Cami-cemaat ilişkisinde ‘cemaat’i söz ve sorumluluk sahibi kılmak için bazı teklifler

Her yıl, ekim ayının ilk yarısında Camiler ve Din Görevlileri Haftası ilan ediliyor. Önceki yıllarda bu hafta, halk nazarında daha ziyade camileri kıyı-bucak temizleme ve onarımdan geçirme vesilesi gibi değerlendirilirdi. Bu yıl, her sene tekrarlanan kuru duyurulardan başka dikkat çekici bir faaliyet yapıldığını duymadım.

İstanbul camilerini galiba ayrı bir fasılda mütalaa etmek gerek; Büyükşehir Belediyesi vaktiyle çok hayırlı bir karar alarak büyük-küçük ayırt etmeksizin her caminin temizlik hizmetlerini üstlenmiş; gerek ibâdet mekânında gerek cami çevresinde titiz bir temizlik gayreti hemen dikkati çekiyor. Turistlerin sıkça ziyaret ettiği eski Selâtin camilerinde ayakkabılık, tuvalet, abdest çeşmesi gibi problemler, mükemmel değilse bile hayli medenî çözümlere kavuşturulmuş durumda. Tarihî değeri ölçülemez kıymetteki camilerin Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce sürekli onarım ve bakım listesinde tutulması da ayrıca takdire şâyan. İslâm dünyasının en nâdide ve mümtaz camilerine sahip olması bakımından İstanbul’un hususi bir parantez içine alınması elbette doğru ve isabetlidir.

CAMİ-MÂBED; YANLIŞLIK DEĞİL, EKSİKLİK VAR

Bana göre bu hafta, rutin faaliyetler dışında toplumumuzda cami fikrinin uzak-yakın bütün çağrışımları hakkında düşünmek için bir vesile teşkil etmeli. Bir küçük örnek: Sadece ibâdet edilen bir mekân olarak düşündüğümüzde problem sahasını da daraltmış oluyoruz. Camileri ibadet fonksiyonuyla sınırlı mekânlar hâline getirmemiz, bize Osmanlılardan intikal eden bir ‘Türk Müslümanlığı’ geleneğidir. Sadece laik Cumhuriyette değil, Osmanlılar zamanında da camilerde ibadet harici işler görülmesine hoş gözle bakılmıyor, hele hele siyasi patırtı çıkarabilecek nitelikteki faaliyetlere müsaade edilmiyordu. II. Mahmud zamanında özel vakıfların nezâret, yani bakanlık şeklinde düzenlenerek devlet gözetimine alınmasıyla camiler üzerindeki kamu kontrolü genişletildi. Camilerin, adı üstünde ‘cami’, yani çeşitli hizmet ve fonksiyonları bir araya getiren yer olarak algılanmaktan çıkarak sadece ibâdet edilen yer, yani ‘mâbed’ veya ‘mescid’ (secde edilen) hâlini alması gelenekselleşti. Bir mekânın sadece ibadete tahsisi, pratikte şu anlama geliyordu: İçinde sadece namaz kılınan yer. Nitekim bugün camilerimiz, bugün sadece ‘mâbed’ olarak algılanıyor. Bunda yanlışlık yok, eksiklik var; bu eksiklik şudur: Cemaatin, yani namazla yakın ilgisi olsun-olmasın çevrede yaşayan bütün Müslümanların, camiyle ilişkileri sınırlandırılmıştır. Bir mahalle sâkini, cemaatle namaz kılmıyorsa camiyle fiili ilişiği kesilir.

‘Başka türlü nasıl olabilirdi ki?’ diye bir soru gelebilir aklınıza…

CAMİDE YATMAK YASAKTIR!

Hazreti Peygamberin Sünneti’ne bağlılığı ile ünlenen ‘Sünnî’ ekol, Peygamber zamanında Peygamber mescidinin üstlendiği fonksiyonları ihyâ etmekte nedense isteksiz ve bilgisizdir. Efendimizin mescidi, -meşrûtasındaki saadethânesi bir tarafa-, Medine’nin kalbi ve merkeziydi; içinde ve avlusunda eğitim, ticaret, adli hizmetler, siyaset, diplomasi gibi kamu işlerine ilâveten bildiğimiz mânâda alelâde sohbetlerde bile bulunmak mümkündü. İşte ‘cami’ kavramının tam mânâsı, (yani toparlayıcı, bir araya getirici mekân) böyle tecelli ediyordu. Bu uygulama, raşid halifeler devrinde devam ettirildi ise de sonradan beliren siyasi ve idari mahzurlar, yavaş yavaş cami fikrini geniş toplumsallaşmadan, mâbede, yani ferdî ibadetin icra edildiği yere doğru dönüştürdü.

