Devamı haftaya
Sevan NiÅŸanyan’ın “mütayitlik hevesi”, hatta inadı yüzünden mahkemelere düştüğünden, hapis cezası aldığından ama bir türlü uslanmadığından bahsediyorduk da söz yarıda kalmıştı.
Batı dillerinde “Dilettante” diye bir kavram var; Türkçede nasıl karşılanır bilmiyorum (aslında biliyorum ama hava atmak, düşünür gibi görünmek hoÅŸuma gidiyor); dilettante… nasıl derler azizim, sırf eÄŸlence olsun diye belirgin bir mevzuu ile ilgilenen kimseye deniliyor; hevesli, meraklı, amatör derecede ilgili ama amatörden biraz fazla gibi sanki (Hani bizde on-onbeÅŸ sene buz gibi doktorluk yapıp da sonradan yakayı ele veren sahteciler vardır ya, onlar gibi bir ÅŸey); fakat bunca anlama bir ÅŸey daha ilâve edilmezse mânâ eksik kalıyor; efendim dilettante, çok meraklı ve ilgili olmasına raÄŸmen ustalıkta satıhta kalan ve bu yüzden kendine ve etrafa karşı potansiyel tehlike arzeden bir amatör oluyor.
Tam da Sevan NiÅŸanyan’ın mütayitliÄŸi gibi… diyecektim ama diyemiyorum; çünkü NiÅŸanyan’ın tabii malzeme ile daÄŸbaşındaki köylerden birine nasıl eski görünümlü evler yaptırdığı hakkında en ufak bir bilgim yok. Görmedim; sadece duyduklarıma istinaden konuÅŸuyorum. Dolayısıyla ÅŸimdi ben bu Sevan NiÅŸanyan’a dönüp, “KardeÅŸim, mütayitlikten, dülgerlikten, taÅŸ duvar işçiliÄŸinden, inÅŸaatçılıktan baÅŸka amatör meÅŸgale bulamadın mı, senin gibi okumuÅŸ yazmış bir adama yakışıyor mu?” demek istiyorum ama bilmem nedendir lâf boÄŸazımda dokuz düğüm oluyor, kendimi ne kadar zorlasam da, müzik hayatının ilk saatlerini idrak eden acemi horozların çıkardığı sesleri andıran “kem-küm” notaları çıkarabiliyorum ancak.
Diyemiyorum çünkü, bizim oralarda bir lâf vardır bu gibi durumlarda kullanılan: “Birbirinden yüzü kara yavrularım” denir ve genellikle aynı hatayı paylaÅŸan, aynı tip hatada buluÅŸan suç ortaklarını imâ için kullanılır.
Evet, diyemiyorum çünkü ben de bir dilettante kıvamında bir amatör mütayit heveskârıyım; inÅŸaat iÅŸlerine, daha doÄŸrusu bilumum imalât süreçlerine “meclûbiyet” derecede zaafım vardır, ustaları zenaat icra ederken seyretmeye ve tam da bu esnada ustaya, “Sanki bu iÅŸi senden daha iyi yaparmışım gibi bir his var içimde” demeye bayılırım; söz buraya gelmiÅŸken bu hissin hiç de aslı astarı olmayan bir duygu saÄŸanağı olmadığını hatırlatmak isterim. Elim iÅŸe yatkındır fakat mesai arkadaÅŸlarım biraz fazlaca kirli çalıştığımı söylüyorlar ve elbette ki çekemedikleri için böyle konuÅŸuyorlar. Sanat dilinde bu halimin tercümesi şöyledir: “Adamın sanatkârlığı iyi fakat zenaatkârlık tarafı zayıf” derler; tam beni tarif etmiÅŸ oluyorlar böylece. Yüksek kompozisyon gücü bakımından bir dehâ, insanlık tarihinde az rastlanan bir harikuladeyi düşünün; fakat bu mucizevi ÅŸahsiyet diyelim ki resim yaparken duvarı da berbad ediyor, halıyı da kirletiyor.
