Bu kadarı da fazla!

İngiliz krallarından birisi, vaktiyle bir kasabada konaklamak mecburiyetinde kalıp handan oda kiralamış. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra hesap öderken bir yumurtaya iki yüz fiyorin yazıldığını fark edince yüzünü buruşturmuş,

-Sizin köyünüzde yumurta bu kadar nadir bir nesne midir ki bunca para istersiniz?

Hancı pişkinlikce cevap vermiş,

-Hayır haşmetmeab, yumurta boldur fakat, kral nâdirdir!­

DoÄŸruluÄŸu ile meÅŸhur birini ÅŸahitlik için mahkemeye götürmüşler ve Kadı’ya da evvelce dürüstlük vasfını bir güzel medhetmiÅŸler fakat Kadı’nın bir gözü körmüş meÄŸerse. Åžahit içeri girip Kadı’yı görünce,

-Esselamü aleyküm kör Kadı, deyince Kadı dayanamamış, “yoo” demiÅŸ, “bu kadar doÄŸruluk da fazla doÄŸrusu!”

Sultan Mahmut bir gün İzzet Molla’ya takılmak maksadıyla camsız bir gözlük hediye etmiÅŸ. Molla hemen gözlüğü takmış ve Edirnekapısı taraflarına bakarak “Hüvel Hallaku’l-bâki” diye okumaya baÅŸlayınca PadiÅŸah taşı gediÄŸine koymuÅŸ,

-Efendi maşallah, pek uzakları okuyorsun. Molla bunun üzerine şu cevabı vermiş,

-Padişahım, ihsan buyurduğunuz gözlüğün bir de camları olaydı, evelallah Levh-i mahfûzu bile okurdum!

Bir şair, devrin büyüklerinden birinin bahçesinde tere bitkisinin bolluğunu görüp, bahçe sahibine telmihen hemen oracıkta şu mısraı söylemiş:

“Hindibâya galebe etti bu bağın teresi!”

Eski ÅŸairlerden Hayatî’nin kardeÅŸinin adı da Memâtî imiÅŸ. Åžairin ÅŸakayı seven ve kaldıran Postî nâmındaki bir fakih dostu varmış ve günün birinde Hayatî, Fakih Postî efendiye latife olsun diye şöyle bir fetva dilekçesi yazıp göndermiÅŸ,

-İt postî, hınzir postî, debbağlamakla temiz olur mu; cevap verib sevab kazanalar!

Postî nükteyi anlamış ve tezkenin altına şöyle not düşmüş,

-Hayatî de murdardır, Memâtî de!

Geveze olduğu kadar yazdıkları da beş para etmeyen bir şair, yolda yürürken musallat olduğu dostuna durmadan yüksek sesle şiirlerini okuyormuş. Adamcağız dayanamamış,

-Biraz yavaş sesle okursanız daha iyi olacak, zira başkalarının da sizi işitmesi mümkündür!

Mahrukizade Ali Bey’in evi yanmış (Mahrukizade, “yanmışın oÄŸlu” anlamına gelir). O da yana yakıla Kâmil PaÅŸa’ya halini anlatmaya gitmiÅŸ. PaÅŸa, Mahrukizâdeyi kapıda görünce takılmadan edememiÅŸ,

-Ooo, buyurun çifte kavrulmuş bey!

Fukaranın birinin çocukluk arkadaşı yüksek bir mevkie gelip önemli adam olmuÅŸ. Bizim fukara, “belki bir yardımını görürüm” ümidiyle mansıp kazanan dostunu ara sıra ziyaret eder fakat umduÄŸunu bulamazmış. Günün birinde sohbet esnasında eski arkadaşı bizim fakirle konuÅŸmaya tenezzül etmiÅŸ,

-Evladınız var mı?

-Onüç yaşındadır efendim, ellerinizden öper!

-Yaa, iyi mektebe gidiyor mu?

-Evet efendim.

-Peki ne okuyor?

-Ahbab hukukuna riayet etmeyenlere lânet okuyor efendim!

Ev sahibi kiracısının evinde otururken çatıdan şiddetli bir gıcırtı duyulur. Ev sahibi telaş edince kiracı izahat verir,

-Galiba çatı pek sağlam değil, daha önce de böyle olmuştu; şunu vakti iken tamir ettirseniz?

Ev sahibi ağırdan alır, “Korkma efendi” der, çatı tesbih ediyor, bi ÅŸey olmaz”

Bunun üzerine kiracı der ki, “Çatının tesbihinden korkmuyorum efendim; bir müddet sonra vecde gelir de secdeye kapanır diye endiÅŸeleniyorum!”

Bir hayli zaman önce safdilin biri hacca gitmiÅŸ. Orada bakmış ki hacılardan kimi köle, cariye azad ediyor, kimi nezirler, kurbanlar adıyor. Bizimki Kâbe kapısı’nın demir halkasına tutunup şöyle demiÅŸ,

-Yarabbi! Bilirsin ki benim Zeyneb’in anasından baÅŸka azad edecek kimsem yoktur; üç talakla boÅŸ olsun. SaÄŸlık ile memlekete varırsam karabaşı da yoluna kurban edeyim!

Adamın biri Ramazan’da oruç tutmak adeti olmadığı halde sahurlarda muntazaman kalkıp yemeÄŸini yermiÅŸ. Bir gece karısı aksilenmiÅŸ,

-Canım efendi, oruç tutmuyorsun, ya peki niçin sahur yiyorsun?

Adamın tepesi atmış,

-Maaşallah, be kadın; farzı terk ettiğim yetmiyormuş gibi bana bir de sünneti boşlamamı mı öğütlüyorsun?

Delikanlının biri kötü yollara düşüp iÅŸret âlemlerine dalınca annesi telaÅŸa kapılmış, nasihat, tekdir para etmemiÅŸ. Nihayet, “babana söylerim” diye tehdid edince delikanlı, “EÄŸer babam benimle bir gece iÅŸret ederse tövbe ederim; söz” deyivermiÅŸ.

Saf kadıncağız, ömründe bir kere iÅŸret etmemiÅŸ kocasına durumu anlatınca adamcağız, çaresiz “peki” demiÅŸ. O gece baba oÄŸul evden çıkıp meyhaneye giderek dört başı tekmil bir sofra donatmışlar, çalgılar, eÄŸlenceler derken sabaha karşı birbirlerine yaslana tutuna evin kapısını bulmuÅŸlar. Adam karısının kulağına eÄŸilip demiÅŸ ki,

-Hanım, oğlana söyle, hele acele etmesin!

Faik ReÅŸat Bey’in “Külliyat-ı Letaif” isimli eserinden, Kitabevi, İst., 1995.

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Fazla ışık körleÅŸtirir! Milli mücadelenin ilk safhasında “Kuva-yı Seyyare” diye bilinen Ankara taraftarı...

- 28 Aralık 2008

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=789056

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

  • Yunus Dimez

    çok güzel bir derleme olmuş keyifle okudum. Teşekkürler hocam

  • Yunus Dimez

    çok güzel bir derleme olmuş keyifle okudum. Teşekkürler hocam