2000 Arşivi
“Ola kim rahmet kıla ol pâdişâh”
“Kalbin mühürlü olması” nasıl bir şey; adam anlatıyor (meâlen): “Ramazan geldi diye memurlar uykulu gözlerle akşama kadar esneyecekler, işleri savsaklayacaklar; din tâcirleri her zamankinden daha çok dini istismar edip kârına kâr katacak vs.” Koca Ramazan teşrif ediyor; en bahtsızın nasibine en azından tahta saplı bir horoz şekeri düşüyor da bu adamın nasibine düşen işte bu [...]
“Din kalmadı; mistifikasyon verelim!”
Ortaköy yârânının günün birinde Ortaköy Camii’ni fark edeceğini doğrusu ummazdım; evet, bu hüküm biraz insafsız, hatta gereğinden fazla köşeli. İnsanları cami ile alâkalarıyla yargılamaya kalkışmayı, -dedikodu sadedinde olsa bile- doğru bulmam; ayrıntıyı öğrenince meselenin din ve vicdan dokunulmazlığı ile ilgili olmadığını anlayacaksınız. Yazar Hıncal Uluç, neredeyse ikinci adres ittihaz ettiği Ortaköy’ün düzen ve ahengi ile [...]
Türkiye’ye küsmek!
Bu işin suyunun çıkması için bir bayan hakimin “eşi başörtülü olduğu” gerekçesiyle itham edilmesi gerekiyordu galiba ve beklenen oldu. Haberi Zaman’ın manşetinden okuyunca gülümseme dudaklarımda dondu kaldı; devamı var: Hakim hanımın eşi ayrıca cuma ve teravih namazlarına gitmek gibi affedilmez suçlar da işlemiş. Bir erkeğin başörtü takmasını havsalasına sığdırabilen bir mantık için ayrıca cuma ve [...]
Hâşim’in mânevi torunları veya zihnî hayatımızda “Cedd-i Ekber” mesele
Sencer Divitçioğlu, “Düzenin Yabancılaşması” isimli eserinde, Türkiye’de modern siyasî hayatın iki ana damar üzerinde geliştiğini savunan ve 60′lı yılların sonunda hayli yankı uyandıran bir tez ortaya koymuştu. Bu teze göre Yeniçeri-Esnaf-Ulema ittifakının teşkil ettiği “doğucu-İslamcı” halk cephesi, siyasi hayatın modernleşmesi esnasında Jön Türk kuşağı’nda Prens Sabahattin tarafından temsil edilmiş ve daha sonra bu siyasi gelenek [...]
Üniversitelerimiz aslında medrese mi?
“Bilim”in olmadığı yerde “bilimsel etik”in lâfı mı olur? Günlerdir bir ortaoyunudur sürüp gidiyor; soğuk algınlığında kullanılan bazı ilaçların beyin kanamasına yol açtığı gerekçesiyle ortalık çalkalanmakta; her kafadan bir ses çıkıyor. Sağlık Bakanı, “Artık tartışmayalım, mesele kapandı.” derken, bakanın her sözünü “ti”ye almakla geçimini temin eden bazı çevreler de halk sağlığının alenen tehlikede olduğu iddiasında. İlaçtan, [...]
Bu yazıyı çocuklara okutmayınız
Avrupa Birliği’ne katılmamıza muhalifim ama “sair” bazı muhaliflerle aynı safta görünmek izzeti nefsimi rencide ediyor. Aşağıdaki alıntılar, perşembe günü yayınlanan bir gazetenin köşe yazısından alındı: “AB yutturmacası” başlıklı yazıda bakınız nasıl ibâreler kullanılıyor: “…. sıkar mıydı Avrupa’nın böyle kapitülasyon komiserliği yapmaya kalkışması, … kabul edilmesi mümkün olmayan koşulları bize sokuşturmaya çalışan…, ..elin oğlu sokmuş elini [...]
“Ser xéré be!”
O malayâni tâbirle yumurta gelip kapıya dayanınca bizimkiler devlet televizyonunda bazı Kürtçe programlar yapılabileceği yolunda öksürük akorduna başlayıverdiler. Kürtçe televizyon yayını ile bir alıp veremediğim yok; vaktiyle böyle abes bir yasağı yürürlüğe sokanların bile bugünkü rota değişikliğinden mahcub olduklarını sanmıyorum. Kürtçeye yasak koyan kafa ile bugün, devlet televizyonunda bir iki programla Kürtçe yayına başlamaya cevaz [...]
Atatürk’e yazık ettik!
Çocuğu henüz ana okuluna giden bir arkadaş anlattı. Cumhuriyet Bayramı ertesinde bir gün babasına Atatürk’ü anlatıyor çocuk “Ülkemizi düşmanlardan kurtardı, o olmasaydı biz de olmazdık, herşeyimizi ona borçluyuz. Atatürk düşmanlarla çarpışırken biber bahçesine düştü ve öldü.” Bu ibârenin ilk kısımları, muallim nesilleri tarafından çocuklarda Atatürk sevgisi uyandırmak için söylenen alışıldık diskura tamamen uyuyor; ama son [...]
“Gerici”ysek sebebi var!
Tatlı tatlı anlatınca, okuyanlar ve dinleyenler hemen “nostalji” damgasını yapıştırıveriyorlar; bu lâfı sevmiyorum; Nostalji geçmişe sığınmak, geçmişi yüceltmek, özlemek ve idealize etmek mânâsına geliyor. Biz öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki, vaktiyle bizzat içinde yaşadığımız sosyal iklim, bütün müesseseleri ve kavramlarıyla birlikte yıkılıp ufalanıyor; halbuki yaşadıklarımız her zaman yaşanmaya değer, en azından “insânî boyut” taşıyan [...]
Çürüyen bir şey var Danimarka Krallığı’nda
12 Mart döneminde Türk kamuoyu, o güne kadar görmediği türden yeni cürümlerle tanışmak zorunda kalmıştı; “Emekçi Türkiye halkları”nı kurtarmak için terörizmi tercih eden bazı Marksist militanlar, polis tarafından sıkıştırılınca masum insanları rehin tutuyor ve emniyet güçleriyle pazarlık yapmaya çalışıyorlardı. O günlerden hâtırımda kalan bir cümle var: “Devlet eşkıya ile pazarlık yapmaz!”. O günlerde kamuoyunun neredeyse [...]


