“Camilerimize yardım edelim”

Yolunuzun düştüğü herhangi bir camiye girip secdeye gittiğinizde içinize temizliğin sesini haber veren sabun kokusunu duymak, pek az tadabildiğimiz bir duygu: Abdest alınacak şadırvan veya lavabo düzeni, ayakkabıların konulduğu pratik ve temiz dolaplar, şu soğuk günlerde mekânın iyi ısıtılmış olması, ses düzeninin cızırtısız, ıslıksız çalışması cinsinden güzellikler de aynı cümleden. Cemaatle namaz fikrini başa koyan ‘cami müdavimleri’nin şu basit ama insani ve medeni konfordan istifade etmesi bir nevi hak değil midir?

Evet, haktır fakat kendimizi bu nimetlerden mahrum eden yine biziz. Câmiler cemaatin eseri; Türkiye’nin neresinde olursa olsun cemaat, beklentilerini, hayata bakışını, temizlik ve konfor anlayışını kendi parası ve emeğiyle ayağa kaldırdığı câmilere aksettiriyor. Hâlimiz mâbedlerimize aksediyor.

“TAMAM KİLİSEYE BENZEMESİN AMA…â€?

Vaktiyle -pek de namazda gözü olmayan- bir büyüğümüz, konu açıldığında şöyle demiÅŸti: “Yahu, câmilerimizi kiliseye çevirelim demiyorum, o yüzden yanlış anlaşılmasın fakat hamdolsun bugün yokluk-kıtlık içinde deÄŸiliz. En fukaramız bile çorabını temiz tutacak, kokusu ve kirliliÄŸi ile yanındakini tâciz etmeyecek derecede temizlik vâriyetine sahip iken yine de -diyelim bir Cuma namazında- alnımızı secdeye koyarken ‘acaba baÅŸkasının ayağında sürükleyip bıraktığı bakterilere mi bulaşıyorum’ cinsinden bir endiÅŸe geçiriyoruz.â€? Söylediklerini tasdik makamında başımızı sallayınca cesaretlenip ÅŸu teklifte bulunmuÅŸtu: “KeÅŸke cemaat safları arasında ayak basılan yerleri iple iÅŸaretlediÄŸimiz gibi alnın secdeye gelen yerlerine de beyaz, tertemiz örtülerden bir bant çeksek; hafta geçmeden bunlar yıkanıp temizlense; herkes camiye bu türlü düşüncelerden uzak bir kalp huzuru ile gelse!â€?

Bu fikri yadırgayanlarımız oldu; kimi, “yeni bir icatâ€? diye beÄŸenmedi, kimi de, “ayak temizliÄŸine riayet etmeyenler yine bu beyaz örtülere ayaklarıyla basarlar, yine fayda hâsıl olmazâ€? diye tereddüd gösterdiler. Bu fikrin isabetli olup olmadığı elbette su götürür fakat tartışmanın dikkate deÄŸer kısmı, bu gibi “küçük-küçücükâ€? meselelerin sohbet konusu haline gelebilmesidir; bu kabil teferruatları artık hepimizin ciddiye alması gerekiyor, zira bu meseleler tartışıldıkça günün birinde mutlaka güzel uygulamalar da görülecektir.

CAMİ İNŞA EDERKEN İLK DÜĞMEYİ DOĞRU İLİKLEMELİ

Camilerimizi inÅŸa ederken kalıcı yanlışlar yapıyoruz: İlk baÅŸta “yüksek olsun, havadar olsunâ€? fikriyle çevredeki binalardan kot itibariyle en az bir misli yüksek, geniÅŸ ve dik kubbeli, bizim klasik cami mimarlığını hatırlatan türden mabedler inÅŸa etmek alışkanlığını gözden geçirmemiz lâzım; bu tür camilerin ısıtılması, aydınlatılması ve bakımı büyük masraf ve emek gerektirdiÄŸi gibi inÅŸaat maliyetleri de çok yüksek oluyor. Bu iÅŸlere gönül ve emek verenler, “nasıl olsa cemaatten para topluyoruz, her zaman cami yaptıracak deÄŸiliz; öyleyse iÅŸi acele getirmeyelim, icab ederse iki sene sonra hizmete girsin fakat büyük ve ÅŸatafatlı olsunâ€? gibi düşüncelerle çok kötü -ve elbette kötü taklit edilmiÅŸ- projeleri uygulamaya koyuyorlar. Mâbedin içine illâ ki tezyinat gerekli imiÅŸ gibi, yine haylice masrafa mal olan kötü süslemeler yaptırmayı, zevksiz ve kullanışsız aydınlatma düzenleri taktırmayı da ihmal etmiyorlar. İş bittikten sonra bu defa caminin kubbe yüksekliÄŸini en azından buçuk misli geçen çift ÅŸerefeli bir minare ama çoÄŸunlukla çift ÅŸerefeli çifte minare dikmeyi de bir nevi din hizmetkarlığı sayıyorlar.