Efendimizin devr-i saadetinde mescidde, Müslümünların çok rahat hareket ettiklerine, hatibe sual sorduklarına, kendi aralarında münazara ettiklerine dair şaşırtıcı örnekler vardır. Mesela, bir yolcunun mescidde dinlenip yatması, hatta gecelemesi pek tabii karşılanıyordu. Türk hacılarının Mekke ve Medine’deki Mescid-i Haram binalarında en çok yadırgadıkları husus, özellikle Hicazlı Arapların bize pek saygısız bir hareket gibi görünen rahat davranışları, sağda solda yatıp uyumaları veya ayaklarını uzatıp istirahat etmeleridir meselâ. Bizde ise hutbe esnasında bağdaş kurup oturanlar bile bazı cemaatin dik bakışları altında ezilir, namaz saatleri haricinde yan gelip yatmaya kalkışanlara müsaade edilmez.

Beyoğlu’ndaki Ağa Camii avlusunun son cemaat mahalline asılan ‘Yatmak yasaktır’ levhalarını hatırladım şimdi meselâ. Bizim mescid geleneğimize göre cemaate mensup ferdler daima sükût etmeli, yüksek sesle değil fısıltıyla bile konuşmamalı, dünya işleriyle ilişiğini kestiğini gösterir şekli bir edeb dairesinde görünmeli ve sadece ‘alıcı’ statüsünde olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Camide din görevlileri vaaz ve irşadda bulunurlar, cemaat ise dinler ve itiraz etmez. Soracağı bir şey varsa namaz bitimine kadar sabredip cemaat dağıldıktan sonra imama yaklaşması ve lisan-ı münasiple derdini anlatması ehven bulunur.

Vesaire vesaire…

CAMİLER HAFTASI’NIN GELECEĞİ İÇİN BİR TEKLİF

Hâlbuki, ‘Camiler ve Din Görevlileri Haftası’ denince daha başka mânidar faaliyetler yapılabilirdi diye düşünmeden edemiyorum. Hayır, yüzlerce yıllık Sünnî geleneğini bir hamlede kırıp camileri açık münazara ve münakaşa mahalleri hâline getirmekten bahsetmiyorum ama meselâ en azından cami ve mescidlerin, sadece ibadete değil, başka sosyal faaliyetlere de açılabilmesi konusunda fikrî temrinler yapılabilecek toplantılar düzenlenebilirdi; nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağı usulü dairesinde tartışılır, hatta bu toplantılar alışıldık konferans ve seminer salonlarında değil, iki namaz arasındaki vakitlerde bizzat camilerde gerçekleştirilebilirdi. Haydi hutbelerde değilse bile, vaazlarda cemaatin aklından geçenleri yüksek sesle dillendirebilmesi için cesaretlendirilmesi de pekâlâ düşünülebilirdi. Hattâ ve hattâ en küçük mahalle mescidini bile kapsayacak etraflı bir toplantılar programı tasarlanarak ‘cemaat’in bu gibi işlerde söz sahibi olduğu, olması gerektiği hatırlatılabilirdi.

Ezcümle bu hafta, cami cemaatinin sadece alıcı değil, gerçek bir muhatap sayılarak kaale alındığı verimli bir diyalog süreci olarak kullanılabilirdi; camiler sadece mahalle sakinlerinin namaz ibadeti için değil, mahalle meselelerinin bile konuşulduğu, tartışıldığı bir ‘mahalle konseyi’ gibi algılanabilir; mahalle sakinleri yapılacak işlerin finansmanı konusunda bilgi ve söz sahibi kılınarak mahallelilik, hemşehrilik şuurunun oluşmasına katkı sağlanabilirdi.

Bugün başka bir tablonun içindeyiz: Camilerin mülkiyeti Vakıflar’a aittir; içindeki personelden Diyanet İşleri sorumludur. Caminin bakım ve onarım hizmetleri, gâhi belediye, gâhi vakıflar fakat çoğu zaman cami derneklerinin kapı önüne açtıkları mendil sandıklarınca karşılanır. Bu çerçevede cemaate düşen görev canı isterse camiye gidip toplu ibadete katıldıktan sonra, içinden geçerse bir miktar ianede bulunmaktır. Bu rolün hayli pasif ve dışlayıcı olduğunu kabul etmeliyiz. Camiler ve Din Görevlileri Haftası, önümüzdeki yıllarda cemaatle cami, cemaatle din görevlisi, cami ile mahalle ilişkilerine yeni bir boyut kazandıracak tarzda yeniden düzenlenebilir ve düzenlenmelidir.

Hâl-i hazırdaki uygulamadan -cemaat de dâhil- herkesin memnun ve mutmain olduğunu görüyorum ve açıkçası ‘baş ağrıtıcı’ tekliflerimin kaale alınmayacağından üç aşağı beş yukarı emin bulunuyorum fakat ‘cemaat’i, kendini ilgilendiren işlerde söz ve sorumluluk sahibi hâline getirmek için bu vesilenin değerlendirilmesi gerektiğini düşündüm; kayıtlara böyle geçsin en azından!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Cami avlusu Bu hadise hakikat midir; yoksa geçmiş zaman içinde birileri tarafından...
  2. Fikir sahibi olmak için önce şahsiyet sahibi olmak gerekir Hâlâ ideolojiler çağında mıyız? Dünya ahvâline bakılırsa soğuk savaş yıllarını...
  3. Cami ve çocuk Ramazan’a girerken duyduğum en hoş cümle, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan geldi;...
  4. Bize mahsus bir “Duruş” sahibi olmak “Nedense her şehirde bir ulucami var” diyordu adam; televizyonda bir...
  5. Yeni bir cemaat ve azizesi Ergenekon sanıklarını savunmakla görevli medyada bâriz bir sevinç havası gözleniyor,...

