Edep yırtığı

Kimin için ne kadar lüzumlu olduğu bir yana, silah taşımak büyük bir nefis disiplini gerektirir.

Halk arasında silaha bu mânâda “takma yürek” derler. Orta yaÅŸlarda silaha heves edip biraz kemâle eriÅŸince ortalıktan kaldırıp satanımız çok olur; eskilerin tâbiriyle “hevâyic-i asliye”den, yani esas ihtiyaçlar zümresinden olmadığı fark edildiÄŸi an silah, tehlikeli ve lüzumsuz bir ağırlık haline gelir.

Bir zamanlar ruhsatsız silah taşımanın cezası hayli ağırdı, sonra ruhsat uygulaması yaygınlaÅŸtırıldı, disiplin altına alınmaya çalışıldı ama patlamaması gerektiÄŸi halde patlayan silah sayısında deÄŸiÅŸiklik olmadı; olacaÄŸa da benzemiyor. Bugünlerde “serseri kurÅŸun” adı verilen olaylar yükselmeye baÅŸlayınca muharip gazilerin resmi törenlerde kuru-sıkı atışları bile insanları irkiltmeye baÅŸladı. Televizyonun birinde gördüm, adam neredeyse bel hizasında tuttuÄŸu silahın namlusunu tenezzülen yukarı doÄŸru çevirip peÅŸpeÅŸe tetiÄŸe basıyordu. Silâhın dahi edebi vardır; taşıması gerekenler için bile edeb meselesidir. Askerde evvela, boÅŸ bile olsa silahı insana tevcih etmemeyi öğretirler. Bu yüzden düğün-dernekte silaha davranıp insanlara zarar verenlere üç kat, beÅŸ kat ağır ceza verilse yeridir.

Takma yüreÄŸine güvenip ÅŸurada burada silah atan, en azından baÅŸkalarını rahatsız eden magandaları ayıplamak veya cezalandırmak iÅŸin kolay tarafı. Televizyon dizilerinin neredeyse yarıdan çoÄŸunda son derece çıplak bir silah fetiÅŸizmi sergileniyor, “filmdir olur” deyilip geçilecek cinsten deÄŸil; bu sahneleri gören yabancı bir gözlemciye, “bu Türkler neredeyse silaha tapınıyor” dedirtecek kadar abartılı ve hilâf-ı hakikat silah propagandası yapıyoruz kendi kendimize. Bu ucuzluÄŸun derindeki mânâsı bence bambaÅŸka; takma yürek meselesi! Açık bir güvensizlik izharı; adam kendine güvenemiyor, kabiliyetini, ÅŸahsiyetini, ikna gücünü ve vücut dilini yetersiz bulduÄŸu için takma yürekle kendini takviye etmek ihtiyacını hissediyor. Biliyor ki ne kadar silik ve sıradan da olsa, silahını çektiÄŸi veya çaktırmadan silahlı olduÄŸunu hissettirdiÄŸi anda karşısındakine karşı kolayca rekabet edilemeyecek bir üstünlük saÄŸlayacaktır.

Böyle bir içtimai röntgen tahlilini içimize sindirir miyiz? Silah taşımanın aslında bir ödleklik göstergesi olduÄŸunu kabullenebilir miyiz? Neticede “vahÅŸi batı”da yaÅŸamıyoruz ve her medenî toplum gibi varlığımıza yönelecek fiziki tehlikeleri savuÅŸturmak için her ferdin mukabelede ve karşı saldırıda bulunma hakkını devlete devretmiÅŸiz. Devletin silahlı güçleri (polis, asker, jandarma), biz silah taşıma hakkından vazgeçtiÄŸimiz için hepimiz nâmına silah taşıyorlar. Bu espriyi merkeze koyarsanız, devletin -diyelim ki bir kuyumcuya veya tüccara-, ruhsatlı da olsa silah taşıma hakkı vermesi, temel mukaveleyi rencide ediyor, hatta devletin varlığını bile sorgulatan bir mantığı belirgin hâle getiriyor. O yüzden toplumun koruyucu sınıfının, yönetimde söz hakkı dikkatle sınırlandırılmıştır.

Silahın gölgesine sığınılarak söylenen söz, fikir alışverişi değil emir diktesi oluyor çünkü.

Silahlılar konuşunca silahsızlara düşen şey susmak veya dikte edilen sözün aslında ne kadar mânidar ve derin anlamları muhtevî olduğu hakkında lâfı geveleyip durmaktır.

Åžu “serseri kurÅŸun” tamlaması ne kadar doÄŸurgan; magandalık, bir baÅŸka gözle bakıldığında ne kadar yaygın bir hâlet? Lâfı bel hizasından etrafa rastgele sıkıp duran köşe yazarlarının savurduÄŸu bazı kelimeler maganda kurÅŸunundan daha az tahripkâr deÄŸil.

Tabanca takma yürekse, gazete sütununun da bir mânâda takma yürekten farkı yok. O dahi edeble tasarruf gerektiriyor.

Silah değil korkutucu olan; edep yırtığıdır!

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 3 Eylül 2005

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20050928&hn=207012

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.