Cami-cemaat iliÅŸkisinde ‘cemaat’i söz ve sorumluluk sahibi kılmak için bazı teklifler
Her yıl, ekim ayının ilk yarısında Camiler ve Din Görevlileri Haftası ilan ediliyor. Önceki yıllarda bu hafta, halk nazarında daha ziyade camileri kıyı-bucak temizleme ve onarımdan geçirme vesilesi gibi değerlendirilirdi. Bu yıl, her sene tekrarlanan kuru duyurulardan başka dikkat çekici bir faaliyet yapıldığını duymadım.
İstanbul camilerini galiba ayrı bir fasılda mütalaa etmek gerek; BüyükÅŸehir Belediyesi vaktiyle çok hayırlı bir karar alarak büyük-küçük ayırt etmeksizin her caminin temizlik hizmetlerini üstlenmiÅŸ; gerek ibâdet mekânında gerek cami çevresinde titiz bir temizlik gayreti hemen dikkati çekiyor. Turistlerin sıkça ziyaret ettiÄŸi eski Selâtin camilerinde ayakkabılık, tuvalet, abdest çeÅŸmesi gibi problemler, mükemmel deÄŸilse bile hayli medenî çözümlere kavuÅŸturulmuÅŸ durumda. Tarihî deÄŸeri ölçülemez kıymetteki camilerin Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce sürekli onarım ve bakım listesinde tutulması da ayrıca takdire şâyan. İslâm dünyasının en nâdide ve mümtaz camilerine sahip olması bakımından İstanbul’un hususi bir parantez içine alınması elbette doÄŸru ve isabetlidir.
CAMİ-MÂBED; YANLIŞLIK DEĞİL, EKSİKLİK VAR
Bana göre bu hafta, rutin faaliyetler dışında toplumumuzda cami fikrinin uzak-yakın bütün çaÄŸrışımları hakkında düşünmek için bir vesile teÅŸkil etmeli. Bir küçük örnek: Sadece ibâdet edilen bir mekân olarak düşündüğümüzde problem sahasını da daraltmış oluyoruz. Camileri ibadet fonksiyonuyla sınırlı mekânlar hâline getirmemiz, bize Osmanlılardan intikal eden bir ‘Türk Müslümanlığı’ geleneÄŸidir. Sadece laik Cumhuriyette deÄŸil, Osmanlılar zamanında da camilerde ibadet harici iÅŸler görülmesine hoÅŸ gözle bakılmıyor, hele hele siyasi patırtı çıkarabilecek nitelikteki faaliyetlere müsaade edilmiyordu. II. Mahmud zamanında özel vakıfların nezâret, yani bakanlık ÅŸeklinde düzenlenerek devlet gözetimine alınmasıyla camiler üzerindeki kamu kontrolü geniÅŸletildi. Camilerin, adı üstünde ‘cami’, yani çeÅŸitli hizmet ve fonksiyonları bir araya getiren yer olarak algılanmaktan çıkarak sadece ibâdet edilen yer, yani ‘mâbed’ veya ‘mescid’ (secde edilen) hâlini alması gelenekselleÅŸti. Bir mekânın sadece ibadete tahsisi, pratikte ÅŸu anlama geliyordu: İçinde sadece namaz kılınan yer. Nitekim bugün camilerimiz, bugün sadece ‘mâbed’ olarak algılanıyor. Bunda yanlışlık yok, eksiklik var; bu eksiklik ÅŸudur: Cemaatin, yani namazla yakın ilgisi olsun-olmasın çevrede yaÅŸayan bütün Müslümanların, camiyle iliÅŸkileri sınırlandırılmıştır. Bir mahalle sâkini, cemaatle namaz kılmıyorsa camiyle fiili iliÅŸiÄŸi kesilir.
‘BaÅŸka türlü nasıl olabilirdi ki?’ diye bir soru gelebilir aklınıza…
CAMİDE YATMAK YASAKTIR!