- 27 Ekim 2008

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=31515

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler: , ,

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • Tarhan Tekelioglu

    Fikhi bir konudan bahs ederken fikhi bilgiler üzerine yorum insa edilir.
    Camiye hürmetsizlik sayilan davranislari kabul edilebilir kilacak fikhi bir argüman olmali.

    Lütfen,
    Fikhtan anlamiyorsunuz,
    Fikhin hayat alani olan ibadet ve ibadetgaha dair yönlendirmelerde bulunmayi arzu ediyorsunuz.

    Cemaatin katilimini tedarik konusunda teklif vermede Almanyadaki kahvehane cemaati sizden daha “ayaklari yere basan” fikirlere sahipler…

  • Tarhan Tekelioglu

    Fikhi bir konudan bahs ederken fikhi bilgiler üzerine yorum insa edilir.
    Camiye hürmetsizlik sayilan davranislari kabul edilebilir kilacak fikhi bir argüman olmali.

    Lütfen,
    Fikhtan anlamiyorsunuz,
    Fikhin hayat alani olan ibadet ve ibadetgaha dair yönlendirmelerde bulunmayi arzu ediyorsunuz.

    Cemaatin katilimini tedarik konusunda teklif vermede Almanyadaki kahvehane cemaati sizden daha “ayaklari yere basan” fikirlere sahipler…

  • aynur

    Geleceğin bir vaizesi olarak(inşallah), bize böyle güzel fikirler sunduğunuz için teşekkürü borç bilirim hocam…

  • aynur

    Geleceğin bir vaizesi olarak(inşallah), bize böyle güzel fikirler sunduğunuz için teşekkürü borç bilirim hocam…

  • Necip Mileli

    ATA Hocamiza, mevcut durumu gelistirmeye yonelik cabasi icin tesekkurler…
    Bu arada Almanya’daki kahvehane cemaatinin “daha ayaği yere basan” fikirlerini de Sayin Tarhan Tekelioğlu iletirse ona da mutesekkir kaliriz.
    Hazir kendisi fıkıhtan bahsetmisken, yazida ornekleri sayilan cami içi davranislarin “hangi fikhi hukumlere” gore saygisizlik sayildigini da belirtirse, hem ATA hocamizin hem de bizim cahilligimizi izale etmis olur.
    Necip Mileli

  • Necip Mileli

    ATA Hocamiza, mevcut durumu gelistirmeye yonelik cabasi icin tesekkurler…
    Bu arada Almanya’daki kahvehane cemaatinin “daha ayaği yere basan” fikirlerini de Sayin Tarhan Tekelioğlu iletirse ona da mutesekkir kaliriz.
    Hazir kendisi fıkıhtan bahsetmisken, yazida ornekleri sayilan cami içi davranislarin “hangi fikhi hukumlere” gore saygisizlik sayildigini da belirtirse, hem ATA hocamizin hem de bizim cahilligimizi izale etmis olur.
    Necip Mileli

  • Tarhan Tekelioglu

    Necip mileli, bilmez yorumdaki ileli :) beyefendi, ATA hocamiz bir takim hürmetsizlikler tavsiye ediyor demedim. Bizde olan, araplarda olmayan bazi hassasiyetleri gereksizlik olarak görenler artiyor. (ali bulac gibi) ATA hcmz da, bizdeki hassasiyete “ne gerek var?” yaklasimi sergiliyor. Ben de diyorum ki: simdi var olan hassasiyet fikhin geregidir. Uzun bir ara, Osmanli dönemindeki medrese egitimi düzeyinden mahrum kalan, dini egitimi de teymiye ve vahhabilik gölgesi altinda, medrese düzeyinde uzun aradan sonra yeniden almaya baslayan arap dünyasi, sui emsal olarak misal olmaya layik degildir.
    Ali bulac da ATA hocamiz gibi benzer imada bulunmustu: P. (SAV) döneminde her konu mescidde hall edilirken Hazreti Osman ve sonrasinda Emevi döneminde muhalefete engel olmak icin, siyasi bir tedbir olarak mescidler, sadece ibadete hasr edildi seklinde bir argüman ortaya atiliyor.
    Islam fikhina fazla dünyevi, fazla siyasal, hatta fazla komplo teorisi kokan bir yaklasim bu. Uygulamalari neredeyse bir nass hükmünde olan hulefai rasidiyn, biz avam tarafindan tartisilmaz. Konuyla ilgili müctehid ulemanin fikri ortaya konur.
    Hazreti Osmani (bu isi onun baslattigi iddiasi hakikat varsayilirsa…) bu tarz icraatinda anlayabilmenin yolu biraz da tasavvuftan gecer. Siyaset vb. dünyevilesme, artan siyasi ihtilafla beraber oldugu gibi camie alindigi takdirde, camilerde lazim olan ibadet husuu oradan hicret eder, orasi da bir yönüyle belediye sarayi, pazar yeri, millet meclisi gibi bir yer haline gelirdi. Müslümanlarin Mevla karsisinda tek yürek olmak icin onlari “cami” olan bir mekanin, onlarin ayrismasina zemin kilinmasi, sizce mantikli mi?
    Hristiyanlarin ibadetgâhlari kadar bile saygi görmeyecek bir ibadetgâh bizi ne kadar Mevlaya yaklastirir? Ssahi bir kiliseye gittiniz mi hic? Kimseyi orada yere yatirmazlar. Basinizda sapkayla iceri giremezsiniz. Oranin bile gördügü asgari bir hürmet var. Camilerimizden esirgedigimiz sey, ibadetgaha, Allahin evine gösterilmesi gereken saygi mi?

