Bağımsız Türkiye!

CumhurbaÅŸkanı Sayın Demirel’in büyük ızdıraplar pahasına Olemp’ten ateÅŸi çalarak insanlığa sunan Prometheus’u hatırlatırcasına demokrasi ve amme menfaati uÄŸruna büyük çileler çekiyormuÅŸ intibaı vermesini bir türlü makul bulamıyorum. Hükümeti kuracak imkanları ararken “mümkün” yerine “muhal”i zorlamasını anlamakta da mazurum ve hükümet iÅŸlerinden söz ederken yüz hatlarına çöken kaygılı çizgilerle sayın devlet baÅŸkanımızın takdir hakkını kullanırken yaptığı iÅŸe esoterik bir fluluk vermeye çalıştığını düşünüyorum. Onun reel”politikle demokrasi teorisi arasında bir regülatör görevi yerine getirmeye çalıştığını biliyorum; ne var ki son tahlilde takdir hakkını hep reel”politikten yana kullanmasını da yadırgıyorum.

Demokrasi, hikmetinden sual olunmayan faktörlerin iÅŸe karıştığı, künhüne akıl sır erdirilemeyen ve orta zekalılar tarafından behemahal saygıyla karışık bir ürperti ile izlenmesi gereken bir süreç deÄŸildir; onun bütün çekiciliÄŸi anlaşılabilir, saydam, berrak ve adil süreçlerde cereyan edebilmesidir. Nüfusumuzun çoÄŸunluÄŸu itibariyle gerçek anlamda vergi mükellefi olamadıksa bile en azından artık “kul” deÄŸiliz. Oylarımızla parlamentonun aritmetiÄŸini tayin edebilme hakkımız henüz elimizden alınmadığına göre “hiç deÄŸilse kağıt üzerinde” birer vatandaşız. Terencen’in, “Ben insanım ve insani olan hiçbir ÅŸey bana yabancı deÄŸildir” sözünü demokratik yönetimler için, “Ben vatandaşım ve demokrasilerde benim anlayamayacağım hiçbir ÅŸey cereyan etmemelidir” ÅŸeklinde tahvil etmeye hakkımız var.

Bundan bir süre önce tam seksen küsur “devlet sanatçısı”nın ismi açıklandığında buna benzer bir algılama bozukluÄŸu yaÅŸadığımızı hatırlayacaksınız; devlet sanatçısı olmanın kanuni kriterleri hala açıklanamadığı için hepimiz “haklı olarak” sözü edilen seksen beÅŸ kiÅŸinin hangi özelliklerinden ötürü tercih edildiÄŸini kavrayamadığımız gibi, benzer özellikler taşıyan en az 300″400 kiÅŸilik sanatçı topluluÄŸunun niçin “taltif”i ÅŸahane”den cüda bırakıldığına aklen nüfuz edememiÅŸtik. Aradan geçen on beÅŸ günden sonra aynı “esoterik takdir hakkı” ile hükümeti kurmak için bir baÅŸbakan adayı atandığına ÅŸahit olduk da ayaklarımız suya erdi sayılır. Åžimdi aynı mantık muvacehesinde mecliste milletvekilliÄŸi sıfatı taşıyan en az üç yüz kiÅŸinin niçin tercih edilmediÄŸini anlamak için fetanet yetmezliÄŸi çekiyoruz.

DoÄŸrusu bu ya bizler orta zekalı insanlarız; hadiseler her zaman fehamet derecemiz civarında seyretmeyebilir; o zaman birilerinin ortaya çıkıp olup”bitenleri orta zekalı insanların anlayabileceÄŸi tarzda ÅŸerhetmesi gerekir. “Gözüme bakın ne demek istediÄŸimi anlarsınız” usulünün burada iÅŸe yarayabileceÄŸini sanmıyorum. Kaygılı yüz ifadelerinin ardına çekilerek vaziyete dramatik boyutlar kazandırma gayretlerinin de cehaletimizi teskin noktasında iÅŸe yaramadığı aÅŸikar. Orkestra, tango melodileri çalmakta iken biz hala “Silifke’nin yoÄŸurdu” havası eÅŸliÄŸinde kaşık takırdatarak dönüp duruyorsak iÅŸte o birileri, ayaklarıyla tango ritmine uygun adımlar atarken elleriyle kaşık dövüştürerek bize kaÅŸ”göz iÅŸareti yapmayı bırakıp duruma açıklık kazandırmak zorunda. Ve onun yapmak zorunda olduÄŸu bir ÅŸey daha var; teoriye göre biz nerede isek o da orada olmaya mecbur. EÄŸer gül gibi sistemi oylarımızla berbat hale getiriyorsak bilmeliyiz; bizim oyumuzun pul etmediÄŸi yerde ise bizim oyumuzla bir yerlere gelenlerin bizim yanımızda olmasını beklemek hakkımız.

“Devlet baÅŸbakanı” uygulamasına daha önce de ÅŸahit olmuÅŸtuk: Nasreddin Hoca’nın “kar helvası”na benzer bir tadı vardı. Ne garip deÄŸil mi? Seçim sath”ı mailine girdiÄŸimizi sandığımız günlerde anayasa gereÄŸince içiÅŸleri, adalet ve ulaÅŸtırma bakanları apar”topar istifa ettirilmiÅŸ ve yerine bağımsız üyeler atandıktan on beÅŸ gün sonra seçim tarihinin uygunsuzluÄŸu hakkında kulisler baÅŸlatılmıştı. Åžimdi bağımsız baÅŸbakanın kuracağı bağımsız bir bakanlar kurulunun tatlı heyecanı içindeyiz. MeÄŸer iÅŸin kolayı ve püf noktası bağımsızlıkta imiÅŸ; vaktiyle solcu arkadaÅŸların daÄŸa”taÅŸa yazmaktan usanmadığı “Bağımsız Türkiye” böyle bir ÅŸey miydi yoksa?

“AÄŸlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?”

Yazıyı Paylaş

İlgili olabilecek yazılar:

  1. Afrodit’in bağırsakları ve korkunun babaları Afrodit’in bağırsakları 24 ÅŸubatta ortaya döküldü; Türk siyasetinin mahÅŸer gününde,...
  2. ‘Bağımsız’ vekil açmazı Size bir arkadaşımdan bahsedeceÄŸim. Geçenlerde sohbet esnasında siyasete girmeyi düşündüğünü...
  3. Yargı bağımsızlığı çok önemli Osman -Osmancığım bak tane tane söylüyorum; bizim orada verimli olacak birine...
  4. Türkiye, “askerî bir cumhuriyet” midir? Bir süreden beri internet cemaati arasında, “Hindi Cumhuriyeti istemiyoruz” kampanyası...
  5. Afrodit’in bağırsakları Ağır, hamûleli ve uzun bir araç düşünün, hızla viraja girmiÅŸ...

- 26 Aralık 1998

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1998/12/26/yazarlar/6.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.