Ayıplayamamak!

Bulgaristan’ın Filibe ÅŸehrindeki TaÅŸköprü Camii’ni adamlar içkili lokanta yapmış, kubbeye de terbiyesiz ÅŸeyler çizmiÅŸler; bizim gazeteler “ne ayıp” demeye getiriyor. Ayıp elbette lâkin bu gibi ÅŸeyleri ayıplamak için sicilimizin temiz olması lâzım.

Bu gözler sinema salonu haline getirilmiÅŸ kiliseler gördü vaktiyle; Bulgaristan’da filan deÄŸil, Türkiye’nin göbeÄŸinde. Cemaati kalmadığı için ağıl yerine kullanılan, taÅŸları sökülerek saÄŸda solda kullanılan mâbedler de gördü. “Nerede bakalım bu mâbedler” diye merak edenler, tarihî eser envanteri yapan sanat tarihçilerinin raporlarına şöyle bir göz atabilirler.

Hepsinden daha acıklısı İslâm mâbedlerine revâ görülen muamelelere de ÅŸahit oldu ve okudu; ikinci cihan harbi yıllarında buÄŸday silosu yerine, malzeme ambarı niyetine kullanılan câmilerimiz vardır. “Tek parti devridir, savaÅŸ yıllarıdır” diye bir mâzeret bulmak mümkün belki ama bir kısım cami horozunun, “yıkıp yerine betondan müheykel bir bina konduralım; alt katı dükkan, orta katı kurs, üst katı cami olsun” niyetiyle canına okuduÄŸu o güzelim, küçücük, ÅŸirin ve ahÅŸap mahalle mescidlerine ne demeli?

Bulgar makamları lokanta yapılan caminin -şu veya bu sebeple- vakıf niteliğinin kalmadığını, belediye malı halini aldığını ileri sürüyormuş. Âh! Bu bahane bize çok tanıdık gelmeli aslında; bu ülkede vakıf mallarının nasıl yağmalandığını, nasıl çarçur edildiğini, nasıl kamu veya özel mülk statüsüne dönüştürüldüğünü bilen bilir.

Bulgarlara niçin kızıyoruz ki; vaktiyle vagonlar dolusu arşiv vesikasını hurda kağıt fiyatına, selüloz niyetine Bulgarlara satan biz değil miyiz? Bu rezâleti tesadüfen yolu istasyona düşen tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, yük vagonlarından sağa sola dağılan arşiv evraklarının ne idüğünü merak edince ortaya çıkarıp da, artakalanının gönderilmesine bağıra çağıra engel olmamış mıydı?

Sahipsiz bir yıkıntının böğründeki köhne taş değil bu, arşiv vesikası!

Nitekim arÅŸivimizin hatırı sayılır bir kısmı halen Bulgaristan’da bulunuyor; neyse ki onlar kadr ü kıymetini bilmiÅŸler de kâğıt fabrikasına yollayıp mukavva haline getirmek basiretsizliÄŸini göstermemiÅŸler.

Yol geçecek diye yıktığımız çeÅŸmenin, daha iyi koruyacağız diye harab ettiÄŸimiz, hatta vaktiyle düpedüz “alfabe inkılâbına muhaliftir” deyû kazıdığımız kitâbelerin hesabı tutulmamıştır bu ülkede.

“Biz onların mâbedlerine iyi bakalım ki onlar da bizim yadigârımızı hoÅŸ tutsunlar” yaklaşımıyla, iÄŸreti ve sun’i bir korumacılık hissiyle deÄŸil, din ve vicdan hürriyetine duyulması gereken tabii hürmet icabıyla yaklaÅŸmak lâzım meseleye. Fasulye dininin, patates dininin müntesiblerine ait olsa bile mâbed mâbeddir. Cemaati kalmamışsa içine hayvan baÄŸlamayacaksınız, sinema, gazino yapmayacaksınız, daha da fenası, “bunlar gün gelir tırnaklanır da iÅŸte kiliselerimiz bile hâlâ ayakta duruyor gerekçesiyle Anadolu’yu elimizden alırlar” vehmiyle yıkıp, hâk ile yeksân etmeyeceksiniz; ondan daha da fenâsı, içinizden hiç saygı duymadığınız halde “bizim ne kadar teennî ve tesâmuh sahibi olduÄŸumuzu görsünler de bizi adam yerine koysunlar” diye de deÄŸil; kendi kutsalınıza duyduÄŸunuz saygının icabı ile, özgüvenle, vakarla bakacaksınız meseleye.

Açık konuşalım, burada medenî hasletlerden bahsediyoruz; vaktiyle buralarda varlığı hissedilen ama nedense sonraları buhar gibi kaybolup giden insani niteliklerden bahsediyoruz.

Bulgarların yaptığı görünürde ayıp lâkin de demiÅŸler: “Birbirinden yüzü kara yavrularım benim!”. BaÅŸkasını ayıplamak için kendi hânenizde “teseyyüb” bulundurmayacaksınız.

Yazıyı Paylaş

İlgili yazı bulunamadı.

- 3 Temmuz 2004

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20050928&hn=65680

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır

Anahtar Kelimeler:

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.