    Mesele daha da uzar.

    Camilerin her konunun halli mevkii olmasi gerektigi özlemini siyasal islam da senelerdir haykiriyor.

    Cami cemaat iliskisinde cemaati daha katilimci kilmanin yolu, Osmanlidan gelen güzelliklerimizin yontulmasi suretinde olmamalidir. Tarihin her döneminde, dine cazibe katmak icin degisik acilimlar teklif edilmistir. Din bunlar vesilesiyle özünden uzaklasmadigi sürece safiyetiyle yasar..

  • Tarhan Tekelioglu

    Necip mileli, bilmez yorumdaki ileli :) beyefendi, ATA hocamiz bir takim hürmetsizlikler tavsiye ediyor demedim. Bizde olan, araplarda olmayan bazi hassasiyetleri gereksizlik olarak görenler artiyor. (ali bulac gibi) ATA hcmz da, bizdeki hassasiyete “ne gerek var?” yaklasimi sergiliyor. Ben de diyorum ki: simdi var olan hassasiyet fikhin geregidir. Uzun bir ara, Osmanli dönemindeki medrese egitimi düzeyinden mahrum kalan, dini egitimi de teymiye ve vahhabilik gölgesi altinda, medrese düzeyinde uzun aradan sonra yeniden almaya baslayan arap dünyasi, sui emsal olarak misal olmaya layik degildir.
    Ali bulac da ATA hocamiz gibi benzer imada bulunmustu: P. (SAV) döneminde her konu mescidde hall edilirken Hazreti Osman ve sonrasinda Emevi döneminde muhalefete engel olmak icin, siyasi bir tedbir olarak mescidler, sadece ibadete hasr edildi seklinde bir argüman ortaya atiliyor.
    Islam fikhina fazla dünyevi, fazla siyasal, hatta fazla komplo teorisi kokan bir yaklasim bu. Uygulamalari neredeyse bir nass hükmünde olan hulefai rasidiyn, biz avam tarafindan tartisilmaz. Konuyla ilgili müctehid ulemanin fikri ortaya konur.
    Hazreti Osmani (bu isi onun baslattigi iddiasi hakikat varsayilirsa…) bu tarz icraatinda anlayabilmenin yolu biraz da tasavvuftan gecer. Siyaset vb. dünyevilesme, artan siyasi ihtilafla beraber oldugu gibi camie alindigi takdirde, camilerde lazim olan ibadet husuu oradan hicret eder, orasi da bir yönüyle belediye sarayi, pazar yeri, millet meclisi gibi bir yer haline gelirdi. Müslümanlarin Mevla karsisinda tek yürek olmak icin onlari “cami” olan bir mekanin, onlarin ayrismasina zemin kilinmasi, sizce mantikli mi?
    Hristiyanlarin ibadetgâhlari kadar bile saygi görmeyecek bir ibadetgâh bizi ne kadar Mevlaya yaklastirir? Ssahi bir kiliseye gittiniz mi hic? Kimseyi orada yere yatirmazlar. Basinizda sapkayla iceri giremezsiniz. Oranin bile gördügü asgari bir hürmet var. Camilerimizden esirgedigimiz sey, ibadetgaha, Allahin evine gösterilmesi gereken saygi mi?

    Mesele daha da uzar.

    Camilerin her konunun halli mevkii olmasi gerektigi özlemini siyasal islam da senelerdir haykiriyor.

    Cami cemaat iliskisinde cemaati daha katilimci kilmanin yolu, Osmanlidan gelen güzelliklerimizin yontulmasi suretinde olmamalidir. Tarihin her döneminde, dine cazibe katmak icin degisik acilimlar teklif edilmistir. Din bunlar vesilesiyle özünden uzaklasmadigi sürece safiyetiyle yasar..

