitimin çok daha önemli ve hayati meselelerini gözden ırak tutmak mümkün hale geliyor. Bu ahvalde hükümetin YÖK’ten yakınmasını nihai tahlilde ciddiye alasım da gelmiyor. Böyle derin planlama zaafları ve altyapı meseleleri ile mâlûl bir eÄŸitim sisteminin hakiki açıklarını görünmez hale getirmek için YÖK, mükemmel bir paratoner görevini yerine getiriyor. Kamuoyuna sorunuz, saÄŸcısı da solcusu da YÖK’ten ÅŸikayetçi. Hükümet sûreta haklı sebeplerle YÖK’ü hedef tahtasına koyuyor ve “biz yapmak istiyoruz ama atanmışların oligarÅŸik iktidarını temsil eden bazı kurumlar, halkın iradesiyle iÅŸbaşına gelmiÅŸ bir heyetin elini kolunu baÄŸlıyor” diye ÅŸikayetlenebiliyor. Merak ederim, “YÖK olmasa bu defa hangi sızlanma sebepleri üretilebilirdi” diye.
Öyle anlaşılıyor ki Meclis yeniden çalışmaya baÅŸlayınca bu defa YÖK’ün yüksek öğretimi planlamakla ilgili kanuni yetkilerini daraltmak için yeni bir teÅŸebbüse giriÅŸilecek. Kanun teklifi tartışılırken baÅŸta CHP olmak üzere atama usuliyle görev yürüten anayasal kurumların, laikçi çevrelerin, sair “demokratik” meslek kuruluÅŸlarının nasıl feryad edeceÄŸini bugünden kestirebiliriz: En hafifinden “Tevhid-i tedrisat kanununun ruhu on paralık ediliyor”dan baÅŸlayan ortam gerginleÅŸtirme demeçleri, “Dinciler, laik cumhuriyetin temeline El Kaide bombası koyuyor”a kadar uzanır gider.
Bu arada olan elbette meslek lisesi öğrencilerine ve mezunlarına olur.
Daha sonra? Kanun çıkar, Köşk’ten döner, yeniden çıkar, Anayasa Mahkemesi’ne gider. Mahkeme bozar, bu defa siyasi irade “görüyorsunuz iÅŸte, olmuyor; milletten yeni bir güven tazelemesini taleb etmek hakkımızdır” diye masaya yumruÄŸunu vurur…
…
Bu senaryoyu sıkıcı bulanlar, dün bu sütunda yayınlanan “limonata tarifi” yazısını bir kere daha okuyabilirler!
İlgili olabilecek yazılar:
- Gazoz kapağı Hoşgeldiiin kardeşim buyur, ne içersin, bakın beyefendiye ne arzu ederler?...
- SoÄŸuk bir gazoz ister misiniz sayın vekilim? Cumhuriyet deÄŸerlerinin uyanık ve zinde evladı CHP Grubu’nun o gece...
- Ayılana gazoz, bayılana limon -Sayın büyüğüm, arz-ı hürmet ederim; sizinle görüşmek ne saadet, ne...
Ahmet Turan Alkan - 16 Temmuz 2005
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20050928&hn=192877
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


