1998 Arşivi

Akl-ı selim yine firarda!

Yedeksubaylığım esnasında firarı alışkanlık, hatta neredeyse bir hayat tarzı haline getiren gedikli bir asker firarisi tanımıştım; yaşı kırk beş sularındaydı ve saçı-sakalı ağarmıştı; belirli bir mesleği yoktu. Kim bilir yine nerede inzibatlara yakayı ele vermiş, son firarından ötürü aldığı hapis cezasını çektikten sonra kalan borcunu ikmal etmek üzere apar-topar ait olduğu birliğe gönderilmişti. Uyuşturucuya müptela [...]


Aynı toprağa tutunan uzak ağaçlar

Yavuz Gökmen “adamım”dı; elime geçen hiçbir Hürriyet gazetesini onu okumadan bırakmadım; hem namuslu bir demokrattı hem de iflah olmaz bir Galatasaraylı; hangi niteliği daha önde geliyordu hiç düşünmedim; ikisini de yakıştırıyordu. “Ne hasta bekler sabahı” başlıklı yazısını üniversite kampusündeki küçük lokantada okudum; küçük yaşlardan beri yemek yerken bir şeyler okumanın zararlı olduğunu bildiğim halde, o [...]


Diz boyu siyasetsizlik

STV’de İlber Ortaylı Hoca, İtalya’nın hiçbir makul gerekçesi mevcut değilken çıkardığı siyasi kriz üzerine çok olgun bir değerlendirme yaptı. Büyük devletlerin siyasi davranışlarını dengeleyici bir rol oynayan bürokrasinin bugünlerde İtalya’da devre dışı kalmış gibi göründüğüne işaret ettikten sonra Türk kamuoyundaki gösterileri “estetik ve temkin yoksulluğu” bakımından yadırgadığını söyledi. Yunanistan’ın bile kabulden sarf-ı nazar ettiği bir [...]


Niçin hep hataya düşmekten kurtulamıyoruz?

Olup bitenler görünürde akli bir teselsülün eseri imiş gibi görünüyor; ne var ki ma’şeri şuurumuz zayıflatıldığı ve fikr-i takib hissimiz avareleştirildiği için makul gibi görünen fikri teselsülün son birkaç halkası dışında daha derine ve eskiye gidebilmek mümkün olmuyor. Yine sokaklardayız. Haklı bir dava için eylem yaptığına inanan yüz binlerce insan İtalya’ya ve “itibarlı misafiri”ne lanetler [...]


Apo, devlet ve ilim

Apo’nun miadı galiba, o meşhur video görüntüleri TRT’de ilk defa yayınlandığında dolmuştu. Görüntüler “iflâh etmez” cinsindendi, hatırlayacaksınız: Muhtemelen sarhoş veya herhangi bir keyif verici maddenin verdiği esriklik halinde Apo, oturduğu yerde, ayakta “hazırol”da duran dişi militanlarına “aşk” hakkında ahkâm kesiyordu. Söyledikleri, mizah edebiyatının şâheserleri arasında yer almayı hak edecek derecede zekâ ürünü olmasa bile komikti. [...]


Anlat anlat; heyecanlı oluyor!

“Gündem”, kamuoyunun burnuna geçirilmiş bir halka; Türkiye’yi hükümet değil “gündem” yönetiyor. Son birkaç ayda Türkiye’nin gündemine ansızın giriveren şaşırtıcı gelişmeler, sadece kamuoyunu değil hükümeti de dümen suyunda götürüyor. Haber bültenleri! Brezilya dizilerine döndü. Kamuoyu, olup-biteni, kamu hayatından dışlanmış olmanın verdiği sükunet ve yabancılaşma hissiyle karışık, damakta turşu suyuna benzer bir susuzluk yaratan bir iştiha ile [...]


Kamera şakası mı?

Ben yine aynı yerde duruyorum. Türkiye, bugün değilse bile yarın çeteci-işadamı-siyasetçi muaşakasının sebep olduğu kirlilikten arınabilir; bugün değilse bile yarın Türkiye hakikaten bir hukuk devleti” sıfatına hak kazanabilir. Enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi, işsizlik illetinin ortadan kaldırılması gibi devasa problemlerin bugünden yok edilmesini imkansız görmüyorum. Ama hakikate karşı hürmetsizliğin bedeli büyüktür. Bir süreden beri ilim [...]


Yadırgamak!

Polemiği sevmiyorum; hele bir başka yazarın yazdıklarından hareketle polemik gibi algılanabilecek tartışma berzahlarına girmek hiç tarzım değil; ama cumartesi günü Hürriyet gazetesinde genel yayın müdürü Ertuğrul Özkök’ün yayınladığı “Entelektüel Haymatloslar” başlıklı yazı, çok önemli bir zihni dönüşümün işaretlerini taşıdığı için üzerinde durulmağa değer göründü bana. Sayın Özkök yazısında özetle, takriben bir hafta evvel Hürriyet’in manşetinde [...]


Islattıkça köpüren ucuz bir sabun markası: “Censor”

Tartışmadan önce işin aslına bakmalı; bizim sansür deyip geçtiğimiz kelime Latince’nin Batı dillerine hediyesi: “Censor”, eski Roma Cumhuriyeti’nde nüfus ve ahlak meselelerine bakan yüksek rütbeli görevli anlamına geliyor; kelimenin İngilizcedeki karşılığı da buna yakın: “Başkalarının ahlaki davranışlarını kontrol eden kişi”. Aynı kökten türetilen sıfat, anlamı daha netleştiriyor; “cencorius”, durmadan kusur bulan, tenkitçi demekmiş. Halbuki sansürün [...]


Yeni bir “akıl”

Aklın, çok dikkate değer bir mâhiyeti var çünkü yokluğu veya zaafiyeti farkedilmiyor; dünyanın en değerli ve en değersiz nesnesi: herkeste kâfi miktarda, hattâ gereğinden fazla bulunduğu için râyici yok; herkes onun başkalarında kıt olduğunu zannettiği için kıymetli. Bu kadar âdil bölüşüldüğü halde, herkes o mevhîbeden yeterince hissedâr olduğu kanaatini taşıdığı halde, aklın evrensel bir geçerliliği [...]