  • Tarhan Tekelioglu

    Yaziyi bir kere daha okudum. Bir husus daha var: Aleyhisselatü vesselam efendimiz devrinde vaaz ve sohbet esnasinda karsilikli soru cevaplar olurdu denmis. Bu da genelde yanlis bilinen bir husus. Icinden karsilikli soru cevap gecen hadisi seriflerin önemli bir kisminda söyle bir kayit vardir: “Bir a’rabî sordu ki:…”
    A’rabî bâdiyede, sehir disinda, cöllerde yasayan bedevilere denir. Peygmberimiz (SAV) ile sohbet adabini bilemeyecek kadar meclise yeni katilmistir ve kalabalikta Peygamberimiz (SAV) e rahatca soru sormasi “normal” karsilanir. Ama digerleri bunu yapmazlar. Cogunlukla kendileri bizzat soramazlar, devrin müftileri mahiyetindeki Abdullah bin Mes’ud, Zeyd bin Sabit vb. ashaba sorarlar. Nerde kaldi mescidde Peygamberimiz (SAV) konusurken soru sormak???

  • Tarhan Tekelioglu

    Yaziyi bir kere daha okudum. Bir husus daha var: Aleyhisselatü vesselam efendimiz devrinde vaaz ve sohbet esnasinda karsilikli soru cevaplar olurdu denmis. Bu da genelde yanlis bilinen bir husus. Icinden karsilikli soru cevap gecen hadisi seriflerin önemli bir kisminda söyle bir kayit vardir: “Bir a’rabî sordu ki:…”
    A’rabî bâdiyede, sehir disinda, cöllerde yasayan bedevilere denir. Peygmberimiz (SAV) ile sohbet adabini bilemeyecek kadar meclise yeni katilmistir ve kalabalikta Peygamberimiz (SAV) e rahatca soru sormasi “normal” karsilanir. Ama digerleri bunu yapmazlar. Cogunlukla kendileri bizzat soramazlar, devrin müftileri mahiyetindeki Abdullah bin Mes’ud, Zeyd bin Sabit vb. ashaba sorarlar. Nerde kaldi mescidde Peygamberimiz (SAV) konusurken soru sormak???

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    El mâlum camiler İslâm’ ın her şeyiyle yaşandığı bir plâtform olmalıdır. Ancak, cami görevlileri camileri bir kışla, cemaati ise “acemiâ€? er addetmemelidir.
    Hele hele cemaati ihtida etmiş, imandan ibadetten yoksun güruh sayıp, bir takım komutlarla eğitmeye yeltendiği bir plâtform hiç olmamalıdır.
    Özellikle bayram ve Cuma namazlarında mobilize teberru sistemiyle cemaatten, neredeyse etkinliğe katılmanın bedeli imişcesine, poşet elde, burunlara dayanarak bilet kesilmemelidir.
    İslâm o kadar geniş bir literatürdür ki , bazı muhterem imamlarımızın “Cehennemâ€? den başka gidilecek bir yer yokmuş ve kendisi oradan “münezzehâ€? imişcesine, cemaata “temcit pilavıâ€? gibi sabah akşam Cehennem jenerikleri de sunmamalıdır.
    EFENDİMİZ’ in “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!…â€? düsturlu kelâmları çerçevesinde, nasıl bir kul olunur, kendilerinden örnekli misallarle anlatılmalı, cennet müjdelenmeli, tercih şahıslara bırakılmalıdır.
    Cemaat olarak biz de Cami duvarlarına “yasakâ€? ibareli afişler asılmaması için özellikle “soğan sarımsakâ€? kokulu bir ağız, kirli üst baş, yalın ayak v.b. “mekruhâ€? şekillerle içeriye girmemeye dikkat etmeliyiz ; değilmi efendim ?…
    Sürçü lisân ettikse; affola

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    El mâlum camiler İslâm’ ın her şeyiyle yaşandığı bir plâtform olmalıdır. Ancak, cami görevlileri camileri bir kışla, cemaati ise “acemi? er addetmemelidir.
    Hele hele cemaati ihtida etmiş, imandan ibadetten yoksun güruh sayıp, bir takım komutlarla eğitmeye yeltendiği bir plâtform hiç olmamalıdır.
    Özellikle bayram ve Cuma namazlarında mobilize teberru sistemiyle cemaatten, neredeyse etkinliğe katılmanın bedeli imişcesine, poşet elde, burunlara dayanarak bilet kesilmemelidir.
    İslâm o kadar geniş bir literatürdür ki , bazı muhterem imamlarımızın “Cehennem? den başka gidilecek bir yer yokmuş ve kendisi oradan “münezzeh? imişcesine, cemaata “temcit pilavı? gibi sabah akşam Cehennem jenerikleri de sunmamalıdır.
    EFENDİMİZ’ in “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!…? düsturlu kelâmları çerçevesinde, nasıl bir kul olunur, kendilerinden örnekli misallarle anlatılmalı, cennet müjdelenmeli, tercih şahıslara bırakılmalıdır.
    Cemaat olarak biz de Cami duvarlarına “yasak? ibareli afişler asılmaması için özellikle “soğan sarımsak? kokulu bir ağız, kirli üst baş, yalın ayak v.b. “mekruh? şekillerle içeriye girmemeye dikkat etmeliyiz ; değilmi efendim ?…
    Sürçü lisân ettikse; affola

