Bulaşık
Yılda birkaç defa bir hafta süreyle bulaşık yıkamak zorunda kalmak, erkek rûhiyeti üzerinde -sanılanın tam aksine- son derece olumlu tesirler yapıyor; bu keşfimi erkek okuyucularımla paylaşmayı vecibe sayıyorum zira insanı, hayat görüşünü değiştirmeye zorlayan önemli bir tecrübe ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Her ÅŸeyden önce bulaşık yıkamak zorunda kalan her erkeÄŸin baÅŸvurduÄŸu ilk tedbir, bulaşığa vesile teÅŸkil eden lüzumsuz kab-kacak kullanımının asgariye indirilmesi ve böylece sıcak su, deterjan, bulaşık teli gibi mesarif kalemlerinden tasarruf cihetine gitmek oluyor. Bütün yemek çeÅŸitleri için tek kap kullanmayı niçin daha önce akıl edemediÄŸimiz ÅŸaşırtıcıdır. Özellikle fiyakalı lokantalarda yemekten önce, herbirinin birer düşkün aristokrat torunu olup olmadığını ciddiyetle merak ettiÄŸim çokbilmiÅŸ garsonların masaya dizdiÄŸi boy boy çatal kaşık ve hatta bıçakların kalabalığı, bende hep tek duygu uyandırmıştır; israf! Bu arada hafif tertip görgüsüzlüğüm ve sofra muaÅŸereti konusundaki bilgisizliÄŸim ortaya çıkacak endiÅŸesinin payını da küçümsemiyorum elbette. Yeri gelmiÅŸken belirteyim, ÅŸehir çocuÄŸu olarak doÄŸup büyümeme raÄŸmen, bütün 60′lı yıllar boyunca mâaile tek kaptan yemek yediÄŸimizi dün gibi hatırlıyorum. Genç kuÅŸak ÅŸaşıracaktır ama bizde sofra nizamı şöyleydi: Odanın ortasına genişçe bir sofra bezi serilir, bezin tam ortasına katlanır cinsten bir ayaklık yerleÅŸtirir (bu iÅŸ için kalbur kullanıldığını hatırlarım), ayaklığın üzerine genişçe bir bakır sini (tepsi) konulur, sininin ortasına ise tek çeÅŸitten oluÅŸan bir sahan getirilir. Herkes sofra bezini dizine veya kucağına çekerek sofraya yerleÅŸtikten sonra aynı kaptan yemek yenilir ve kalkılır.
“Peki çatal kaşık?” diyeceksiniz; bizim evde 6 tane pirinçten mâmul kaşık mevcut bulunduÄŸunu ama o günlerde genellikle tahta kaşık kullanıldığını da ilave etmem lâzım. BildiÄŸiniz tahta kaşık. İnsanın ağız anatomisini zorlayan geniÅŸlikte, ÅŸimÅŸirden mâmul tahta kaşıklar.
Tabii öyle sofranın bulaşığını halletmek iÅŸten bile sayılmazdı (yaÅŸlı hanımlar kuÅŸağından, “sen onu bir de bize sor” sesleri!) ama bir farkla: Bulaşıklar ÅŸimdiki gibi mutfakta deÄŸil, genellikle avlunun öteki ucuna konulmuÅŸ kurnada ve tabii ki soÄŸuk suyla yıkanırdı. Unutmadan deterjanın da henüz o günlerde evleri teÅŸrif etmediÄŸini kaydedeyim.
Yaz neyse ama kış günlerinde bulaşık yıkamanın nasıl bir çile olduğunu siz tahmin ediniz!
Çile dedik ama bulaşık yıkamanın faziletlerini en sona bıraktık; efendim bulaşık yıkamak insanda sinir, sıkıntı, endişe, tasa diye bir şey bırakmıyor. Vücuttaki statik elektriği izâle ettiği gibi, bir yemek kabını yeniden kullanılır hale getirmenin verdiği işe yararlık duygusu da cabadan.
Bu noktada benim en çok alınganlık gösterdiÄŸim husus, sair zamanlarda âniden ÅŸevke gelip de bulaşık yıkama arzumun, hayat arkadaşım tarafından, “aman bırak eksik kalsın; bana ikinci iÅŸ çıkaracaksın ÅŸimdi, sen git iÅŸine bak!” gibi gönül kırıcı lâflarla berhava edilmesi oluyor; “ikinci iÅŸ”ten kasdını anladınız; bu kırıcı ihtarla benim yıkadığım bulaşıkların yeniden yıkanması gerektiÄŸi imâ edilmektedir. “BeÄŸenmezsen yine yıkarım, ne olur müsaade et” ÅŸeklindeki samimi ısrarlarımın bile bükülmez bir kararlılıkla reddedilmesi karşısında nasıl meyus olduÄŸumu tahmin etmelisiniz.
Hanımların erkeklerden daha iyi bulaşık yıkadıkları konusunu tartışacak kadar câhil değilim; belki öyledir ama bulaşık makineleri icad olunduğundan beri bu varsayımı doğrulamak imkânını da kaybetmiş bulunuyoruz. Artık iki damla suyla çalkanıp rafa konulacak çay tabakları bile makineye istif edilmektedir. Bu arada çamaşır ve bulaşık makinesini icad eden şahsın, -ki muhtemelen gayrimüslim olduğunu zannediyorum- eninde sonunda, insanlığa büyük hizmeti geçmiş şahsiyetlerin konulduğu cennet köşklerinden birine nâil olacağına kuvvetle inanıyorum; hanımlardan o kadar çok dua alıyorlar ki!
Bir ara gizli gizli bulaşık yıkamayı da denemedim deÄŸil ama foyamın hemen açığa çıkıvermesi üzerine bulaşık sektöründen tamamen çekilmiÅŸ bulunuyorum. Bence ev hanımlarının, “bulaşık kadın iÅŸidir” düsturunu gözden geçirmeleri gerekmektedir çünkü bu hüküm bir bâtıl itikaddan ibarettir.
Bunca izahtan sonra yemek pişirmek konusunda çoğu erkeğin niçin menemenli yumurtadan ötesine kabiliyet geliştiremediğini anlamış olsanız gerektir. Kadın hükümranlığının erkeğe biçtiği rol, evde süs biberi (veya kırmızı soğan hevengi) gibi oturmak, soğuk sudan sıcak suya elini vurmamak ve televizyon karşısında pineklemektir.
Darda kaldıklarında, “biraz insaf et de ÅŸu mercimeÄŸi olsun ayıklamama yardım et” sızlanmalarını duymayanımız yoktur; tecrübe ettim, mercimek, pirinç, bulgur vesaire ayıklamanın da ruhiyât üzerinde çok iyi tesirleri var. Ortalığı silip süpürmek, sofrayı kurup kaldırmak hâkezâ fakat insaf ile söyleyiniz; hangi erkeÄŸe evinde bu gibi ruh sâkinleÅŸtici iÅŸler yapması için imkân tanınmaktadır?
Ev iÅŸi nâmına bize düşen ÅŸey, varsa yoksa, ütünden çıkmış perdeleri yerine takmak gibi sevimsiz angaryalar…
Acaba diyorum bir biçki-dikiş kursuna mı yazılsam gizliden?..
İlgili olabilecek yazılar:
- Anavarza Kalesi’ndeki bulaşık makinesi Beyaz eÅŸya üreten büyük firmalardan birisi altı yapraklı bir duvar...
Ahmet Turan Alkan - 28 Mayıs 2006
Kaynak: http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5005
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


