Sanat eserlerine akseden Atatürk anafikri üzerine

10 Kasım münasebetiyle TRT ekranlarında gösterilen “Cumhuriyet” filminden bazı bölümler seyretmek fırsatı buldum: Konu çok güzeldi, filmin teknik alt yapısı mükemmeldi, özellikle kalabalık sahneler, dış çekimler için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadığı belliydi; ama filmden bir “müsamere” kekreliği hissettiğimi de söylemeliyim. Öyle zannediyorum ki bu derece zengin bir ekipman, tecrübeli oyuncu kadrosu ve hatta devlet desteğine yaslanan Cumhuriyet filminin başarısızlık sebebi ve hatta tutukluğu, senaryonun “resmi ideoloji” doğrultusunda bir mesaj vermek endişesinden kaynaklanıyordu. Vakıa senaryoda “resmi” versiyonun görmezden geldiği dramatik pasajlar da yok değildi ama Atatürk hakkında yazılan şiirlere, onun için bestelenen eserlere, onun adını taşıyan kamu binalarına hakim olan o ibra edici gayret, ortaya sinematografik değeri yüksek bir eser çıkmasını engellemiş gibi göründü bana. Cumhuriyet filminin başka dillere göre dublaj edilerek yabancı seyircilerin karşısına çıkarıldığını düşündüm sonra. Bir dramatik belgesel değeri taşımasından öte, sıradan bir yabancı seyircinin bu filmden “sinema eseri” lezzeti hissedip hissedemeyeceğini tahayyül ettim ve vardığım netice içimi burktu.

Birkaç ay önce Atatürk heykelleri anafikri etrafında dönen bir yazı yazdığımı hatırlarsınız; o yazıda Atatürk heykellerinin kahir ekseriyetine musallat olan o zevksizliğin ve kabalığın sebebi üzerinde kafa yormuştum. Atatürk ne zaman bir sanat eserine anafikir teşkil etse, genellikle ortaya tutuk, yaratıcılık ve zengin muhayyileden mahrum, basmakalıp ve sıradan eserler çıkıyordu. Sanat eserinden yola çıkarak eser ile sanatçı arasındaki deruni ilişki teemmül edildiğinde beliren ittiratsızlık hatta samimiyetsizlik aşikardı; aksi varid olsaydı ortada elle tutulur, gözle görülür, sanat değeri tartışılmaz eserler mevcut olurdu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizatihi murad ettiğinden daha fazla Atatürkçü olduğunu ileri sürenler, bu tenkid nokta-i nazarına itiraz edebilir, Atatürk’e adanmış veya anafikir olarak Atatürk’ü anlatan sanat eserlerinin çokluğunu, bunların tartışılmaz bir kaliteye sahip bulunduğunu ileri sürebilirler; benim nokta-i nazarım ideolojik değil tamamen sanat tarihçilerinin itibar ettiği kriterlerden ibarettir: Diyelim ki İtalya’dan, Fransa’dan, İspanya’dan ihtisasında şöhret yapmış bir sanat tarihçisi topluluğunu davet ederek onlardan musikide, resimde, mimaride, bale ve operada, şehircilikte, sinemada, tiyatroda, şiirde, romanda Atatürk tema’sını işleyen ve Türk sanatkarları tarafından vücuda getirilen eserler koleksiyonunu kritik etmelerini rica etmiş olalım; işte bu sanat tarihçileri veya sanat eksperleri topluluğunun vereceği hükmü tahayyül ederek düşünüyorum; işbu eserlerin evrensel standartta bir sanat değeri veya kalitesi taşıyıp taşımadığı hususu ilgilendiriyor beni. İlgilendiriyor çünkü Gazi’nin bu hususta sanatkarlar, ilim adamları veya düşünürlerin önüne koyduğu hedef evrensel, yani “asri” kaliteye erişmiş olmaktır. İçe dönük, kendi kamuoyumuza rejim veya Atatürk propagandası yapmaya yönelik arayışların tamamen değersiz olduğunu iddia etmiyorum; onların da şüphesiz kendine göre bir değeri vardır; ama bu değere rahatlıkla “milli” etiketini yapıştırabilir miyiz? Bu bence çok tartışma götürür sübjektif bir meseledir ama bu eserleri tavsif etmek için rahatlıkla “Domestic”, yani içe dönük değerlendirmesi yapılabilir.

Şüphesiz 76 yıl içinde bundan daha fazla, daha iyi, daha evrensel kalite değerleri taşıyan sanat ürünleri ortaya konulabilirdi; bana göre “Atatürk” temalı sanat eserlerinde bizim sanatkarlarımızın yeterince muvaffak olamayışının sebebi, Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk ismi etrafında kesifleştirilen o kesif ve resmi samimiyetsizlik atmosferidir. Resmi ideolojinin yersiz endişe ve korkuları, Cumhuriyet’in 76′ncı, Atatürk’ün ölümünün 61′inci yılında Cumhuriyeti ve Atatürk ideallerini olduğundan daha zinde ve diri göstermek konusunda kendince başarılıdır şüphesiz; ama sanat eserlerine yansıyan “Atatürk” fikrinin hangi derecede evrensel başarılara zemin teşkil ettiğini cevaplandırmak o kadar kolay değildir. “Atatürkçülük” kimliğinin içini hakkıyla doldurmak da yüksek derecede emek kalitesi istiyor; artık fark etmeyecek miyiz?

Paylaş:
  • Facebook
  • Google
  • del.icio.us
  • Digg
  • Sphinn
  • Mixx
  • Technorati

İlgili olabilecek yazılar:

  1. CHP, Atatürk’ün mirasına ehil midir? İnanılır gibi değil fakat haber kültür haberciliğinin en güvenilir isimlerinden...
  2. Atatürkçüler için yol ayrımı Yol ayrımına geldik; nereye gideceğiz? Yol ayrımından kastım, kendi zehaplarına...
  3. “Atatürk sağ olsaydı” testine buyurunuz! Musul civarlarında balistik füze fırlatıldığına ilişkin (hangi kaynaklı?) haberlerin Ankara’da...
  4. Atatürk Sivassporluydu! Bizim basın hayatımız -eksik olmasınlar- kışkırtıcıdır, kendinizi matbuatın mantığına fazlaca...
  5. Sanat ve şahsiyet Dünün dünyasında sanatkâr gözlerden ırak yaşayabilme imkanına sahipti ve eğer...

Ahmet Turan Alkan - 13 Kasım 1999

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/1999/11/13/yazarlar/3.html

Bu yazıyı yazdır Bu yazıyı yazdır
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (Henüz oylanmadı)
Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Anahtar Kelimeler: , ,

Anahtar Kelime Ekle: Bu da nedir?

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Sizin Yorumunuz

(gerekli)

(gerekli)