Teoman’ın annesi de ikna olabilmeli
Åžarkıcı Teoman demiÅŸ ki: “Annem ve teyzem darbeci, ben deÄŸilim meselâ. Ben böyle konuÅŸmak istiyorum. Darbecilerle de annemle konuÅŸtuÄŸum gibi konuÅŸursak ne darbe olur ne bir ÅŸey olur. Herkes birbiriyle konuÅŸsun.”
Aklıma hemen, yıllar önce duyduÄŸum mânidar atasözü geldi: “Türk konuÅŸmaya utanır, dövüşmeye utanmaz!” Öyle miyiz gerçekten? Dövüşmek, konuÅŸmaktan kolayımıza mı geliyor?
Aynen öyle; konuÅŸurken veya tartışırken herhalde genetiÄŸimize sinmiÅŸ bir “baskın çıkmak” dürtüsünün kontrolüne geçiyor ve konuÅŸmayı, haklılığımızın isbatı sürecine dönüştürüyoruz. KonuÅŸmak, anlamak ve anlatmak esası üzerine kurulmalı halbuki. Teoman, yalın kelimelerle o gerçeÄŸi iÅŸaret ediyor iÅŸte. Gerilmeden, haklılık endiÅŸesine kapılmadan, birbirimize güvenerek konuÅŸmak; anneyle, teyzeyle konuÅŸur gibi…
Daha “Darbe nedir; kimlere darbeci denilebilir?” gibi basit bir anlamda bile ittifakımız yoktur. Hakikatte öyle olduÄŸunu zannetmem fakat Teoman’ın annesinde temsil olunan kısmımız, ortada darbe filan olmadığını, hükümetin darbe söylentisi çıkarıp masum insanları hapse atarak sivil dikta kurmak istediÄŸini düşünüyor ve biz onlarla meselenin lugât faslında bir türlü uzlaÅŸamıyoruz. 27 Mayıs’ı darbeden saymayan bir insanla “darbe” üzerinde nasıl uzlaÅŸabilirsiniz; lugâttaki darbe karşılığı mânâsız, boÅŸ ve uçuk derecede soyut kalır. Anlamak, kanaatlerimizi deÄŸiÅŸtirmeye hazır olmak demektir biraz da; oysaki kanaatlerimizi nâmusumuz derecesinde titizlenerek konuÅŸmanın mânâsı yok: Kanaatlerimiz nâmus fasîlesinden deÄŸildir.
Teoman’ın annesi gibi düşünenlerin psikolojisini anlamak lâzım; onlar fecî bir hukuksuzluk ve keyfilik döneminden geçtiÄŸimize inanıyorlar. Kötü kaleme alınmış, demokratik hukuka sığmayan kanun ve yönetmeliklere yaslanarak darbecilerin aslında vatanî görevlerini yerine getirdiklerini söylüyorlar. İşte Veli PaÅŸa; “Ben görevim esnasında kanunların gereÄŸini yerine getirdim” diye savunuyor kendini. Balyoz planının bile bu mantıkta savunulabilir vecheleri var. Orduya, doÄŸru dürüst tarif edilmemiÅŸ ve sınırlandırılmamış bir “koruma ve kollama görevi” vermiÅŸ kanun ve hâlâ geçerli. Asker kiÅŸi elbette anladığı ve kavradığı gibi yorumlar o maddeyi. Devran deÄŸiÅŸince, eski çamlar bardak olunca önceden suç sayılmayan, darbe kapsamında görülmeyen eylemlerin suç kapsamına girmesi büyük ÅŸaÅŸkınlık ve hazımsızlık yaratıyor.
Åžu halimiz, bana 19. yüzyıl baÅŸlarında Amerika’nın vahÅŸi batısında hukuk düzeninin nasıl tesis edildiÄŸini hatırlatıyor: “Ne yani, katili elimizle asmayacak mıyız; mahkemeye ne gerek var?” diye homurdanan çiftlik sahipleri, sığır çobanları gibiyiz. Hukuk, suçları ve cezaları tesbit eder. Biz henüz neyin suç olduÄŸu üzerinde Sherrif’in bürosu önünde tartışan öfkeli kalabalıkları andırıyoruz.
“Darbecilerle annemle konuÅŸtuÄŸumuz gibi konuÅŸursak ne darbe ne bir ÅŸey olur” sözünü kaale alalım, çünkü “hukuk devleti” denilen ÅŸeyi henüz oluÅŸturma sürecindeyiz; üst normlar hâlâ kesinleÅŸmedi çünkü; şöyle misâl verebilirim: Aynı darbecileri, aynı iddianame ile yargılayan iki farklı mahkemeden biri beraate hükmederken, diÄŸeri sanıkları ağır cezalara çarptırabilir; bu tezat, mahkeme heyetinin kanunları hangi açıdan yorumlayacağına baÄŸlı bir ÅŸey. Bir sanık yakınını, “12 ve 14. mahkeme bizden, 13′üncüsü onlardanmış” diye konuÅŸturan olgu budur. Asıl mücadele hukuk cephesinde olup bitiyor ve en âcil ihtiyacımız, darbecileri caydırmak olduÄŸu kadar, darbeci takımına cesaret veren hatalı hukuk kurallarını, evrensel ölçülere göre bir güzel tahkim etmektir.
Teoman’ın annesini de ikna etmeyen çözümü çözümden saymamalıyız.
İlgili olabilecek yazılar:
- Askerî yargı, Atatürk Anayasası’ndaki yerine: MarÅŸ! Atatürk’ün en büyük siyasî hâtırası niteliÄŸini taşıyan 1924 Anayasası, “Askerî...
Ahmet Turan Alkan - 1 Åžubat 2010
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=946754
Bu yazıyı yazdırEğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.



