“Dilhûn olurum yâd-ı cemâlinle ben”

Gelecek yüz yılın romancıları, yaÅŸadığımız son otuz yılın hikâyesini yeniden kurarken kitlevi temsil niteliÄŸini haiz “ülkücü” tipini ve karakteri üzerine eÄŸilmek zorunda kalacaklardır. “Ülkücü” tipi sadece edebi çalışmalar bakımından deÄŸil, tarihî, siyasî ve psikolojik etüdler bakımdan da anlaşılmaya muhtaç bir karakter çiziyor.

Edebi ve tarihî deÄŸerlendirmeler, “tarihi zaman” cinsinden bir süreçte mayalandırılmadıkça kemal mertebesini bulmuÅŸ sayılamazlar; bu bakımdan sadece “ülkücü” tipi deÄŸil, “devrimci”, “İslamcı”, “terörist” gibi Türkiye’nin son otuz yılına damgasını vurmuÅŸ genç insan karakterleri hakkında ÅŸimdiden saÄŸlıklı bir ilmî ve edebî deÄŸerlendirme yapılmasını bekleyemeyiz. Belki de bu yüzden yukarda sözü edilen karakterler hakkında yazılıp çizilen ÅŸeyler bir imaj mühendisliÄŸi gayretinden, peÅŸin yargılı kötüleme veya kahramanlaÅŸtırma arzularından ileri gitmiyor. Aktörlerin, hadiselerin ve karakterlerin sosyal ilim tabiriyle henüz “sıcak”lığını koruması, onlar hakkında “soÄŸumuÅŸ” ve hissi yaklaşımlardan arınmış bir hükme varılmasını -tabiatı icabı- engelliyor.

Yaklaşık üç aylık medya yayınlarının ilmi bir dikkat ve titizlikle taranması neticesinde varılacak ortalama kanaat, “ülkücü” denilen insan tipinin -yine medya tarafından inÅŸa edilmiÅŸ- kötü ve ürkütücü imajıyla Türkiye’nin gündeminde boy gösterdiÄŸini iÅŸaret edecektir. Bu verileri elli veya yüz sene sonra deÄŸerlendirmek durumundaki araÅŸtırmacıların ne derece saÄŸlıklı bir zemine yaslandıklarını siz de kendi içtihadınızca kolayca tahmin edebilirsiniz. Abdullah Çatlı sembolü etrafında yoÄŸunlaÅŸtırılan ülkücü imajı, bir gerçeÄŸin tesbitinden çok, eski hesapların yeniden kurcalandığını gösteriyor. 12 Eylül’den sonra aktivite ve enerji kaybına uÄŸrayan ülkücü tipi, bugünlerde medya tarafından yeniden kurgulanarak tarihi bir rövanÅŸ müsabakasına dönüştürülüyor.

Türkiye’nin on yılını kanlı sokak çatışmalarıyla bir iç harp dekoruna mahkum eden eski bir hesap yeniden gündeme getiriliyor. “Eski ülkücü” tabiri, medyanın imaj tezgahlarında karanlık iÅŸlerle uÄŸraÅŸan, mafyacı, katil, ÅŸiddet taraftarı, cahil ve despot sıfatlarıyla sinsice örtüştürülüyor. İşte bu noktada yetmiÅŸli yılları “ülkücü” sıfatıyla yaÅŸamış biri olarak bu kerih imaj mühendisliÄŸinin ardındaki saklanamayan hıncı, intikam duygusunu ve nefreti anlamaya çalışırken nasıl ürperdiÄŸimi ve sarsıldığımı itiraf ediyorum. Bugün yaşı kırkı geçmiÅŸ insanlar olarak kendi nefsimizde o devrin muhasebesini çoktan yapmış olmamız gerekirdi. Bir insanın varoluÅŸ gerekçesini eski kinler ve hınçlar üzerine kurmasını ürpertici ve sarsıcı buluyorum. Eski defterleri yeniden karıştırarak taraflardan birini haksız, diÄŸerini haklı ilan etmek “medyatik deÄŸerler” açısından şüphesiz belirli bir ratinge tekabül ediyor, lakin erbabı bilir ki, medyatik deÄŸer yargıları ile hakikat arasında doÄŸru orantı cinsinden bir iliÅŸki kurulması ÅŸart deÄŸildir. Medyatik deÄŸerlerin yükseldiÄŸi ortamlarda “Hakk”ı rating raporları tayin eder; hakikati arama ve bulma cehdi deÄŸil.

YetmiÅŸli yıllardan bugünlere kadar ülkücü denen insan tipinin kendini anlatmakta ve varlık sebebini izah etmekte “medyatik deÄŸerler” kriterine göre baÅŸarısız olduÄŸunu yakından biliyorum. “Medyatik kanaat” inÅŸa eden haber merkezlerinde çoÄŸunluÄŸun, ülkücü karaktere hoÅŸ nazarla bakmayan insanlardan meydana gelmesi, ülkücüler adına bir imaj tashihinin ne kadar güç olduÄŸunu gösteriyor. Dün olduÄŸu gibi ülkücüler bugün de ne olduklarından ziyade ne olmadıklarını izah zaruretiyle baÅŸbaÅŸadır; suçlanan, iÅŸaret edilen, töhmet altında bırakılan, hilkat garibesi gibi tuhaf nazarlara muhatap olan insanların kendini müdafaa ihtiyacıyla baÅŸbaÅŸa kalması hiç şüphesiz telafisi zahmetli bir inisiyatif kaybı olarak deÄŸerlendirilmelidir.

Öyle zannediyorum ki “eski ülkücü” denilen ve ÅŸimdilerde kırk yaÅŸlarını sürmekte olan insan kitlesi, Türkiye’nin son otuz yılını etkileyen faaliyetleri hakkında medyanın hükmünden ziyade “tarihin hükmü”nü, hatta “hesap gününün sahibinin vereceÄŸi hükmü” daha manidar ve deÄŸerli bulacaklardır. Bu kanaate ben de iÅŸtirak ederim; ne var ki bu imaj mühendisliÄŸinin ardında yatan niyetin çirkinliÄŸi, bütün nesildaÅŸlarım gibi beni de dilhun ediyor: Medya tezgahlarında harıl harıl imal edilen ÅŸey, birilerinin bugünlerde pek ihtiyaç duyduÄŸu yeni bir düşman imajıdır. Türkiye’nin yakın tarihinden edindiÄŸimiz tecrübe ise her düşman imajının, bir baÅŸka yerlerde birilerini meÅŸrulaÅŸtırmakta kullanılmak için hazırlandığı ÅŸeklindedir. Yeterince abartılmış ve vurgulanmış bir müşterek düşman tipi, heyecansız taraftarların aktif birer militan haline getirilmesi için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Tabir bayat ama durumu mükemmelen izah ediyor; “Biz bu filmi görmüştük!” Üstelik tatsız, ızdırap verici ve hüzünlü bir filmdi bu; aynı filmi yıllar sonra yeniden vizyonda görmek, yine o bayat ama mükemmel tabirle “insanı dilhun ediyor.”

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 30 Ocak 1997

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1997/01/30/kose/kalemle/index.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.