“Tefekkür, tabiatı icabı İslami bir süreçtir”
“Kur’an kültürüâ€? deyince ne anlıyorsunuz; Bütün estetiÄŸiyle bu kültürü herÅŸeyden önce anlamak, sindirmek ve yaÅŸamak için ne yapmalıyız, engellerimiz nelerdir?
Dar mânâsıyla Kur’an kültürü, Kur’anla haberleÅŸebilmek için gereken bütün zihin zeminini ifade eder. O, “apaçık bir beyanâ€? olduÄŸuna göre Kur’anla haberleÅŸmek, yani kitapta yazılı olanla fikir alışveriÅŸinde bulunmak inananlar üzerine vazife kılınmıştır. Dar mânâda Kur’an kültürü ehil bir müfessirin Kur’an hakkında bildikleriyle eÅŸit tutulmamalıdır. Müfessirin bilgisi ihtisasa dairdir ve Kur’anla haberleÅŸmek ihtiyacındaki kimseden bu çapta bir birikim ibrâz etmesini bekleyemeyiz; kasdedilen, Kur’an’ın o nevi ÅŸahsına mahsus iklimine, üslûbuna ve mâhiyetine nüfûz etmek için gereken gönül ve zihin hamlesidir: Kur’an, bu hamleyi gösterenlerin etrafında kendi kültürünü kuÅŸatıverir; oradan baÅŸka kitaplara gidersiniz; baÅŸka kitaplara yani hayatın ve varlığın kendisine.
GeniÅŸ mânâda Kur’an kültürü, eÅŸyâya, hadiselere ve oluÅŸa “Efendimizâ€? gibi bakabilmek ve öyle deÄŸerlendirebilmektir. Hazreti AiÅŸe validemiz, “Efendimizâ€?i tarif ederken “o yürüyen Kur’an’dıâ€? diyor; iÅŸte öyle bir ÅŸey!
Bu hakikate eriÅŸmek için ilk adımda Kur’an’a yönelmek, onunla ciddi surette meÅŸgul olmak lazım; bir süre sonra Kur’an sizi yeniden kendine dönmek üzere, – âdeta mecburi ÅŸark hizmeti gibi- baÅŸka yerlere gönderecektir. Sonra yine Kur’ana döndüğünüzde bu defa baÅŸka haberlerle, baÅŸka anlam tabakalarıyla karşılaÅŸacaksınız; ardından yeni bir hayat stajı; sonra yine Kur’an. Kur’an’ı bir hakikat arama rehberi olarak ne kadar ciddiye alır ve zihnin ekseninde tutarsanız, Kur’an’dan o kadar yardım göreceÄŸiniz muhakkaktır; gerisini o çözecektir. Engele gelince, Kur’an, “korunmuÅŸ birz kitapâ€? olarak muhafaza edildiÄŸi sürece -yâni kıyamete kadar- bu hususta zihnî engellerden daha ÅŸedid, daha tehditkâr ve daha kaypak bir mania tasavvur edilemez. Kur’anda “nefsine zulmedenlerâ€? diye bir ibâre var. Fıtrat, Kur’an’la haberleÅŸecek tıynet ve kabiliyette halkedilmiÅŸtir, her insan bu ÅŸuur derecesine namzettir ama nefsine zulmedenler müstesnâ. Engel dışarda deÄŸil içerde; zihinde yâni “nefsâ€?de aranmalı.
Bu konuda hakikati arayan ama batı kültürü ile yetişmiş bir batılıyla aramızda dikkat ilgi ve ve algı alanımız açısından ne tür farklılıklar var?
Kur’an sadece bizim değil, bütün âlemlerin ve bütün yaratılmışların üzerine indirilmiş bir rahmet; tabii halinde fıtratın yöneleceği bir idrak sahası. Tabii fıtratına dönebilen herkes, doğulu olsun batılı olsun ilâhi hakikate, yani Kur’an’ın verdiği habere yönelir. Batılı insanın Kur’anla haberleşmesi için hususi surette hazırlanması, kültürel tortulardan arınması, meselâ Kur’an kavramlarının Arapçasını öğrenmesi gerekmeyebilir. İçimizde yaşayan birini Kur’andan habersiz kılan o kendimize revâ gördüğümüz zulüm, batılı veya ecnebi bir başka insan için de aynı derecede tahripkârdır. Şu noktada sualini mânidar bulurum; batılı insan bugün Kur’an’ın haberine bizden daha fazla üstü örtülmüş, gizlenmiş bir iştiyak potansiyeli taşıyor. Taze müslüman olmuş batılılardaki o derin ve samimi saffet halini hatırlayınız. Demek oluyor ki batılılarla Kur’an arasındaki mesafe, bizim Kur’anla mesafemizden daha ince duruyor.
Temelde insanın ruhi ihtiyaçlarının tatmini açısından felsefi arayış ve sapmaları nasıl değerlendiriyorsunuz; fıtrat insanını tehdit eden olumsuzluklar nelerdir?
Ben her türlü tefekkür halini, tabiatı icabı “İslâmiâ€? buluyorum. Düşünen, tefelsüf eden, arayan ve bulamadığı birÅŸeylerin ızdırabıyla sancılanan herkes, fıtratında mevcut bulunan İslâmi bir cihazı çalıştırarak derdine devâ arıyor. Hakikati aramak için yola çıkan ve bu yolda kendi nefsine karşı samimi kalabilen herkes, netice itibariyle “hesap günüâ€?nde mizan terazisine hicab etmeden koyabileceÄŸi bir hamule biriktirmiÅŸ demektir. Lâkin “sapmaâ€? da vârid elbette. İnsan akıl sahibi ve hür bir mahluk; sapabileceÄŸi ihtimali teoride mevcud. Onun için eÅŸref mahlûk. Yükü gerçekten ağır çünkü hakikatle bâtıl arasında tercih yapma kabiliyetiyle techiz edilmiÅŸ. Düşünen kiÅŸinin butlana düşmemesi için ne yapması gerektiÄŸi hususta kimseye akıl verecek bu iÅŸleri iyi bildiÄŸimi iddia edemem. Şüpheye düşünce Kur’an’a gidiyorum ve benim için mesele sarsılmaz bir miyâra vurulmuÅŸ oluyor ama düşünen herkes Kur’an’a gitmeyebiliyor; teoride öngörülmüş bir ÅŸey bu, ÅŸaşırtıcı deÄŸil. EÄŸer Cenâb-ı Hak dileseydi mutlaka herkes Kur’an’a ve o’nun hakikatine yönelirdi; Allah’u alem bi’s-savab.
Feyz dergisi-1997
-
Mustafa Burak Ertekin
-
Mustafa Burak Ertekin


