Cumhuriyet’i savcılar deÄŸil, halk korur ve koruyacak
Kısacık Cumhuriyet tarihimizde mahkeme kararıyla tam 28 parti kapatılmış; kapatılmaktan beter edilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka bu sayılara dâhil midir bilmiyorum fakat istatistik ürkütücü; bu durumda akla muhtelif ihtimâller geliyor:
-Bu partiler mahkeme kararıyla kapatıldığına göre Cumhuriyet’e ve devlete zarar vermeyi düşünen 28 partinin vaktiyle kurulmuş olması bile başlı başına düşündürücüdür.
-Bu ülkenin siyasetle uğraşan okur-yazarları, kanunlara saygılı parti kurmayı bilmemekte, bilerek veya istemeden kanunları çiğnemektedir.
-Veya rejimin, devletin siyasi partilere bakışında (yani Siyasi Partiler Kanunu’nda) bir tuhaflık vardır.
Hangi şıkkı daha akla yakın bulsanız da netice deÄŸiÅŸmiyor; Cumhuriyet’in demokrasiye doÄŸru evrilmesi ağır ve buhranlı cereyan ediyor; bu durumda Cumhuriyet, yurttaÅŸlarını rahat ettiren, refah ve hürriyete götürmesi gereken bir nimet olmaktan çıkarak, insanların onun uÄŸruna mütemadiyen çile çekmesi, yokluklara katlanması, hürriyet kısıtlamalarını tabii karşılaması beklenen soyut bir ideal hâlini alıyor. Cumhuriyet, insanları daha iyi yaÅŸatmak noktasında defalarca baÅŸarısız olurken yurttaÅŸların Cumhuriyet uÄŸruna bağırlarına taÅŸ basması, fedakârlık etmesi bekleniyor; en azından yukarda verdiÄŸim örnek, insana bunları düşündürmekte…
Bu fikir yürütme biçimi doÄŸru deÄŸil; çünkü Cumhuriyet dediÄŸimiz ÅŸey böyle bir ÅŸey deÄŸil. Cumhuriyet, aslında üzerine yüklediÄŸimiz onca yüksek ideali, emeli ve özlemi kaldırabilecek kapasiteye sahip bulunmuyor; Cumhuriyet aslında basit bir yönetim tercihinin adı: İktidarı kullanma yetkisini bir sülâleye veya hanedana deÄŸil de, halk oyuyla seçilmiÅŸ kiÅŸilere devrederseniz adı Cumhuriyet oluyor; baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil. Bu hâliyle Cumhuriyet’le kimsenin derdi kavgası yok; halk dün olduÄŸu gibi bugün de Cumhuriyet tarzı idareden ÅŸikâyetçi deÄŸil; kimse “padiÅŸahımız olsun, monarÅŸiye dönelim veya dinî devlet kuralımâ€? demiyor; herkes insanca ve adaletle yönetilmek, yönetime katılmak, güvenle bakılacak bir gelecek taleb ediyor devletten.
Cumhuriyeti savunduğunu ve koruduğunu ileri sürenler, bunu bir sanat, meslek veya hayat tarzı hâline getirenler ise, bu gibi insanî talepleri kolaylıkla Cumhuriyet aleyhtarlığı diye nitelerken aslında Cumhuriyete en büyük fenalığı yapıyorlar; böylelerinin savunması altında Cumhuriyet giderek ufalıyor, önemsizleşiyor ve değerini kaybediyor.
Hükümetteki partinin Cumhurbaşkanı da dâhil olmak üzere yargılanmasını ve kapatılmasını isteyen Savcı aslında Cumhuriyet’i kollamış ve savunmuş olmuyor, bu diskuruyla hem Cumhuriyet fikrini, hem Adalet uzvuna duymamız gereken saygı ve güveni zedeliyor.
Sorarım; bugünlerde kim Anayasa Mahkemesi’nde görevli bir yüksek hâkiminin yerinde olmak ister? Savcı, ciddiyetine hukukçuların bile inanmadığı zayıf delillerle doldurduğu bir dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne göndererek bu kurumu çok tartışılacak bir mevkie itiyor. Mahkeme davayı kabul edip Savcının iddialarını kabul ederse tartışılacaktır; reddetse yine tartışılacaktır; öyle görünüyor ki bu dâvâda Anayasa Mahkemesi için sâlim bir çıkış kapısı yoktur; kararı ne olursa olsun Anayasa yargısı peşinen itibar kaybına zorlanmaktadır; halbuki yüksek yargının temsilinde Türk adaleti, Cumhuriyet’in en kavî, en muteber ve en prestijli kurumu olmak durumundadır. Henüz geçen yıl mâlum 367 meselesinde verdiği kararla, hukukçuları bile şaşırtan Anayasa yargısı, bir kere daha bu zor duruma düşürülmemeliydi.
Savcının iddianamesi, bürokratik iktidarın “bütün gemileri yakmakâ€? pahasına âcilen bir çıkışta bulunmaya, bir ÅŸeyler yapmaya kendini mecbur hissettiÄŸini göstermesi bakımından endiÅŸe vericidir; halbuki “erdemâ€?le üzerinde yükselmesi gereken bir Cumhuriyetin, evvelemirde Hukuk, yargı, devlet bürokrasisi gibi temel kurumların itibarı konusunda titizlik göstermesi gerekirdi; bu kurumlar herkese her zaman lâzım olan müesseselerdir.