“Yüksek bir sanat eseri yanında sözü mü olur halının, duvarın yahu” dersiniz elbette ama aile ortamı içinde öyle olmuyor pek; dramatik sonuçlar ortaya çıkıyor, sanatın aleyhine oluyor; ilham perileri inciniyor…
E, neticede sanatçılar nâzik ruhlu, coÅŸkun yaradılışlı insanlardır, gücenirler; yahni yaparken soÄŸanı sarmısağı hesaplamayı da sevmezler pek…
*
Konudan uzaklaÅŸmayalım lütfen; teÅŸekkür ediyorum! Evet, ben de bir amatör mütayit sayılırım diyordum ve geçen hafta size bu konuda bir hikâye anlatacağıma söz vermiÅŸtim, fakat ne görüyorum, ÅŸu an itibarıyla 3500 vuruÅŸa gelmiÅŸ durumdayım; oysa ki, hafta sonu eklerinin engizitör yöneticisi Abdullah Kılıç, yazılarda behemahal 5 bin vuruÅŸu geçmemem konusunda bana sebebini tam olarak anlayamadığım bir baskı uyguluyor ve zaten ÅŸu anda 4 bine doÄŸru yaklaşıyor, baÅŸka bir ifadeyle konuÅŸtukça batıyorum. Abdullah Kılıç bunu niçin yapıyor bilmiyorum; ben serbest çaÄŸrışımla çalışan bir yazarım ve çoÄŸu kere konuya yaklaÅŸmak için sekiz-on bin vuruÅŸ civarında ön gevezelik temrini yapmam gerekebiliyor…
*
Nitekim o da ne? Aa; konuyla ilgili bir gazete haberi görüyorum şu anda.
İstanbul Cihangir’de bir apartman inÅŸaatına baÅŸlanırken mütayit sevimsiz bir ayrıntı ile karşılaşıyor: Arsanın ortasında Osmanlılardan kalma bir hamam ve su sarnıcı var. Nasıl oluyorsa inÅŸaatın etrafı tahta levhalarla çevrildikten bir süre sonra hamamdan geriye kalanların yanlışlıkla yıkıldığı anlaşılıyor. Vah vah… Su sarnıcı kalıntısı ise çelik çemberlerle emniyete alınarak dört katlı bodrum katlarının üç katından aÅŸağıdan yukarıya uzanan bir asansör boÅŸluÄŸu veya merdiven aralığı gibi uzanıyor. Taraf gazetesinden Fuat Alkaç’ın haberine göre hakkında defalarca suç duyurusunda bulunulan inÅŸaat bitmek üzeredir ve bölge 17 seneden beri sit alanıdır. Haberin fotoÄŸrafı da var; ortasındaki zurna gibi kuyu sarnıcıyla yeldeÄŸirmeni gibi bir ÅŸeye benzemiÅŸ bina…
*
Konuya şöyle bir ilgisi var efendim. Dilettante mütayit Sevan NiÅŸanyan’ın da sit alanı içinde inÅŸaat yapmak gibi bir durumu var yanlış hatırlamıyorsam. Sit kelimesi Türkçede teknik açıdan ne anlama geliyor, bunun tarifi uzun fakat pratikte “belâ” anlamına geliyor ve “sit” kavramına bir kere olsun dokunmuÅŸ olanlarımız bunu gayet iyi biliyor ve yaşıyorlar. Geçenlerde ben de bir nümûnesiyle karşılaÅŸtım çünkü.
Sekizinci sınıf, hiç tarihî özelliÄŸi olmayan beton-çöplük karışımı ÅŸahsiyetsiz dümdüz bir bina; üstelik vaziyet planı zurnayı andıran bir yer. Satılıkmış, “Ne kadar” dedik? “300 bin” dediler; “Niye ucuzküne?”‘diye saf saf sorduk çünkü BoÄŸaz’a 150 metre civarda ara sokakta bir yer burası… SorduÄŸumuz adam güldü, dedi ki, “300 bin bir ÅŸey deÄŸil; asıl iÅŸ aldıktan sonra baÅŸlayacak, tadilat projesi yaptıracaksın, buralar sit alanı, kurullardan geçecek proje; çok iÅŸi var, hayli zaman alır; bu esnada paraya acımayacaksın, normal bir vadede iÅŸi bitirmek istersen rüşvet vermeye de hazırlanman lazım ayrıca…”
*
Sâkin olunuz; binayı deÄŸil almak, müşteri bile olmadım, dolayısıyla okumuÅŸ-yazmış entel teknik adam ve kurul üyelerinin rüşvet alıp almadıkları konusunu tamamen bühtan ve iftira olarak kabul ediyor ve asıl meseleye geliyorum efendim…
Aa, 6000 vuruÅŸ dolmuÅŸ bile.
Anladınız; asıl hikâye yine haftaya kaldı…
İlgili yazı bulunamadı.
Ahmet Turan Alkan - 29 AÄŸustos 2010
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1021328
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


