Buba, bak teyyare geçiyor!

Aralığın ikinci yarısını devirmek üzereyiz: Tık yok! Bir ara ufuk bulutlanıyor, yarım yamalak kararmış bulutlar sanki bir şey yapabilirmiş gibi alçalıp birkaç kar tanesi döktükten sonra dengini toparlayıp savuşuveriyor. Ardından gelsin güneş, doğsun yıldızlar.

Ayıptır söylemesi, bu gibi durumlarda hep eskilerin, “kış kışlığını bilmeli, kuÅŸ da kuÅŸluÄŸunu” sözünü hatırlıyor, tedirgin oluyoruz. Güzün ekilen tarlaların baÄŸrı, aklı bir karış havalardaki delikanlılar gibi açık; ya ayaz kavurursa!

Küresel ısınma sebeb oluyormuÅŸ. Bu izahı, “Ne ısınması yahu, biz burda hâlâ tir tir titriyoruz” diye yorumlayan vatandaşın meseleyi kavrama ÅŸeklini saygı ve anlayışla karşılıyorum. Yeryüzünün bütün fabrikalarında ve çevreyi kirletici ÅŸeyler püskürten bilumum tesislerinde, iklimin huyunu bozacak derecede büyük ve etkili bir faaliyet yapılabildiÄŸini havsalam bir türlü kabul etmiyor. Meselâ vaktiyle, “sprey kullanmayın, içindeki gazlar atmosferi deliyormuÅŸ” dedilerdi. Rivâyete göre biz spreyin düğmesine bastığımızda çıkan gazlar, gidip Kuzey Kutbu’nun üstündeki ozon tabakasında birikiyor ve oradaki koruyucu kalkanı tahrib ediyormuÅŸ.

Diyelim ki hakikaten böyle oluyor; peki niçin bu kötü gazlar Güney Kutbu’na doÄŸru gitmiyor da illâ ki Kuzey’e yöneliyor, veya şöyle soralım; niçin atmosferin herhangi bir yerine deÄŸil de Kuzey Kutbu’na kafayı takmış durumda? Kuzey Kutbu, dünyanın bacası mı; eÄŸer öyleyse niçin kötü gazlar, o bacadan hazır açılmış bulunan delikten çıkarak uzay boÅŸluÄŸuna karışmıyor?

Ben bilim düşmanı birisi deÄŸilim, fakat medyatik olmaya fena halde heves sardıran bilim adamlarının her dediÄŸini gerçek zannederek sayfalarına taşıyan magazinci basın yüzünden bu türden haberlere artık ihtiyatla yaklaşıyorum. Bunların yüzünden pek çok insan kafayı yedi, aklını oynattı. BeÅŸ-altı yaşındaki el kadar kız çocukları, miniminnacık akıllarıyla diyet yapmaktan “peyhiz”den bahsetmeye baÅŸladılar. SaÄŸlıklı ürün tüketmek meselesi, çoÄŸumuzda saplantı haline geldi. Yirmi sene öncesine kadar “Beyazsaray” veya “Hacıbayram” edebiyatına giren, cami avlularında, çerçilerin sandığında satılan ÅŸifalı bitkiler kitaplarının yeni sürümleri, satış rekorlarını kırıp geçirmekte. Her gün müthiÅŸ bir icatla sarsılıyoruz. Amerika’da yaÅŸayan doktorlarımızdan biri fındığı keÅŸfediyor, ertesi gün bir baÅŸka bilim adamı ceviz diye bir yemiÅŸin varlığından haberdar ediyor bizi. “Vay canına yav” diyoruz! Soyanın saÄŸlığa ne kadar faydalı olduÄŸunu anlatan yazı dizileriyle, zararlarından bahseden uzman demeçleri aynı sayfaları paylaşıyor. SaÄŸlıklı diye bilmediÄŸimiz otları kaynatıp içiyor, sebze kırığı manzarasını andıran salata övünleriyle kifaf-ı nefs ediyoruz. Kırk yıllık margarinin bile “kalp dostu” versiyonu türedi. Büyük alışveriÅŸ merkezlerinde “saÄŸlıklı ürün”, bölümleri açılmaya baÅŸlandı, her ÅŸeyin “light”ı çıktı. İnsanlar bir araya gelince, sanki Mekteb-i Tıbbiye’de senelerce dirsek çürütmüşler gibi saÄŸlık mevzuları üzerine birbirlerini aydınlatıyorlar. Gazete editörleri, muhabirlere, “aman ne yapın edin, bize saÄŸlık haberi yapın” diye çocuklara olmadık ortaçaÄŸ iÅŸkenceleri reva görmekteler!