Kaldı ki bir Cumhuriyet, sadece bu iş için görevli savcılar tarafından savunulmaya muhtaç kaldıysa, durum gerçekten vahim demektir; çok şükür ki bu ülkede devleti, Cumhuriyeti, halkın dirlik ve düzenliğini ciddiye alan son derece ciddi bir kamuoyu desteği mevcuttur ve bu kamuoyunun mühimce bir kısmı (en azından yarısı diyelim), Savcı’nın kapatılmasını istediği siyasi kuruluşa oy vermiş kişilerdir. Onların rejimle, devletin yapısıyla alıp veremedikleri bir şey yok. Herkes emin olmalıdır ki onlar da, Savcı kadar ülkelerinin selametini, huzurunu, gelişmesini isterler ve öyle davranırlar.
HÜKÜMETE DÜŞEN…
Bu safhada hükümete düşen görev, iÅŸtahlı mukabil demeçlerle ortamı germeden, sükûnet ve kararlılıkla görevine devam etmesidir. Mühim bir yargı mensubu, çok tartışılır bir iddiada bulundu diye hukuk camiasını dolaylı da olsa inciten söz ve davranışlardan kaçınılmalı, devletin kurumları arasındaki âhenk ve koordinasyonun gözetilmesine her zamankinden daha ziyade dikkat edilmelidir. Åžahsi kanaatime göre böyle bir ikazda bulunmanın yeridir; çünkü “maÄŸdurlukâ€? rolü uzun süre benimsenirse, neticede muktedirlik sıfatı zaafa uÄŸrar.
AKLINIZDA BULUNSUN: MÜSLÜMANLARIN AHVALİ HAKKINDA ÖNEMLİ BİR KİTAP
Size dikkate deÄŸer bir kitap tavsiye etmeme izin veriniz: Ufuk Kitap tarafından yayınlanan “İslâm’a Yolculukâ€? isimli çalışma, bilinmesi ve tartışılması gereken tezler ihtiva ediyor. Yazarı Akbar Ahmed’in tesbitine göre günümüz İslâm dünyasında Müslümanlar, baÅŸlıca üç temel davranış içinde bulunuyorlar. Her üçü de Hindistan’da küçük bir kasabadan ismini alan bu davranış kalıpları ÅŸunlardır:
-Tasavvuf ve manevi gelişime önem veren Acmer modeli,
-Dünyaya geniş açıdan modernist yaklaşımla bakan Aligarh modeli,
-İslâmi geleneği ve fikriyatı esas tutan Deoband modeli.
Kitap, muhtelif İslâm ülkelerinde bu varsayımın geçerli olup olmadığını inceleyen zengin saha araştırmaları ve tasvirleri kapsıyor. Aklınızda bulunsun. 424 sayfa. (www.ufukkitap. com)
ALİ ÜSKÜDARİ’Yİ TANIMAK; BİR DENİZ FENERİ
Kubbealtı NeÅŸriyatı arasında yayınlanan, “Ali Üsküdari, Tezhib ve Rugâni Üstadı, Çiçek Ressamıâ€? isimli bir dikkate deÄŸer çalışma, geleneÄŸi takib eden sanatlarımızın yeniden üretilmesi ve bilim metoduna uygun tarzda araÅŸtırılması konusunda sevindirici, övünç verici bir eserdir. Sanatkâr Gülnur Duran’ın “bilimde yeterlikâ€? tezi olarak hazırladığı bu kitap, belki genel okuyucu kitlesinin dikkatinden uzak kalacaktır ama böyle eserler deniz fenerleri gibidir; yolumuzu aydınlatır ve varlıklarıyla bize güven verirler.
Klasik sanatlarımız adına bu eserin yayınlanmasından büyük bir sevinç duydum; Kubbealtı’na ve Gülnur Hanım’a binlerce teşekkür.
İlgili olabilecek yazılar:
- Cumhuriyeti “erdem”le desteklemek Mahkeme kararı kesinleÅŸmeden hüküm vermek yanlış; öyleyse şâyia kabul ederek...
- Laikliği, laikçilerden kim koruyacak? Tam yazıyı bağladım, noktasını virgülünü gözden geçirirken, -eksik olmasın- bir...
- Halk irâdesi kutsal mıdır? Bilmem hangi seçim maÄŸlubiyetinden sonra İsmet PaÅŸa’nın “nankör millet” diye...
- Halk bu yönetimin neresinde duruyor? Merkezine “halk” kavramını titizlikle yerleÅŸtiren siyasi sistemler, halkın nasıl siyaset...
- Suç sistemde deÄŸil, futbolcularda -Hocam, önceki gün ilginç geliÅŸmeler yaÅŸandı Ankara’da; meselâ yüksek yargı...
Ahmet Turan Alkan - 24 Mart 2008
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=29883
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
-
rabia
-
rabia
-
Ahmet Kömürcüoğlu
-
Ahmet Kömürcüoğlu


