Yaşasın tereyağı

Büyüklerimiz haklıymış! Onlar ki, ne zaman geleneksel damak tadlarının zararından, tehlikesinden, vücudunu tahrip ettiğinden dem vuran “sağlık haberleri” işitseler yüzlerini buruşturup, “peeh” mânâsına gelen bir mimik yaparak, “lâf bunlar; bildiğinden şaşmayacaksın; benim dedem yarım kuzuyu bir lenger pilavla gövdeye indirdikten sonra üstüne koca bir tepsi kadayıfı tek başına bitirir, cilâ niyetine de kadayıfın şerbetini lıkır lıkır içerdi de 90 yaşına kadar turp gibi sağlıklı yaşadı” derlerdi.

Biz inanmazdık, “ne de olsa doğru düzgün mektep-medrese görmemişler; geleneksel kültür aktarımı yoluyla eski kuşakların tekrarlayıp durduğu şeyleri bize satıyorlar” diye hissettirmeden küçümserdik onları.

Yeri geldiği için taşı gediğine koyalım; memlekette gazete kâğıdı bollaşıp, refah seviyesinde eskiye nazaran ortalama refah hayli artınca tüketim ekonomisi gemi azıya aldı. Gazetelerimizin neredeyse roman gibi çok sayfalı yayınlanmaya başlaması yakın zamanların eseridir. Sayfa sayısı artınca gazeteleri doldurmak için özel uzmanlık sayfaları icad edildi; bunlar içinde okuyucunun en ciddiye aldığı ihtisas dalı, -ne yazık ki- sağlık konuları olmuştur.

Mevzu dağılacak fakat bu kıymetli fikrin güme gitmesine gönlüm razı olmuyor. Sağlık bilimleri alanında çalışan bir doktora öğrencisine hocaları şöyle bir tez konusu verse ve dese ki; “son yirmi yılın gazetelerini, dergilerini, televizyon yayınlarını tarayacaksın; sağlıkla ilgili haberleri ve uzman tavsiyelerini liste haline getireceksin ve sonra bu haberlerden hangisinin ilmî bakımdan ne kadar ciddiyet taşıdığı, yüzde kaçının üfürükten ibaret olduğunu tesbit edip yorumlayacaksın!”

Sonuçlarını şimdiden görür gibiyim; çok eğlenceli şeyler çıkacağı muhakkak!

İşin güzel tarafı, siyasi, iktisadi ve sosyal nitelikli haberler konusunda basında yazılıp çizilenlere pek kulak asmayan muhterem amme efkârımızın, gazete ve dergilerde uzman kaleminden çıkmış sağlık öğütleri konusunda inanmaya ve iknâ edilmeye yüzde yüz hazır bir beklenti içinde olduklarıdır.

Ha, bir de magazin haberlerini aynı gruba koyabiliriz!

*

“Duyuyor musun Cemal, bak gazetede ne yazıyor; ebegümeci otu, unutkanlığa iyi geliyormuş; hafta sonu biraz kıra-bayıra çıkıp hava alırken ebegümeci de toplayalım da sana güzel bir mıhlama yapayım!”

“Günde yirmi bardak su her derde deva imiş duydun mu hanım; diyor ki, içtiğiniz çayları, meşrubatları hesaba katmayacaksınız, onlar hariç, günde yirmi bardak veya yarım gaz tenekesi dolusu su içecekmişiz; bütün sistemi saat gibi pırıl pırıl yapıyormuş…”

*

Bir ara mercimekle kafayı bozmuştuk, eskiler hatırlayacaktır. Bakliyat değil, multivitamin mübarek; her derde deva… Vitamin deyince aklıma geldi; “gençleşeceğim, zinde kalacağım” diye zırt-pırt vitamin tabletleri almanın hiçbir faydası olmadığını duymuş muydunuz? Ben söylemiyorum, dergideki uzman öyle diyor.

*

Bu girizgâhtan sonra şimdi keyifle aşağıdaki haberi okuyabiliriz. Buyrunuz:

“Kanadalı bilim adamları, kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olduğu öne sürülen tereyağını temize çıkardı. Yeni bir araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, tereyağı ve sığır eti kalp krizi riskini ve kolesterolü düşürüyor, şeker hastalığı ve obeziteyi tedaviye yardımcı oluyor.

Yıllardır bu konu üzerinde çalışan Alberta Üniversitesi profesörü Spencer Proctor, 16 hafta boyunca deney farelerine tereyağı yedirdiğini ve sonucun bekledikleri gibi hüsran olmadığını söyledi. Proctor, ‘Araştırmalarda tereyağının metabolizmayı etkilemediğini gördük. Öncelikle kolesterole iyi geliyor. Artık bu bir realitedir’ dedi.”

