Dede’yi anlamak mümkün mü?

MüziÄŸe karşı ilgili sıradan bir lise öğrencisinin zihninde Dede Efendi Yılı nâmına nasıl bir çentik açılacağını anlamaya çalışıyorum; tahminime göre bu yıl müddetince Dede Efendi Yılı’ndan onun hissesine düşen pay, devlet televizyonunda verilen birkaç konser ile gazetelerin kültür sayfalarında yayınlanan birkaç yazıdan ibaret kalacaktır. Sıradan bir öğrenciye asıl yaraÅŸan davranış, 1996 yılının Dede’ye ithaf edildiÄŸinin farkına bile varmamaktır. İyimser olalım ve bu öğrencinin klasik musikiye ve kültüre muhabbet ve anlama arzusu ile yaklaÅŸtığını farzedelim, bir yıl boyunca Dede hakkında yazılanları okuduÄŸunu ve verilen bütün konserleri takib ettiÄŸini kabul edelim, böyle bir öğrencinin Dede’yi tanıması ve anlaması teorik olarak mümkün müdür?

“Elbette mümkün deÄŸildir” cevabında birleÅŸtiÄŸimizden eminim, lâkin asıl telaffuz etmeye çalıştığım mesele, bu noktada “Dede’yi anlamak”tan ziyade, “Dede’yi dinlemek” hakkındadır. Dede’nin eserlerini Dede’nin murad ettÄŸi tarzda bir icrâ ile dinleyebilmek firsatını bulsak, onu anlayıp anlamadığımız hakkında konuÅŸmaya hakkımız olabilir. Teessüfle ifade etmelidir ki musikimiz, sadece Dede Efendi’ye münhasır olmamak üzere ciddî bir icra zaafı ile mâlul haldedir. Birtakım teknik imkanlarla musikinin plaklara veya banda kaydedilmesinden önceki devirden kalan eserlerin aslına ve rûhuna uygun ÅŸekilde çalınıp söylenmediÄŸi hakkında ortak bir kanaat vardır. Notaya alınmış bile olsa eserin, aslına uygun icra edilmesi çok baÅŸka bir meseledir. Türk musikisinin klasikleri mevzubahis olunca, kaliteli ve eserin ruhuna uygun icra meselesi son derece hayatî bir öneme bürünüyor.

Türk klasiklerini dinleyiciye ulaÅŸtırmakta son elli yıl boyunca hiç münakaÅŸa edilmez biçimde büyük hizmetleri geçen TRT kurumu, aynı ölçüde büyük bir vebalin yükü altındadır. Klasik musikimizin insana uyku ve gevÅŸeklik telkin edici, yaÅŸama heyecanını söndürücü ve dikkat dağıtıcı etkiler uyandırdığı yolundaki o büyük bühtanı, TRT’nin klasik musiki yayınlarındaki standardı tesbit eden o sansürcü kafaya borçluyuz. O kafa sayesinde birkaç nesil, klasik Türk musikisinden nefret ederek yetiÅŸti; çünkü TRT postalarından aslına ve ruhuna uygun tarzda klasik musiki dinleme sanÅŸları ortadan kaldırılmıştı.

Erbâbı biliyor ama meseleye âşina olmayan okuyucular için konuyu şöyle tafsil edebiliriz: İsmail Dede’nin, meselâ, “Nihân ettim seni ey mehpâre, cânımsın” sözleriyle baÅŸlayan Sultânîyegâh bestesini evvela TRT arÅŸivinden rastgele seçilmiÅŸ bir icrâdan veya Nevzat Atlığ Beyefendi’nin riyâset ettiÄŸi devlet korosundan dinledikten sonra bu defa Bekir Sıtkı Sezgin Beyefendi’nin icra tarzına ve hatta mümkünse koral icraattaki üslubuna dikkat ederek mukayesede bulunmaniz mümkün olsaydı neyi kasdettiÄŸimi açıkça anlayacaktınız. Aynı eserin iki farklı tarzda ircaı arasında, eserin rûhunu dile getirmek bakımından korkunç uçurumlar vardır. Daha kısa yoldan ifade etmek gerekirse Dede Efendi Yılı’nda Dede’yi anlamak, tanımak ve eserlerinden yola çıkarak onun ruhuna nüfuz etmek gibi bir niyetiniz varsa “halleriniz yaman” demektir. “Ortalıkta” Dede’yi, Dede’nin dahi hoÅŸnud olacağı bir üslup ve müzikalite ile icra edecek evsafta icrâcı kalmamıştır; ortalıkta gezinmeyi sevmeyen ve Türk musikisinin nasıl icra edileceÄŸini esasen pek iyi bilen az sayıdaki sanatkârımızı ise sistematik nisyan ve nankörlükle azar azar öldürerek neslen münkariz hale getirmekle meÅŸgulüz.

Dede yılında Dede’yi anlamak da dinlemek de o kadar kolay deÄŸil. Bendeniz sahsen haddimi çiÄŸneyip İsmail Dede’nin engin rûhuyla pervâz etmeye yeltendiÄŸimde bundan on yıl kadar önce iÅŸporta tezgahından kaldırdığım “Dede Efendi” isimli meçhul bir kasedin derûnuna kapanıyorum. Muhtemelen Bekir Sıtkı Bey’in emek verdiÄŸi bir koro tarafından doldurulan bu kasedin korsan neÅŸriyat olması dahi kuvvetle muhtemel çünkü, son derece laubali ve cahilce yazılmış bir kapak münderecâtı var ve eserlerin kimler tarafından seslendirildiÄŸi gibi “önemsiz” teferruattan dahi âzâde bir ÅŸey; lâkin müthiÅŸ. Kültür Bakanlığı’nın yerinde olsam evvela bu kasedi çoÄŸaltır ve üzerine “Dede’yi anlamak isteyenler, iÅŸe bu kasedi dinlemekle baÅŸlayabilirler” diye yazardım.

Dede’yi anlamak elbette harcıâlem bir iÅŸ deÄŸil ama hâl-i pür-melâlimize bakınız ki, onu “dinlemek” bile böyle bir devirde ÅŸansa kalmıştır.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Atatürk’ü anlamak da, emek ve usul istiyor 25 Mart tarihli “İstiklal-i Tam…” baÅŸlıklı yazıya, doÄŸrusu hiç ummadığım...
  2. Yargılamak için deÄŸil, anlamak için 6 Eylül tarihli Radikal’de, “Atatürk İslam için ne düşünüyordu?” baÅŸlıklı...
  3. Musikimizde ‘Müzeyyen edâsı’ diye bir ÅŸey var Müzeyyen Senar kaç yıldır ÅŸarkı söylüyor; 30′lu yıllarda Gâzi’nin huzûrunda...
  4. EÄŸer aÅŸka bir ceza verebilseydim! Yeni RTÜK Kanunu yerine “arabesk”i tartışmamızı isteyenlerin gönlü hoÅŸ olsun;...

- 12 Åžubat 1996

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1996/02/12/kose/kalemle/index.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler: ,

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.