  • Tarhan Tekelioglu

    Su mteberru meselesinde kimse kimseyi zorlamior. Camilere Avrupa Birligi fonlarindan her gün yardim gelmedigine göre, hocaefendiler cami avlusunda esrar veya beyaz kadin sattirarak camii finanse edemeyeceklerine göre, mutlaka bir yerlerden gelir beklenecek. Bu da mecburen teberrru müessesi ile oluyor. Ayda yilda bir camie gelip, orada da üc kurus vermeyi agir görecek kadar, “belesci müslüman” tiplerini ne yazik ki “aforoz” etme sistemi yok camilerin. Neticede sizin gibilere de mecburen dini hizmet verip, tantanasina tahammül etmek zorunda kaliyorlar.
    Ayrica ahiret hayatiyla ilgili iki ihtimal var, biri cennet öbürü cehennem. Vaazin yüzde elli cehennemden olmasi normal. Camide bayramda verdigin bir paket sigara parasini cok gören bir “belesci müslüman” olarak, en fazla da hocanin her gün anlattigi “cehennem”e hazirlikli olman lazim. Orayla ilgili bilgiler, anlasildigi kadariyla en fazla “cehennem” vaazlarindan rahatsiz olanlarla “belesci müslüman”lara lazim olacak…

  • Tarhan Tekelioglu

    Su mteberru meselesinde kimse kimseyi zorlamior. Camilere Avrupa Birligi fonlarindan her gün yardim gelmedigine göre, hocaefendiler cami avlusunda esrar veya beyaz kadin sattirarak camii finanse edemeyeceklerine göre, mutlaka bir yerlerden gelir beklenecek. Bu da mecburen teberrru müessesi ile oluyor. Ayda yilda bir camie gelip, orada da üc kurus vermeyi agir görecek kadar, “belesci müslüman” tiplerini ne yazik ki “aforoz” etme sistemi yok camilerin. Neticede sizin gibilere de mecburen dini hizmet verip, tantanasina tahammül etmek zorunda kaliyorlar.
    Ayrica ahiret hayatiyla ilgili iki ihtimal var, biri cennet öbürü cehennem. Vaazin yüzde elli cehennemden olmasi normal. Camide bayramda verdigin bir paket sigara parasini cok gören bir “belesci müslüman” olarak, en fazla da hocanin her gün anlattigi “cehennem”e hazirlikli olman lazim. Orayla ilgili bilgiler, anlasildigi kadariyla en fazla “cehennem” vaazlarindan rahatsiz olanlarla “belesci müslüman”lara lazim olacak…

  • http://ahmetturanalkan.net Ahmet Turan Alkan

    Daha iyiye, daha güzele ulaşma çabası olan münazaralarınızda şahsi sataşmaya girmeden, olgun bir düşünüre yakışır şekilde yapılmış yorumlarınız için teşekkür ederiz. Konu hakkında münazara edilirken, her yorumcunun “iyi niyetli birer düşünür” olduğu mülahazasıyla hareket ederek, rencide edici cümleler kullanmama konusunda hassasiyetinizi rica ederiz.

    Saygılarımla,
    Murat Çorlu
    Site yöneticisi

  • http://ahmetturanalkan.net Ahmet Turan Alkan

    Daha iyiye, daha güzele ulaşma çabası olan münazaralarınızda şahsi sataşmaya girmeden, olgun bir düşünüre yakışır şekilde yapılmış yorumlarınız için teşekkür ederiz. Konu hakkında münazara edilirken, her yorumcunun “iyi niyetli birer düşünür” olduğu mülahazasıyla hareket ederek, rencide edici cümleler kullanmama konusunda hassasiyetinizi rica ederiz.

    Saygılarımla,
    Murat Çorlu
    Site yöneticisi

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Sayın Tarhan Tekelioğlu’ na “yorumâ€? umu bir kez daha salim bir kafayla okumasını tavsiye ediyorum.
    Ben ne demişim, her halde daha iyi anlayacaktır.Hayır derse bir itirazım yok.
    Saygı ve selamlarımla…

  • Salih Zeki Çavdaroğlu

    Sayın Tarhan Tekelioğlu’ na “yorum? umu bir kez daha salim bir kafayla okumasını tavsiye ediyorum.
    Ben ne demişim, her halde daha iyi anlayacaktır.Hayır derse bir itirazım yok.
    Saygı ve selamlarımla…

  • Tarhan Tekelioglu

    Tekrar okudum,
    Maalesef, camilerdeki isleyisle ilgili bakis acinizi degistirmenizin gerektigine dair görüsüm pekisti…