*

Bunu ben söylesem aldırış etmezdiniz; rahmetli anneanneniz söylemiş olsa onu da kaale almazdınız; hattâ ve hattâ bizim yerli bilim adamlarından birinin fetvasını da pek ciddi bulmazdınız ama işte haberin başında, muska veya nazarlık gibi duran o sihirli ibare sizi hemen büyüledi, direncinizi azalttı ve içinizdeki arsız şüpheciyi ânında safdışı bıraktı. Nedir o ibâre?

Kanadalı bilim adamları!

Gerçi haberin sonlarına doğru bu “Kanadalı bilim adamları”nın, bir topluluk filan değil de tek kişiden ibaret olduğu farkediliyor ama o kadarcık kusura aldırış edecek değiliz. Bu işleri Prof. Spencer Proctor’dan iyi bilecek hâlimiz yok. Nitekim 16 hafta fareleri tereyağı ile beslemiş, netice müthiş! Şu bizim kötü ve zararlı tereyağının şifa olmadığı maraz yok gibi; hani bir de Amerikalı bilim adamı çıkıp, “Tereyağı ecele de devâ” dese inanır mıyız?

Bence inanırız, çünkü: a- Haber gazetede yayınlanmıştır, b-Amerikalı bilim adamları öyle diyorsa bir bildikleri vardır, c- Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!

*

Gelelim kıssadan hisseye,

Şöyle bir düşününüz lütfen, yukardaki haberi okuyuncaya kadar, “Tereyağı kötü kolesterolü azdırıyor” hükmünün doğruluğundan şüphelenmek hiç aklınızdan geçmiş miydi?

Geçmemişti; o yüzden “çok yaşayalım, sağlıklı yaşayalım, hastalanıp elde avuçta kalmayalım” diye pimpiriklenenler gibi siz de sofradan tereyağını -çaktırmadan- çekmiş de bitki menşeli yağlara yönelmiştiniz.

E, n’ooldu? Yanıldınız!

Sorum şöyle: Yüzde yüz doğru olduğuna kalıbınızı basacağınız bu gibi kaç hüküm cümlesi (bilim dilinde böyle hükümlere müteârife diyorlar; Frenkçesi axiom; mânâsı; “doğruluğu gün gibi âşikar olan, ayrıca araştırılmasına lüzum görülmeyen” demek; meselâ, güneş her sabah doğudan doğar, vb) sizi yönetmektedir?

Sayamıyorsunuz değil mi? Peki, devam edelim…

Bunların doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiç vehimlendiğiniz olmuş mudur? Meselâ sporun iyi bir şey olduğu müteârifesi aleyhinde bir fikir geçmiş midir zihninizden?

İşte tereyağı kendini temize çıkardı; üzerindeki ağır bühtan lekesinden kurtuldu; sırada başka neler var, tahmin edebilir misiniz?

*

Sonsöz: Her bilimsel varsayıma sazan gibi atlamayın; bilimsiz de kalmayın!

Ahmet Turan Alkan - 18 Mayıs 2008

Kaynak: http://pazar.zaman.com.tr/?bl=14&hn=2231

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (4 oy, ortalama: 4.75 / 5)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Cok güsel bi yazı sakınan göze cöp batar diye bosa dememis atalarimiz.:)

tereyağının tadı da hiç bi şeyde yok :)hakiki tereyağı olacak ama.

e birazcık da yükseltsin ne olacak. o kadar kusur kadı kızında da bulunur:))

yeri gelmişken, şu eski topraklara çok imreniyor, içten içe kıskanıyorum onları. bizde seksenlik bir dede vardı sabah erkenden kalkıp dağ tepe aşar bana mısın demezdi.maşallah. kendime bakıyorum iki merdiven çıkıyor on dk dinleniyorum. sadece kendimle de ilgili değil durum, etrafımda da var aynı şekilde. mesele artık sadece gıda değil. bu gençliğin başına bu kadar sıkıntıyı, stresi, sorumluluğu yüklerseniz olacağı da bu! bizde ihtiyarların bir sözü var gençlere: “aaaa sizin ne derdiniz varmış ev mi geçindiriyorsunuz” :)) hani dünyada tek dert ev geçindirmek yaa !
ve artık yaşlılar mı daha genç, gençler mi daha yaşlı tam bir muamma…

keşke tereyağı yemekle, hayattaki çoğu dertten tereyağından kıl çeker gibi kurtulsak! (yiyecek ve kıl aynı cümlede biraz nahoş oldu ama . . .)

Sizin Yorumunuz

(gerekli)

(gerekli)