Arabada tam beÅŸ kiÅŸiydik!
Ancak ciddi bir pazarlama ÅŸirketinin gösterebileceÄŸi bir ihtimamla ve gün be gün servise sunulan bilgi ve belgelerle ratingi yüksek tutulan Susurluk hadisesi iki aydan beri Türkiye gündeminin baÅŸ köşesini iÅŸgal ediyor; vaziyet öyle vahim bir noktaya eriÅŸti ki adam yokluÄŸunda yazarlık postuna kurulmuÅŸ biri sıfatıyla Susurluk’tan bahsetmedigim için manevi bir eza hissetmeye baÅŸladım. İtiraf etmeliyim ki Susurluk’la ilgili bugüne kadar yakın çevrem dışında kimseye açmadığım birtakım (belge denilmese de) bilgilere sahibim ve günün birinde kanarya veya emsali kuÅŸlardan birisi aracılığıyla kamuoyuna mal edilmesi muhtemel bu bilgileri birinci ağızdan ifÅŸa etmenin zamanı gelmiÅŸ bulunuyor. Anlatacağım ÅŸeylerin hadiselerin seyrini nasıl deÄŸiÅŸtireceÄŸini bilmemekle beraber Susurluk hakkında bir ÅŸeyler bilip de açıklamayanlara bir örnek teÅŸkil etmek ümidiyle konuÅŸmaya karar verdim. Hadiseyi benimle birlikte yaÅŸayan arkadaÅŸlarımın siyasi geleceklerini etkilememesi için onlardan sadece kod ismiyle bahsetmemi anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyorum.
Arabada beÅŸ kiÅŸiydik!
Bundan tam iki yıl üç buçuk ay önce 5 Eylül 1994 tarihinde, öğle saatlerinde biz de meşhur kamyon kazasının geçtiği civarda bulunuyorduk. Benimle birlikte kod isimleri (alfabetik sırayla) Mustafa, Nihat, Naci ve Vedat olan arkadaşlarla, o bölge civarında yarı resmi bir kuruluş tarafından düzenlenen operasyondaki görevlerimizi tamamladıktan sonra Bursa istikametine doğru seyir halindeydik. Arabanın bagajı operasyondan sonra hissemize düşen birtakım hediyelerle birlikte, şahsi esyalarımız ve valizlerimizle tıka basa doluydu (bu ayrıntı önemli; çünkü yol boyundaki sergilerde satışa sunulan devasa kış kabaklarını, kırmızı soğan ve sarmısak hevenklerini gözümüz kalmasına rağmen yer kıtlığı ve arabayı kokutma riski yüzünden alamamıştık). Arabanın içinde beş kişiydik ve dünkü operasyonun gerginliğini atabilmek için beşimiz birden yüksek sesle türkü söylüyorduk.
Her ÅŸey, benim yolun sağında zümrüt gibi uzanıp gitmekte olan Susurluk Çayı’nın güzelliÄŸini fark etmem ve arkadaÅŸlara, “Yahu ÅŸu güzelim ırmaÄŸa girip çocukluk günlerinde olduÄŸu gibi çimsek (yıkansak) ne icap eder?” diye soru yöneltmemle baÅŸladı; “Ne münasebet.. üşürüz.. mayomuz yok.. bu ırmakta sanayi atığı olabilir.. zehirleniriz.. ayağımıza cam kırığı batar…” gibi menfi mütalaalara raÄŸmen otuz saniye sonra kaptan ÅŸoförümüz Mustafa kod adlı arkadaÅŸ, arabayı ırmak kenarındaki tali yola sokmuÅŸtu bile. Bütün “altyapı” eksikliÄŸine raÄŸmen beÅŸ dakika sonra “alayımız birden” kendimizi Susurluk Çayı’nın can bahÅŸeden sularında çocuklar gibi birbirimize su sıçratmakla meÅŸgul buluverdik. Vedat kod adlı arkadaÅŸ yüzme bilmediÄŸi için suyun kenarında mevzilenmiÅŸti; ama ırmağın en derin mıntıkasının bir metreyi bile aÅŸmadığını fark edınce aramıza katılmakta gecikmedi. Davanın seyrine anlamlı bir katkı yapmayacağı gerekçesiyle bu bir saat zarfında yaşı kırkı bulmuÅŸ ciddi insanların nasıl çocuklastığını tafsile hacet görmüyorum. Ezcümle Susurluk Çayı, binlerce yıllık tarihinde bir böyle cümbüşe daha ÅŸahit olmasa gerektir. Bilahere bagajdaki operasyon malzemesi arasındaki el havlularıyla bir güzel kurulanip yeniden kola kravat kostümlerimizi giyerek bu defa ciddi bir iÅŸe koyulduk:
Bir yarım saat da böylece ağaçların gölgeliğinde sigara tellendirip türkü söylemekle geçti! Her şey işte aşağı yukarı böyle veya buna benzer bir şekilde cereyan etti. Daha sonra o civarda bir benzin istasyonunda mola vererek gazete, benzin ve sigara satın aldığımızı ve çay içtiğimizi de hatırlıyorum. Aradan geçen takribi iki buçuk yıldan sonra bütün ayrıntıları hatırlamak elbette mümkün olmuyor. Lakin kod isimlerini verdiğim arkadaşlar hala hayattalar ve gerek görülürse tekrar bir araya gelerek kaydetmeyi unuttuğum ayrıntıları hatırlayabilirler.
İşte böylece Susurluk’la ilgili elimdeki bütün bilgi ve hatıraları kamuoyunun bilgisine sunmuÅŸ oluyorum. Belki ebediyyen aramızda kalması gereken bu sırları açıkladığım için kod isimleriyle zikrettiÄŸim arkadaÅŸlarımın beni hoÅŸ göreceklerini ümit ve temenni ediyorum. Bundan sonra elinde bilgi ve belge olduÄŸunu ima edenler de benim gibi bütün bildiklerini açıklarsa artık kimse bulanık suda balık avlayamaz.
Ta ki bu da bizim bir nevi yakın tarihe katkımız olsun.
İlgili olabilecek yazılar:
- Ey kendini bilmez üç-beÅŸ kiÅŸi! Malatya’dan gelen haber inanılır gibi deÄŸil; misafir tribününde oturan Elazığlılar...
- Kaptanınız beÅŸ dakika irtica molası vermiÅŸtir! BaÅŸbakan, “irticâı önce bir tarif edelim; gerisini diyalogla hallederiz” demiÅŸ....
Ahmet Turan Alkan - 26 Aralık 1996
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1996/12/26/kose/kalemle/index.html
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.