Hazreti Peygamberin Sünneti’ne baÄŸlılığı ile ünlenen ‘Sünnî’ ekol, Peygamber zamanında Peygamber mescidinin üstlendiÄŸi fonksiyonları ihyâ etmekte nedense isteksiz ve bilgisizdir. Efendimizin mescidi, -meÅŸrûtasındaki saadethânesi bir tarafa-, Medine’nin kalbi ve merkeziydi; içinde ve avlusunda eÄŸitim, ticaret, adli hizmetler, siyaset, diplomasi gibi kamu iÅŸlerine ilâveten bildiÄŸimiz mânâda alelâde sohbetlerde bile bulunmak mümkündü. İşte ‘cami’ kavramının tam mânâsı, (yani toparlayıcı, bir araya getirici mekân) böyle tecelli ediyordu. Bu uygulama, raÅŸid halifeler devrinde devam ettirildi ise de sonradan beliren siyasi ve idari mahzurlar, yavaÅŸ yavaÅŸ cami fikrini geniÅŸ toplumsallaÅŸmadan, mâbede, yani ferdî ibadetin icra edildiÄŸi yere doÄŸru dönüştürdü.
Efendimizin devr-i saadetinde mescidde, Müslümünların çok rahat hareket ettiklerine, hatibe sual sorduklarına, kendi aralarında münazara ettiklerine dair ÅŸaşırtıcı örnekler vardır. Mesela, bir yolcunun mescidde dinlenip yatması, hatta gecelemesi pek tabii karşılanıyordu. Türk hacılarının Mekke ve Medine’deki Mescid-i Haram binalarında en çok yadırgadıkları husus, özellikle Hicazlı Arapların bize pek saygısız bir hareket gibi görünen rahat davranışları, saÄŸda solda yatıp uyumaları veya ayaklarını uzatıp istirahat etmeleridir meselâ. Bizde ise hutbe esnasında baÄŸdaÅŸ kurup oturanlar bile bazı cemaatin dik bakışları altında ezilir, namaz saatleri haricinde yan gelip yatmaya kalkışanlara müsaade edilmez.
BeyoÄŸlu’ndaki AÄŸa Camii avlusunun son cemaat mahalline asılan ‘Yatmak yasaktır’ levhalarını hatırladım ÅŸimdi meselâ. Bizim mescid geleneÄŸimize göre cemaate mensup ferdler daima sükût etmeli, yüksek sesle deÄŸil fısıltıyla bile konuÅŸmamalı, dünya iÅŸleriyle iliÅŸiÄŸini kestiÄŸini gösterir ÅŸekli bir edeb dairesinde görünmeli ve sadece ‘alıcı’ statüsünde olduÄŸunu aklından çıkarmamalıdır. Camide din görevlileri vaaz ve irÅŸadda bulunurlar, cemaat ise dinler ve itiraz etmez. Soracağı bir ÅŸey varsa namaz bitimine kadar sabredip cemaat dağıldıktan sonra imama yaklaÅŸması ve lisan-ı münasiple derdini anlatması ehven bulunur.
Vesaire vesaire…
CAMİLER HAFTASI’NIN GELECEĞİ İÇİN BİR TEKLİF
Hâlbuki, ‘Camiler ve Din Görevlileri Haftası’ denince daha baÅŸka mânidar faaliyetler yapılabilirdi diye düşünmeden edemiyorum. Hayır, yüzlerce yıllık Sünnî geleneÄŸini bir hamlede kırıp camileri açık münazara ve münakaÅŸa mahalleri hâline getirmekten bahsetmiyorum ama meselâ en azından cami ve mescidlerin, sadece ibadete deÄŸil, baÅŸka sosyal faaliyetlere de açılabilmesi konusunda fikrî temrinler yapılabilecek toplantılar düzenlenebilirdi; nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağı usulü dairesinde tartışılır, hatta bu toplantılar alışıldık konferans ve seminer salonlarında deÄŸil, iki namaz arasındaki vakitlerde bizzat camilerde gerçekleÅŸtirilebilirdi. Haydi hutbelerde deÄŸilse bile, vaazlarda cemaatin aklından geçenleri yüksek sesle dillendirebilmesi için cesaretlendirilmesi de pekâlâ düşünülebilirdi. Hattâ ve hattâ en küçük mahalle mescidini bile kapsayacak etraflı bir toplantılar programı tasarlanarak ‘cemaat’in bu gibi iÅŸlerde söz sahibi olduÄŸu, olması gerektiÄŸi hatırlatılabilirdi.