    Dini konulardaki “tipik” yaklasimlari görünce, “her yorumcunun “iyi niyetli birer düşünür” olduğu mülahazası” bir an sendeleyiveriyor beynimin icinde. Aksama kadar sendeleyisini tamamlamis, dengesini bulmus haliyle, editörden ve diger muhatablarimdan özür diliyorum…

  • Tarhan Tekelioglu

    Tekrar okudum,
    Maalesef, camilerdeki isleyisle ilgili bakis acinizi degistirmenizin gerektigine dair görüsüm pekisti…

    Dini konulardaki “tipik” yaklasimlari görünce, “her yorumcunun “iyi niyetli birer düşünür” olduğu mülahazası” bir an sendeleyiveriyor beynimin icinde. Aksama kadar sendeleyisini tamamlamis, dengesini bulmus haliyle, editörden ve diger muhatablarimdan özür diliyorum…

  • ferhadkaya

    diğer bütün tartışmalara girmeden camilerin sadece ibadethane olarak fonksiyon göstermesini yeterli görmediğimi belirtmek isterim. bu konuda uzun uzadıya bir yazı yazılabilir. lakin şimdi sırası değil.

    özetle söyleyecek olursak;esasen bizim medeniyetimizde camiler bulunduğu yerleşim biriminin kalbi durumundadır.yani merkezdir, cem olunan yerdir.bu islamın ilk yıllarından yakın zamana kadar da bu şekilde olagelmiştir. ve hatta dahi şuan bile kırsalda(bilhassa köylerde) öyledir. ahaliyi ilgilendiren bir mevzu olduğunda camide(veyahutta avlusunda) toplanılıp harekete geçilir.

    şehirlerde ise şuan olmasa bile osmanlının bir dönemine kadar camiiler merkez olma fonksiyonlarını sürdürmüşlerdir. küçük çaplı camileri(ağa,efendi,bey camiilerini ve mescitleri) saymazsak imar ve inşa edilen diğer camiler hem mekan-konum itibariyle merkezi yerlerdedirler hemde bir caminin olduğu yerde muhakkak imarethanesi,aşevi, medresesi,kütüphanesi velhasılı külliyesi bulunmaktadır.
    bu durumda cami ve mücavir alanı cemaatin(şehir ahalisinin) bir çok ihtiyacına cevap verecek durumda olmaktadır.
    lakin günümüzde artık camiler(istisnaları olmakla birlikte) bu amaç ve anlayışla inşa edilmiyor. yani şehirlerimizin(medeniyetimizin) kalbi-en azından ilim irfan yuvası-olması gerekirken sadece ibadethane olarak kalıyor. işte bu sebeple ne zaman yeni bir camii yapılacak olsa bir kısım insanlar adımbaşı camii var neden hala camii yapıyorsunuz okul yaptırsanıza diye yaygarayı koparıyorlar.(bu arada elbette okulda yapılsın)

    hasılı benim temennim insanlarımızın ve hassaten camii inşaa edecek yada bir şekilde katkıda bulunacak müslümanların; camilerimizin kaybedilen bu özelliğini ve ruhunu dikkate alacak bilince ulaşmalarıdır vesselam…

  • ferhadkaya

    diğer bütün tartışmalara girmeden camilerin sadece ibadethane olarak fonksiyon göstermesini yeterli görmediğimi belirtmek isterim. bu konuda uzun uzadıya bir yazı yazılabilir. lakin şimdi sırası değil.

    özetle söyleyecek olursak;esasen bizim medeniyetimizde camiler bulunduğu yerleşim biriminin kalbi durumundadır.yani merkezdir, cem olunan yerdir.bu islamın ilk yıllarından yakın zamana kadar da bu şekilde olagelmiştir. ve hatta dahi şuan bile kırsalda(bilhassa köylerde) öyledir. ahaliyi ilgilendiren bir mevzu olduğunda camide(veyahutta avlusunda) toplanılıp harekete geçilir.

    şehirlerde ise şuan olmasa bile osmanlının bir dönemine kadar camiiler merkez olma fonksiyonlarını sürdürmüşlerdir. küçük çaplı camileri(ağa,efendi,bey camiilerini ve mescitleri) saymazsak imar ve inşa edilen diğer camiler hem mekan-konum itibariyle merkezi yerlerdedirler hemde bir caminin olduğu yerde muhakkak imarethanesi,aşevi, medresesi,kütüphanesi velhasılı külliyesi bulunmaktadır.
    bu durumda cami ve mücavir alanı cemaatin(şehir ahalisinin) bir çok ihtiyacına cevap verecek durumda olmaktadır.
    lakin günümüzde artık camiler(istisnaları olmakla birlikte) bu amaç ve anlayışla inşa edilmiyor. yani şehirlerimizin(medeniyetimizin) kalbi-en azından ilim irfan yuvası-olması gerekirken sadece ibadethane olarak kalıyor. işte bu sebeple ne zaman yeni bir camii yapılacak olsa bir kısım insanlar adımbaşı camii var neden hala camii yapıyorsunuz okul yaptırsanıza diye yaygarayı koparıyorlar.(bu arada elbette okulda yapılsın)

    hasılı benim temennim insanlarımızın ve hassaten camii inşaa edecek yada bir şekilde katkıda bulunacak müslümanların; camilerimizin kaybedilen bu özelliğini ve ruhunu dikkate alacak bilince ulaşmalarıdır vesselam…

