Cumhuriyet’in yol ayrımı
Aslında yazılacak ve söylenecek bir ÅŸey olmadığı için konuÅŸuyor ve saçma sapan bir “onursuzluk” edebiyatını köpürttükçe köpürtüyorlar.
Son elli senenin bütün zaafları üst üste yığılarak hükümetin önüne bırakılmıştır ve ne yazık ki ÅŸu Irak krizi karşısında bizim bir “B Planı”mız bile yoktur. Bu gerçeÄŸi kabullenmek yerine hükümeti haysiyetsiz bir dolar pazarlığı yapmakla suçlayanları hiçbir ÅŸekilde ciddiye almak gerekmiyor; bugünlerde “İstiklâl”i tamme” edebiyatı yapmaya baÅŸlayan CHP de dahil. CHP, % 34′le iktidar olsaydı muhtemelen bugün onları da aynı ÅŸekilde davranıyor görecektik. Bir baÅŸka tercihin varlığından bahsedenler, o tercihin ne olduÄŸunu söylemek zorundadırlar; “biz daha iyi pazarlık yapardık”tan baÅŸka tabii!
CoÄŸrafyamız bizi mahkûm ediyor, iktisadi düşkünlüğümüz bizi mahkûm ediyor, devlet ve iktidar seçkinlerinin, “hafif tabirle” “sadedil”liÄŸi bizi mahkûm ediyor. Postu biraz daha pahalıya satmaktan baÅŸka çare yok; yapılan da budur.
Rakam olarak telaffuzu bile korkutucu meblaÄŸlara ulaÅŸan dış ve iç borçları yapmamalı, mâkul miktardaki borç kaynağını son derece akıllı kullanmalıydık; o zaman bir baÅŸka tercihten söz edebilirdik. Bundan tam iki sene önce geçirdiÄŸimiz rezil krizi yaÅŸamamış olmak bile bugün elimizi daha güçlü kılardı ama biz Türkler iktisadi kaynakların yönetiminde baÅŸarılı olamadık; bugünlerde güçlü olmak için vaktiyle kullanmamız gereken parayı israf”söğüş dalaverelerinde çarçur ettiÄŸimiz için bugün siyasetsiz kaldık. Sorumlulardan hesap soramadık çünkü hesap sorulacak mekanizmaları daha önce elbirliÄŸi ile lâçka etmiÅŸtik. Bugün Meclis’te oylanacak tezkerenin lehinde karar çıkmasının derûnunda hukukun politize edilmesinin de hissesi vardır. Biz Türkler, “yönetim” denilen sürecin medenî bir birikim ve mârifet olduÄŸunu hâlâ kabullenebilmiÅŸ deÄŸiliz. ÇaÄŸdaÅŸlığın ilk lâzımesi yönetimde basirettir. Biz, çok kötü yönetip çokça çaÄŸdaÅŸlık edebiyatı yaptık. İktisadi kaynakları yönetmekte beceriksiz olanların beÅŸeri kaynakları yönetmekte baÅŸarı göstermesi beklenemezdi. Bugün önümüze dikilen çıkmaz, yılların eseridir ve elli yıllık doÄŸrultunun bizi getirip bıraktığı nokta tam bir siyasetsizliktir.
Bölgedeki Amerikan varlığının altı ay sonra pılısını pırtısını toplayıp gitmeyeceÄŸini herkes biliyor. Bu tezkereyle birlikte Türkiye, bir “bölge gücü” olmak niteliÄŸini de kaybetmiÅŸ oluyor. Gelecek sene Bay Bush, İran’ı terörist bir hedef olarak diline doladığında, ne derece etkili bir bölge gücü olup olmadığımızı daha yakından görebiliriz. OrtadoÄŸu’da bütün dengeler ABD lehine deÄŸiÅŸiyor; dolayısıyla eski statükonun devam edeceÄŸini beklemek saflık olur. Yeni dengeler, Türkiye’nin bölge ve dünya üzerindeki yerini belirleyecektir. Yanılmış olmayı dilerim lâkin harekâttan önceki statüyü mumla arayacağımızdan endiÅŸe ederim.
Siyasetsizlik iÅŸte böyle bir ÅŸey; etrafınızdaki dünya deÄŸiÅŸirken mıhlanıp kalmak, korkulu bir rüyada olduÄŸu gibi boÄŸuk homurtu ve feryatlarla hareketsizliÄŸe mahkûm olmak durumundayız. Cumhuriyet’in en mühim ve deÄŸerli birikimleri elimizin içinden kayıp gidiyor. İçine düştüğümüz hâl, dış ÅŸartları itibariyle bir Manda yönetimi deÄŸildir ama yeni yüzyılla birlikte geçen yüzyılın kavramları da biçim deÄŸiÅŸtirdi; yeni ismi ne olursa olsun bu oluÅŸuma direnecek gücümüz yok. Bundan sonrası için iç dinamiklere yaslanmak suretiyle bir çıkış yolu aramak, düne nazaran daha zor olacaktır.
İşte bu ortamda sırf bir ÅŸeyler söylemiÅŸ olmak için hükümeti pazarlıkçılıkla, kararsızlıkla, onursuzlukla suçlayanlar aslında Cumhuriyet’in titizlikle korunması gereken deÄŸerlerini en ziyade lâçkalaÅŸtıran gürûhun sözcüleri. Esas meÅŸrepleri lâfazanlıkla her daim suyun üstünde kalmak olduÄŸu için yarın ÅŸartlar deÄŸiÅŸtiÄŸinde onları “iÅŸbirlikçi” pozisyonunda görmek kimseyi ÅŸaşırtmamalı; benzerleri “Mütâreke”de görülmüştür.
“Kavramların içini boÅŸaltmayınız, günü geldiÄŸinde yerinde bulamazsınız” diye yerindiÄŸimiz günler henüz gelmemiÅŸtir ama kapıdadır. Kelimelerle kendimize bir çıkış yolu inşâ edebiliriz ama tersi de mümkündür: İstiklâl’i tarihe gömdüğümüz için “bağımsızlık”ın ucundan birazcık kertilmesi bize pek vahim görünmüyor meselâ.
Bu kahır mektubunun uzun uzadıya açılması gereken nice faslı var ama yerinecek demleri geçtik ve Cumhuriyet’in yol ayrımına geldik. Hemen Mevlâ encâmımızı hayırlara tebdil eylesin!
İlgili olabilecek yazılar:
- İlim ve inanç aralığında Cumhuriyetin 75. yılına bir bakış Tarih hakkında düşünmek iki safhadan müteşekkil bir hüner gerektiriyor; tarih,...
- Atatürkçüler için yol ayrımı Yol ayrımına geldik; nereye gideceğiz? Yol ayrımından kastım, kendi zehaplarına...
- Memurların cumhuriyetinden Cumhuriyetin memurlarına Protestocu memurların dertlerini anlatmakta seçtikleri üslûp giderek ümitsizleşiyor; son buluşları...
- Ayrılmalıyız artık… Åžimdi meseleyi anlattığımda siz hemen, “Aa, yazara bak, köşesini ÅŸahsi...
- Galatasaray için yol ayrımı! Efsâne bitti, deryâ tükendi, gerçek göründü. Nicedir baldır hizâsında bulunan...
Ahmet Turan Alkan - 1 Mart 2003
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/2003/03/01/yazarlar/ahmetturanalkan.htm
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