BETON ESTETİĞİNİ CAMİLERE AKSETTİRECEK MİMAR VE MÜHENDİSLER ARIYORUZ

Oysa ki doÄŸru olan, lüzumsuz derecede yüksek ve lüzumundan çok süslü camiler inÅŸa etmek alışkanlığından vazgeçmektir. Beton teknolojisi ile uzun mesafeleri direksiz geçmek mümkün olduÄŸuna göre “cami kubbeli olurâ€? saplantısını da bir kenara bırakabiliriz. Ne yazıktır ki ne cemaatimiz, ne de mimarlarımız beton teknolojisinin ulaÅŸtığı yüksek imkanları en makul ve güzel kompozisyonlara dönüştürebilen cesur teÅŸebbüslere giriÅŸmekte tedirgin ve beceriksiz davranıyorlar. “Modern cami mimarlığıâ€? diye saÄŸda-solda gördüğümüz örnekler ise “entel mimarâ€? takıntısını andıran garip, çirkin ve kullanışsız binalar. Bu hususta Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı’na görev düşüyor; mesela her yıl “cami mimarlığındaki yeni geliÅŸmeler ve arayışlarâ€? konulu yıllık sempozyumlar düzenleyebilirler. Yurtdışındaki örnekler tanıtılmalı, tartışılmalı; hepsinden önemlisi cami ile cemaat arasındaki İnsan-mekân iliÅŸkisi üzerinde konuÅŸulmalı. Genç mimarlarımız -alnı secdeli cinsinden de olsa- bu gibi incelikleri bilmiyorlar (aslına bakılırsa artık genç olmayan tecrübeli mimarlardan çoÄŸunun da böyle meselelere kafa yorduÄŸunu zannetmiyorum!) Daha sonra Diyanet, kim tarafından finanse edilirse edilsin, oluÅŸturacağı bir bilim ve sanat kurulu tarafından inÅŸa edilecek bütün cami projelerine ön denetim getirecek yetkilerle donatılmalıdır. Evet, merkezî denetim fikri doÄŸrusu kâğıt üzerinde pek şık görünmüyor ama, ÅŸu safhada daha iyi bir fikir bulunacağını zannetmiyorum.

CAMİ ÇEVRESİ BOTANİK PARKI GİBİ OLMALI

Camilerimizin çevre düzeni -en hafif tabirle- Müslümanlara yakışmayacak kadar pejmürde, tesadüfi, bakımsız ve tek kelimeyle berbat. Camilerin lüzumsuz aksâmı için (ikinci ve yüksek minareler, pahalı dış mermer kaplamaları, yüksek kubbeler, çirkin bezemeler) o kadar çok para harcanıyor ki, nihayet iÅŸ bitip sıra çevreyi güzelleÅŸtirmeye gelince galiba kimsede tâkat kalmıyor; halbuki camilerimizin etrafı -mübalaÄŸasız- botanik parkı imiÅŸ gibi itina ile yeÅŸillendirilmeli, uygun cinslerle aÄŸaçlandırılmalı ve “namazda gözüâ€? olsun olmasın, bütün çevre sakinlerini celb edecek güzel bir dinlenme, okuma yeri haline getirilmelidir (Sözün burasında Bursa’nın Nilüfer İlçesi’nin BeÅŸevler semtindeki Zahit Kotku Camii’ni özellikle zikretmek isterim. Cuma sonrası camiye bitiÅŸik parkta içtiÄŸimiz çay ne güzeldi. Bu güzel fikir için cemaati tebrik ederim.)

CAMİYİ SADECE İBADETE TAHSİS ETMEK DOĞRU MU?

Camilerimiz, sadece ibadete, hatta sadece namaza tahsis edilmesi gereken yerler değil; cami, semtin kalbi ve ruhu olmalı, semt sakinlerini cem etmeli, güzelliği, işe yarar fonksiyonları (kültür, sosyal faaliyet, eğitim, hatta eğlence!) ile kendine çekmeli; bu dönüşümün formülünü bulmak için evvela böyle bir meselemiz bulunduğunu kabul etmeliyiz. Hâl-i hâzırdaki camilerden görünen mânâ, cemaatin sûretidir ve kabul edelim ki iftihar verici şeyler değildir.

