Beynamaz
Tamam aynı fıkrayı bir kere daha anlatacağım ama, durumu izah etmek için bundan daha güzeli gelmiyor aklıma.
Adam, nasıl derler, o çok kullanılan tâbirle “beynamaz”.
Bu kelimenin aslî ÅŸeklini biliyorsunuz ama bilmeyenler vardır, izah edelim: “Bî namaz”, yani namazsız, yani icab ettiÄŸinde “elhamdülillah, biz de Müslüman çocuÄŸuyuz; ÅŸimdilik fırsatımız olmadı ama dedemle ninem hacca bile gittilerdi” diye iç burukluÄŸu geçiren cinsinden biri.
Etrafındakiler sıkıştırıyorlar;
-Koca adam oldun, ev bark sahibisin, nerdeyse boyunca çocuğun var, ayıp, artık namaza başla!
Evvelleri pek aldırış etmiyor, “O da olur inÅŸallah; yakında düşünüyorum, üstüme varmayın, ben namaza baÅŸlayınca bırakacak takımından deÄŸilim.” filân diye geçiÅŸtiriyor ama çoÄŸumuz vaktiyle bu tür ısrarlara muhatap kalmışızdır; insanın içinde ukde gibi durur, rahatsız eder. Bakmış ki olmayacak, baÅŸlamış namaza.
*
Åžimdi “baÅŸlamış namaza” deyince aklıma bir baÅŸka fıkra geldi. Aslında fıkra filan deÄŸil, birebir aynısının tıpkısı neviinden hakiki bir hâtıra.
Yalnız okuyucu, burada dikkat isterim; fıkrayı yarıda bölüp bir diğerine başladık ama siz buraya bir balmumu yapıştıracaksınız, bitince tekrar bu noktaya dönmek için.
Anlaştık mı? Peki öyleyse!
Hadisenin kahramanlarından birisi arkadaşımın babası. Hayli sene önce rahmetli oldu, diğeri ise onun bir arkadaşı.
Bunlar, vaktiyle etrafında orman bulunan bir köyde yaşıyorlar. Gayrı tarla mı açıyorlar, yoksa yaklaşan kış için yakacak mı tedarik ediyorlar bilmem.
Küreği, kazmayı, baltayı alıp kök sökmeye gidiyorlar.
Ben görmedim; arkadaÅŸ dedi ki; “Belâlı bir iÅŸtir, insanın burnundan getirir. AÄŸaç dibinin etrafını daire ÅŸeklinde kazacaksın, yolunu kesen kökü keseceksin, iyice derine gideceksin ki sökebilesin; zor iÅŸtir yani.”
Neyse, sabahın köründe başlıyorlar kök sökmeye. Bir, iki derken kuşluk vakti geliyor; biraz istirahat edip yeniden kazmaya sarılıyorlar. Arkadaşın babası bir ara güneşe bakıyor,
-Oo, diyor; “güneÅŸ batıya yıkılmış nerdeyse, öğle geçmiÅŸ, haydi Mahmut ÅŸu derede abdest alıp da namazımızı kılalım!”
Adamın adı Mahmut filan değil, meselâ dedik yani. Mahmut, kasketi arkaya yıkıyor; ağrıyan belini dinlendirmek istercesine arkaya doğru kaykılıp çatırdattıktan sonra yağlığı ile terini silip önündeki yarısı sökülmüş köke bakıyor,
-Hele sen git de diyor, ben şu kalan iki kökü daha söker gelirim!
-…?
Arkadaşın babası, yeni bir ÅŸevkle kazmaya sarılan Mahmut’a şöyle bir bakıyor,
-Ulan köftehor, diyor, “Åžurada dört rekât namaz kılmak, iki kök sökmekten daha mı zor?”
*
Şimdi geçiyoruz öteki hadiseye; balmumu yapıştırdığımız yere. Siz bu arada bir kere daha bakınız.
Bizim beynamazın hadisesi iÅŸte bu esnada, yani hısım akrabanın “artık namaza baÅŸla” diye çıkıştığı günlerde geçiyor.
Konu-komÅŸudan birkaç kiÅŸi camiden çıkarken bakıyorlar ki, “a”, bizim beynamaz arkadaÅŸ; tâdil-i erkâna pek münasip tarzda namazını kılmakta; cemaat çıkarken namazda olduÄŸuna göre, ya biraz gecikti veya geçmiÅŸ zaman borçlarının kazâlarını edâ ediyor.
Pek bir seviniyorlar, kapı ağzında başlıyorlar fiskosa,
-MaaÅŸallah bak ne güzel kılıyor namazını…
-Zaten, ‘BaÅŸlayacağım’ diyordu, aferin, sözünde durdu.
-Pek de güzel olmuÅŸ canım; yüzüne nur gelmiÅŸ…
-Yaa, Müslüman evlâdı ne de olsa; onca sene beynamaz gezdi ama bak doÄŸru yolu buluverdi…
Bizimkiler kapıaÄŸzında konuÅŸadursunlar, adamımız her bir ÅŸeyden haberdar, kulağının birini kapıaÄŸzına vermiÅŸ zevkle dinliyor, gururlanıyor, bir kibirleniyor, bir göğüsleri kabarıyor…
Secdeden kalkıp ikinci rekâta başlamak üzere doğrulurken dönüyor kapıya, kapıdakilerle göz göze geldikten sonra diyor ki,
-Üstelik oruçluyum haa!..
Devam ediyor namaza!
*
Efendim oruçluluk hali böyledir biraz; karşıdan kolay kolay sezilmez. İçe kapalı, derûnî bir ibâdet. İşin hoÅŸ tarafı oruç tutmak için sûretâ bir ÅŸey yapmak gerekmemesidir; bir ÅŸeyleri yapmamak yetiÅŸir. Bu yüzden oruç ibadeti, halk arasında “tutmak” fiili ile beraber zikrediliyor; görünmeyeni, hissedilmeyeni biraz daha somutlaÅŸtırabilmek için.
*
Bugünden tezi yok, senenin sair zamanında namaz kılmaktansa “iki kök daha sökmeyi” tercih eden necib matbuatımız, siz deÄŸerli okuyucularına “üstelik oruçluyum haa!” makamından neÅŸriyata baÅŸlayacak, evvelâ kesif bir “oruç en iyi ne ile açılır?” münakaÅŸası baÅŸlattıktan sonra dinibütünlüğü kimselere bırakmayarak bir ay, başında namaz takkesi, elinde tesbih, ayağında takunya ile gezecektir.
Olsun; yine de güzel. Bir düşünün, ya kalan on bir ayda da böyle dinibütün olsalardı ne olurdu?
*
“Ne olurdu” dedim de bakınız aklıma ne geldi?
Beynamazın biri, bir mecliste konuÅŸulanlara kulak misafiri olmakta; sohbet, “gece namazı”nın yani yatsının geç saatlerde kılınmasının daha faziletli olduÄŸu hakkında. Bizimki, namazı geciktirmenin güzel bir ÅŸey olduÄŸu zehabına katılarak atılıyor:
-Siz yatsıyı sabah namazına yakın kılıp büyük sevap kazanıyormuşsunuz; ben hiç kılmadığıma göre kim bilir nasıl ecir kazanıyorum?
*
Ramazan’ınızı tebrik ederim efendim; bu gönül, dualarınızda hatırlanmak ister!
İlgili yazı bulunamadı.
Ahmet Turan Alkan - 24 Eylül 2006
Kaynak: http://turkuaz.zaman.com.tr/?bl=3&hn=5548
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