Ezcümle bu hafta, cami cemaatinin sadece alıcı deÄŸil, gerçek bir muhatap sayılarak kaale alındığı verimli bir diyalog süreci olarak kullanılabilirdi; camiler sadece mahalle sakinlerinin namaz ibadeti için deÄŸil, mahalle meselelerinin bile konuÅŸulduÄŸu, tartışıldığı bir ‘mahalle konseyi’ gibi algılanabilir; mahalle sakinleri yapılacak iÅŸlerin finansmanı konusunda bilgi ve söz sahibi kılınarak mahallelilik, hemÅŸehrilik ÅŸuurunun oluÅŸmasına katkı saÄŸlanabilirdi.
Bugün baÅŸka bir tablonun içindeyiz: Camilerin mülkiyeti Vakıflar’a aittir; içindeki personelden Diyanet İşleri sorumludur. Caminin bakım ve onarım hizmetleri, gâhi belediye, gâhi vakıflar fakat çoÄŸu zaman cami derneklerinin kapı önüne açtıkları mendil sandıklarınca karşılanır. Bu çerçevede cemaate düşen görev canı isterse camiye gidip toplu ibadete katıldıktan sonra, içinden geçerse bir miktar ianede bulunmaktır. Bu rolün hayli pasif ve dışlayıcı olduÄŸunu kabul etmeliyiz. Camiler ve Din Görevlileri Haftası, önümüzdeki yıllarda cemaatle cami, cemaatle din görevlisi, cami ile mahalle iliÅŸkilerine yeni bir boyut kazandıracak tarzda yeniden düzenlenebilir ve düzenlenmelidir.
Hâl-i hazırdaki uygulamadan -cemaat de dâhil- herkesin memnun ve mutmain olduÄŸunu görüyorum ve açıkçası ‘baÅŸ aÄŸrıtıcı’ tekliflerimin kaale alınmayacağından üç aÅŸağı beÅŸ yukarı emin bulunuyorum fakat ‘cemaat’i, kendini ilgilendiren iÅŸlerde söz ve sorumluluk sahibi hâline getirmek için bu vesilenin deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini düşündüm; kayıtlara böyle geçsin en azından!
İlgili olabilecek yazılar:
- Cami avlusu Bu hadise hakikat midir; yoksa geçmiş zaman içinde birileri tarafından...
- Fikir sahibi olmak için önce şahsiyet sahibi olmak gerekir Hâlâ ideolojiler çağında mıyız? Dünya ahvâline bakılırsa soğuk savaş yıllarını...
- Cami ve çocuk Ramazan’a girerken duyduğum en hoş cümle, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan geldi;...
- Bize mahsus bir “DuruÅŸ” sahibi olmak “Nedense her ÅŸehirde bir ulucami var” diyordu adam; televizyonda bir...
- Yeni bir cemaat ve azizesi Ergenekon sanıklarını savunmakla görevli medyada bâriz bir sevinç havası gözleniyor,...
Ahmet Turan Alkan - 27 Ekim 2008
Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=31515
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
aynur
-
aynur
-
Necip Mileli
-
Necip Mileli
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
Salih Zeki Çavdaroğlu
-
Salih Zeki Çavdaroğlu
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
http://ahmetturanalkan.net Ahmet Turan Alkan
-
Salih Zeki Çavdaroğlu
-
Salih Zeki Çavdaroğlu
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
ferhadkaya
-
Tarhan Tekelioglu
-
Tarhan Tekelioglu
-
yilmazf
-
Tarhan Tekelioglu