Camilere yardım edelim; ama hakikaten yardım edelim; sahiplenerek, tartışarak, düşünerek, katkıda bulunarak!..

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. İslâmî yardım kuruluşlarının geleceğine dair Yirmi seneyi aşkın zamandan beri, önceleri dernek statüsünde iken sonradan...
  2. “İşte o kolej” veya “iÅŸte bu gazete!” ucuzluÄŸunu terk edelim! Laik deÄŸerleri savunmak iddiasındaki basın organları, okuyucularını sürekli olarak vahim...
  3. Ne maaşı; sosyal yardım bu! Bir kişinin yapabileceği işi dört kişinin üstlenmesi halinde o dört...
  4. Haatun kiÅŸiye yardım, haatun kiÅŸiye yardım! “Pratik anlamda” buyuruyor bu haatun kiÅŸi, “Pratik anlamda deÄŸiÅŸik dinler,...
  5. Barış için dua edelim İki kabilenin, iki topluluğun, iki ordunun hatta iki milletin gırtlaklaşmasını...

- 31 Aralık 2007

Kaynak: http://aksiyon.com.tr/detay.php?id=29210

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • http://www.mizanhukuk.com zeki

    Tespitleriniz için canı gönülden teşekkür ederim. Teşekkür, çünkü belirtilen hususlar bir çok inananın içinde sıkıntısını yaşadığı fakat bir türlü teşhisi koyup da bu tespitlerin gereklerini yerine getirme konusunda adım atamadıkları hususlar.

    Belirtilenlerin yanında EZAN konusu da en az o hususlar kadar önemli. İstanbul’da bile GÜZEL EZAN OKUNAN bir cami bulmak için yollara düşüp merkezi ve büyük camilere gitmek gerekli. ÇoÄŸu semt camilerinde ezan baÅŸladığı zaman, namaz kılan insanın bile PENCEREYİ KAPATASI geliyor. DeÄŸil dindar olmayanları, dindar olanları dahi CAMİDEN UZAK TUTMAK için ezanın kötü okunması yeterli bir sebep gibi

    Bahsettiğiniz büyüğün tespitlerini bugün bir çok hali vakti yerinde olan, konforu hayatında belli bir standarta gelmiş müslüman da yapıyor fakat adım atılamıyor, atılabilecek adımlar organize ve koordine edilemiyor. Diyanet işleri başkanlığı bu koordinasyonu yapabilecek en sağlıklı kuruluş.

    Diyanet gibi güvenilir bir kuruluÅŸ böyle “islami estetik” kaygısı olan bir çalışma baÅŸlatsın bir çok dindar bu taşın altına elini koyacaktır. En azından kendi adıma maddi açıdan katkı yönünde bu taahhütte bulunuyorum.

  • http://www.mizanhukuk.com zeki

    Tespitleriniz için canı gönülden teşekkür ederim. Teşekkür, çünkü belirtilen hususlar bir çok inananın içinde sıkıntısını yaşadığı fakat bir türlü teşhisi koyup da bu tespitlerin gereklerini yerine getirme konusunda adım atamadıkları hususlar.

    Belirtilenlerin yanında EZAN konusu da en az o hususlar kadar önemli. İstanbul’da bile GÜZEL EZAN OKUNAN bir cami bulmak için yollara düşüp merkezi ve büyük camilere gitmek gerekli. ÇoÄŸu semt camilerinde ezan baÅŸladığı zaman, namaz kılan insanın bile PENCEREYİ KAPATASI geliyor. DeÄŸil dindar olmayanları, dindar olanları dahi CAMİDEN UZAK TUTMAK için ezanın kötü okunması yeterli bir sebep gibi

    Bahsettiğiniz büyüğün tespitlerini bugün bir çok hali vakti yerinde olan, konforu hayatında belli bir standarta gelmiş müslüman da yapıyor fakat adım atılamıyor, atılabilecek adımlar organize ve koordine edilemiyor. Diyanet işleri başkanlığı bu koordinasyonu yapabilecek en sağlıklı kuruluş.

    Diyanet gibi güvenilir bir kuruluÅŸ böyle “islami estetik” kaygısı olan bir çalışma baÅŸlatsın bir çok dindar bu taşın altına elini koyacaktır. En azından kendi adıma maddi açıdan katkı yönünde bu taahhütte bulunuyorum.