Döküldüğümün resmidir
Tiyatroya gitmek, altı ayda bir dişçiye uğramak veya tam teşekküllü bir hastanede tepeden tırnağa sağlık kontrolünden geçmek gibi bir şey olsa gerektir; can sıkıcı ama lüzumlu, sevimsiz ama faydalı.
“Bütün kök bitkileri çok faydalıdır, bol bol tüketmeliyiz, keza havuç, kereviz, lahana… hele lifli gıdalar!” cinsinden dolduruÅŸları gereÄŸinden fazla ciddiye alan tipler vardır ya hani; eksik olmasınlar bütün gazete ve televizyonlar el birliÄŸi edip yeni bir bâtıl itikad düzlemi icad etmiÅŸlerdir; iÅŸbu tipler, medyatik bâtıl itikad düzleminin evlâtları olurlar. Bu itikadın müridleri, gündelik vahyi tebellüğ etmek için gazetelerin güzellik ve saÄŸlık köşelerinden kupür kesip arta kalan zamanda “ellerinde kağıt”kalem”, televizyonların “doktorunuz diyor ki” mealindeki programları izleyerek gündelik notlar alırlar.
Bu gidiÅŸatla, pek yakında yeni bir, “kendi vücuduna tapanlar” mezhebi ortaya çıkarsa ÅŸaÅŸmam. İnsanları ölümle, hastalık ve yaÅŸlılıkla korkutarak eve ekmek götürenler her çaÄŸda eksik deÄŸildi ama modern zamanlarda iÅŸin suyunu çıkardılar. Vahameti şöyle özetleyebiliriz meselâ: Medyanın saÄŸlık ve güzellik tavsiyelerini ciddiye alan bir insanın, baÅŸkaca hiçbir iÅŸ yapmaksızın günde kırk sekiz saat spor yapması, hiçbir canlının darda kalmadıkça yemeye yanaÅŸmayacağı lezzetsiz ve tatsız nevalelerden “eser miktarı” koklayarak perhize girmesi, mütemadiyen destekleyici mineral ve vitamin kürlerine devam etmesi, mutlak bir ÅŸekilde saÄŸlıksız ortamlardan uzak kalması gerektiÄŸi için cam bir tüp içinde yaÅŸaması, deliler gibi yıkanması, çılgınlar gibi diÅŸlerini fırçalaması, elinde sabunla lavabo başında mikropları ânında imha için alarm halinde beklemesi, saçlarını binlerce kere fırçalaması ÅŸarttır; daha neler? Peki ihmâl edilince ne olur? Ölür gidersiniz ölmesine fakat ölümden daha feci ÅŸeyler var;
Ele güne rezil olur, kendi vücuduna tapanlar mezhebinden atılırsınız!
..
Gülay Göktürk çok güzel bir meseleye deÄŸinmiÅŸ ve Perihan MaÄŸden Hanım’ın tiyatrodan nasıl ve niçin nefret ettiÄŸini izah eden bir makalesinden bahisle içinin nasıl serinlediÄŸini yazmış; Ezcümle diyor ki: “Bizde entelektüel olmanın temel ÅŸartları vardır, tiyatroyu sevmek de bunlardan biridir.. ne münasebet!” Son zamanlarda bu kadar sahici bir köşe yazısı okuduÄŸumu hatırlamıyorum, ellerine saÄŸlık! Yazının sonunu, “Ey zoraki tiyatroseverler, özel sohbetlerde neler söylediklerinizi biliyoruz, hadi bakalım dökülün birer birer” diye baÄŸladığı için “hamd olsun” hiç de tiyatrosever filan olmadığım halde biraz “döküleyim” dedim. Okuyucularım biliyorlar, bizzat zevk almadığım ÅŸeyleri medh ü senâ ettiÄŸim pek vâki deÄŸildir ve tiyatro dahi bu meyandadır. Talebeyken Ankara’da Devlet Tiyatroları’na gittiÄŸimiz oldu birkaç kere, “Tarla KuÅŸuydu Jülyet, My Fair Lady”yi seyrettik, belki bir oyun daha ama daha fazlası deÄŸil. Ne var ki bu seanslar bende bir tiyatro muhabbetine dönüşmedi. Åžimdi anlayabiliyorum ki, devrin parasıyla iki buçuk liraya kıyıp gittiÄŸimiz tiyatro, sahneden ziyade fuayesi ve teÅŸkil ettiÄŸi seyirci topluluÄŸu ile dikkatimizi çeken bir yerdi. Bir mânâda kendimizi Çankaya Köşkü’nü ziyarete giden ilkokul talebeleri gibi hissediyorduk, iyi oluyordu. Öteki Türkiye’nin kalburüstü insanlarını iki buçuk liraya baÅŸka nerede görebilirdik? Üstelik öyle garibandık ki Ankara’da…
Ve galiba sinemadan daha ucuzdu tiyatro bileti.
Sekiz sene önce bir kere daha denedim, lezzetsiz geldi; geçen sene devletin taÅŸraya gönderdiÄŸi topluluklardan birinin oyununu seyrettik mâ”aile, “Tahta Çanaklar”. Oyun boyunca kendimi yedim durdum ve profesyonel oyuncuların niçin lise müsameresinde oynuyorlarmış gibi ucuz rol kesip durduklarını anlayamadım. Kendime “bu son olsun” dedim ve sözümde duruyorum. Müşterisi seyretsin fakat bu sanat bana hep Ankara’yı hatırlatır; Ankara’yı ve Ankara’nın tekdüze bürokrat zevkini; sevmedim gitti iÅŸte.
Ara sıra ekranlarda görürüm, “bu ulvi sanat dalı ölüp gitmesin, devlet tiyatrolardan yardımını esirgemesin” filan kabilinden daha çok ucuz salon solcusu daha az tiyatro sanatçısı tipler yakınır dururlar; hani kendinizi biraz kaptırsanız merhamete gelip senelik zekâtınızı özel tiyatrolara yatırasınız gelir. Bir de bu makûlenin cenazelerini alkışla kaldırmaları, çok lâzımmış gibi tabutu sahneye çıkarıp etrafında, “sen ölmedin Rıfkı, kalk da iki tek atalım, ruhun ÅŸu anda fuayede ne fırıldaklar çeviriyor, üstelik bütün koltuklar da satıldı” cinsinden zirzopluklara tevessül etmeleri bana hep itici gelmiÅŸtir.
Herkesin zevki kendisine, Gülay Göktürk’ün entelektüelin on emri kabilinden sıraladığı ÅŸeylere şöyle bir baktım da neticede düpedüz ve alelâde zevkleri olan bir insan olduÄŸuma kanaat getirerek hamd ettim: Caz sevmem meselâ, anlamam (Azizah Moustpahzade de dahil!), opera da hiç üzerime vazife deÄŸildir, bale de. Åžu yaşıma geldim “bienal”in ne demek olduÄŸunu bilmem, “entelektüel yordamın yedeÄŸinde taşıdığı umulası yansımalar” gibi lâflarla mülemma yazıları ise başından sonuna okuyup bitirdiÄŸimi tarih yazmamıştır. Binaenaleyh devletin bu gibi entel keyif sektörüne açıktan para akıtmasına muhalif olsam gerektir fakat yeni hükümete aynı ÅŸeyi tavsiye etmem!
İlgili yazı bulunamadı.
Ahmet Turan Alkan - 25 Kasım 2002
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2002/11/25/yazarlar/ahmetturanalkan.htm
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