  • Tarhan Tekelioglu

    ferhadkaya bey,
    camilerin bahs ettiginiz fonksiyonlarinin tamami, camilerin müstamilatinda hall edilmekteydi, mescid kisminda degil.
    Ibadet yapilan yeri, ibadet sürecini, mukaddesati muharremattan (hürmet edilmesi gereken seyler) cikarmadigimiz sürece pek fazla sorun yok. Hatta hayatin her yönüyle merkezinin bir cami olmasi beni ziyadesiyle memnun eder. Ama ibadet süreclerinin husuunu ihlal edecek, mescid kismini bir siyasi agora haline getirecek, lahuti olmasi gereken ibadet yerini dünyevilestirecek ve oraya hürmeti ihlal edecek her sey, fikihtan azicik hisse almaya calismis herkes gibi beni de rahatsiz ediyor.
    5-6 ay önceki huysuz yorumlarimin sebebi de, bu yöndeki temayülün, normallesmeye basladigi yönünde icimde olusan bir korku…

  • Tarhan Tekelioglu

    ferhadkaya bey,
    camilerin bahs ettiginiz fonksiyonlarinin tamami, camilerin müstamilatinda hall edilmekteydi, mescid kisminda degil.
    Ibadet yapilan yeri, ibadet sürecini, mukaddesati muharremattan (hürmet edilmesi gereken seyler) cikarmadigimiz sürece pek fazla sorun yok. Hatta hayatin her yönüyle merkezinin bir cami olmasi beni ziyadesiyle memnun eder. Ama ibadet süreclerinin husuunu ihlal edecek, mescid kismini bir siyasi agora haline getirecek, lahuti olmasi gereken ibadet yerini dünyevilestirecek ve oraya hürmeti ihlal edecek her sey, fikihtan azicik hisse almaya calismis herkes gibi beni de rahatsiz ediyor.
    5-6 ay önceki huysuz yorumlarimin sebebi de, bu yöndeki temayülün, normallesmeye basladigi yönünde icimde olusan bir korku…

  • yilmazf

    BU KADAR KIYMETLİ ABiLERİM VE KARDEŞLERİMİN GÖRÜŞLERİNİ OKUDUM. CAMİDE YATILIR MI, KONUŞULUR MU, HOCAYA SORU SORULUR MU… HRİSTİYANLARIN KİLİSEYE GÖSTERDİKLERİ SAYGI, MÜSLÜMANLARIN CAMİYe GÖSTERDİKLERİ SAYGI VS. VS. VS.

    TÜM BU YAZILARI OKUYUNCA, HER KARDEŞİMDEN YENİ ŞEYLER ÖĞRENDİM.
    BENCE CAMİYİ DAR DAVRANIŞ KURALLARINA SIKIŞTIRMAMAK, YATMAYI VeYA KONUŞMAYI AYIP HATTA GÜNAH SAYMAMAK GEREK…
    HERKESe SAYGI VE SELAMLARIMI SUNARIM EFENDİM.

  • yilmazf

    BU KADAR KIYMETLİ ABiLERİM VE KARDEŞLERİMİN GÖRÜŞLERİNİ OKUDUM. CAMİDE YATILIR MI, KONUŞULUR MU, HOCAYA SORU SORULUR MU… HRİSTİYANLARIN KİLİSEYE GÖSTERDİKLERİ SAYGI, MÜSLÜMANLARIN CAMİYe GÖSTERDİKLERİ SAYGI VS. VS. VS.

    TÜM BU YAZILARI OKUYUNCA, HER KARDEŞİMDEN YENİ ŞEYLER ÖĞRENDİM.
    BENCE CAMİYİ DAR DAVRANIŞ KURALLARINA SIKIŞTIRMAMAK, YATMAYI VeYA KONUŞMAYI AYIP HATTA GÜNAH SAYMAMAK GEREK…
    HERKESe SAYGI VE SELAMLARIMI SUNARIM EFENDİM.

  • Tarhan Tekelioglu

    Yilmaz Bey,
    “Dar davranis kurallari” dedigimiz sey, fikih ulemasinin öngördügü, kaynagini vahyi metluvv ve vahyi gayri metluvv’den alan “cami adabi” denen seydir.
    Bizim 14 asirlik dini bazi hassasiyetlerimizi “dar davranis kurallari” diyerek damgalamak hos mu? “Dar davranis kurallari” ifadesi biraz özensiz.
    Dini adab hakkinda yazisiyoruz…