Uzmanlara derin hürmetimiz ve inancımız var; “saÄŸlık endiÅŸesi çekmemek için en iyisi ölünüz” deseler, birilerinin bu öğüdü bile ciddiye alacağından şüphe etmeye baÅŸladım; kaldı ki “sıfır beden olacağım” diye metabolizmasını bozup sakat kalan, ölen kızların hikâyelerini bilmeyen yok.

İmdi bu küresel ısınma meselesinin de bu cinsten bir küresel efsane olup olmadığı hakkında ciddi şüphelerim var; elbette bu şüpheleri zihnimde evirip çevirirken suları, toprağı, havayı hababam kirleterek bize “saÄŸlıklı” ürünler sunan sanayi tesislerinin faaliyetlerini hoÅŸgördüğüm mânâsı çıkarılmamalıdır; hatta sınai üretimin sınırlandırılmasını ve tabii kaynaklarının insafsızca sömürülmesini yasaklayan Kyoto SözleÅŸmesi’ni desteklediÄŸimi bile açıkça ifade etmek isterim. Bu noktada bana enayi yerine konulduÄŸumuzu hissettiren husus, büyük devletlerin azgın bir iÅŸtiha ile babadan kalma usulle üretimini sürdürürken, bizim gibi kıyı-kenar ülkelerine tahditler getirmeye kalkışmalarıdır. Bu yüzden Türkiye’nin Kyoto SözleÅŸmesi’ni imzalaması için kampanya açan çevreci entel takımıyla aynı hissiyat içinde bulunmadığımı ehemmiyetle vurgulamak istiyorum.

Mesele şudur: İnsan eliyle üretilen kirlilik, atmosferde hakikaten sera tesirine yol açarak güneş ışıklarının dünyayı daha fazla ısıtmasına yol açmakta mıdır; eğer öyleyse bu dünyayı bizden daha çok seven Batılı ülkeler, kendilerinin bile inanmadığı dandik sözleşmeler yazıp altına imza atmaktan imtina ederken küresel ısınmanın derdi niçin bizi germektedir?

Varsın kışlar biraz daha sıcak geçsin; fakir fukaranın sırtı ısınır, daha az yakacak masrafı yaparlar diye düşünmekteyim; yanlış mı düşünmekteyim?

Bu arada, eski tabirle “leb-i derya”, yani sahille dudak dudaÄŸa yerlerde ev yapan bir kısım vatandaÅŸlarımızın, biraz daha tepelere doÄŸru yerleÅŸmesi gerekebilir; zira ısınma, kutuplardaki buzları erittiÄŸinden (buyrunuz bir küresel efsâne daha!) denizler yükselmekte imiÅŸ. Bu durumda nesillerden beri yaylaları mekân tutmuÅŸ bizim gibi gariban takımının öyle fazlaca endiÅŸelenmesi gerekmiyor demektir. Bakınız iÅŸte bu, Amerikalıların dediÄŸi gibi “iyi haber”in ta kendisi deÄŸil midir?

Toparlıyor ve bu konuyu, gayet iyi bildiğiniz bir fıkrayı hatırlatarak kapatıyoruz.

Kırklı yıllarda bir köylü vatandaş oğlu ile tarlada çalışmaktadır. Bir ara çocuk, babasına sesleniyor,

-Buba, bak, bak; teyyare geçiyor!

Köylü elindeki küreği bırakıp gözlerini yukarı dikerek tayyareye bakıyor ve omuzundaki yağlığı ile terini sildikten sonra çocuğuna şöyle cevap veriyor:

-Elleme geçsin oğlum, biz işimize bakalım!

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. “Gelen içiyor, giden içiyor!..” Åžu içki ruhsatı haberlerini takip ediyorsunuz deÄŸil mi; takip etmenize...

- 24 Aralık 2006

Kaynak: http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&hn=100

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.