AhmetTuranAlkan.net Okur Mülâkatı
Web sitemizin yayına girmesinin üzerinden 2 yıl geçmiÅŸken, ziyaretçilerimize kendi sorularından oluÅŸan görüntülü bir mülakat sunabilmekten dolayı mutluyuz. Ahmet Turan Alkan takipçileri bilirler; Ahmet Turan Alkan’ın görüntü ve ses kaydına ulaÅŸmak zordur. Bir çok takipçisi Hocamızın görüntüsüne ve sesine belki de ilk kez bu mülakat vasıtasıyla ulaÅŸmış olacaklar. Bu sorumluluÄŸu en baÅŸtan bildiÄŸimiz için, bu iÅŸi en güzel ÅŸekilde yapabilmek amacıyla çok çabaladık, umarız beklentilerinize cevap verebilecek düzeyde bir mülakat olmuÅŸtur.
Mülakat, 8 Kasım 2008, Cumartesi günü, Hocamız’ın Üsküdar İstanbul’daki evinde, çalışma masasının önünde yapılmıştır. Toplam çekim süresi yaklaşık 2 saat sürmüştür. Bize göndermiÅŸ olduÄŸunuz sorulardan derlenen sorulara, gerekli görüldüğünde ara sorular da eklenmiÅŸtir. AÅŸağıda her soruyla ilgili cevap videoları soruların hemen ardından eklenmiÅŸtir. Video üzerine tıklayarak cevabı dinleyebilirsiniz.
Mülakat hakkındaki düşüncelerinizi aşağıdaki yorum formundan paylaşmayı ihmal etmeyiniz.
Åžimdi sizleri bu eÄŸlenceli ve dolu dolu mülakatla baÅŸbaÅŸa bırakıyoruz…
Sivastan göç etmiÅŸsiniz. Neden acaba? 6. Åžehir’de ne oldu? (Nisa Ayfer Çakın – İzmir)
6. Åžehir’de bir ÅŸey olduÄŸu yoktur. Orada 50 sene filan yaÅŸadım. Onun haricinde de benim ilgimi çeken, yaÅŸayabileceÄŸim ikinci ÅŸehir de İstanbul’dur. Çünkü İstanbul, tüm medeniyeti emziren bir ÅŸehir. Buraya gelmeyi tercih ettim, hem de emekli olmayı düşündüm. Burada daha rahat yazıp çizebileceÄŸimi düşündüm. Bundan sonrasının uzun bir emeklilik ikramiyesi olabileceÄŸini düşündüm. Onun için geldim. Tabi bazı özel sebepler de yok deÄŸil. Bunun asıl sebebi bir hayat tarzı deÄŸiÅŸikliÄŸi. Ya da tarz demeyelim de, bir mekan deÄŸiÅŸikliÄŸi.
Bir yazınızda ‘Eski, güzeldi ve anlaşılır ÅŸeyler oluyordu.’ mealinde bir ÅŸeyler okuduÄŸumu hatırlıyorum. Eski ve “yerli” olana ait güzelliklerin azaldığını düşünüyor musunuz? Yeni nesilde de bir “yerlilik” bulabiliyor musunuz? (Hamdi Gülcan – İstanbul)
Tabi, yazdığım herÅŸeyin arkasında durma gibi bir angajmanım yoktur. Bazı ÅŸeyler insana o zaman doÄŸru görünüyor, zamanla anlamları deÄŸiÅŸiyor. İnsan, okumaları arttıkça, hayat bilgisi ve görgüsü arttıkça bazı ÅŸeylerin hiç deÄŸiÅŸmediÄŸini, nesilden nesile tekrarlandığını görüyoruz. Fakat insanlar içinde bulundukları yaÅŸa göre bunları eskimiÅŸ veya deÄŸerli zannediyor. Halbuki bunlar hiç deÄŸiÅŸmiyor. Bunlar insanın uzviyetinden gelen tabii ÅŸeyler, insanın tabiatı dediÄŸimiz ÅŸeyler. O bakımdan “eski güzeldir ve anlaşılabilir bir tarafı vardır” hükmüne fazlaca baÄŸlanmıyorum. Bunun doÄŸru olduÄŸu yerler var, doÄŸru olmadığı yerler var. Diyebilirim ki; bütün dikkatimi deÄŸiÅŸimin anlamını yakalamaya hasretmiÅŸ durumdayım. O yüzden, eskiyi son derece saÄŸlam bir referans noktası olarak almak, bana ÅŸu anda çok doÄŸru görünmüyor.
Bundan sonra akademik kariyerinize devam edecek misiniz? Edecekseniz bu şanslı okul hangisi olacak? (Göker Murat – İstanbul)
Akademik kariyerime devam etmeyeceğim, emekli oldum. Eğer talep edenler olursa ve benim de gönlüm rıza gösterirse belki özel surette, başka şartlarda ilme hizmet etmek isterim. Ama bunun bir kurum çerçevesinde olması çok da şart değil. Açıkçası, kurumlarda cereyan eden akademik faaliyetlerden hoşnut olsaydım zaten, genç sayılabilecek bir zamanda işimden ayrılmazdım. Biraz kafa dinlemek istiyorum açıkçası.
Siyasal Bilimlerden mezun olduğunuzu öğrenmiştim. Gazeteciliği siyaset bilimine tercih etmenize neden olan herhangi bir olay var mı?(Pir Muhammed – Aydın)
Bu soruda bir bilgi yanlışı var; gazeteciliği siyaset bilimine tercih etmiş olmam gibi bir durum yok çünkü ben hiçbir zaman gazeteci olmadım. Tabi öğrenciyken birkaç mahalli gazetede fiilen gazetecilik yapmış olmam haricinde.. Yazarlık hep ikinci iş olarak benim hayatımda (?). Ama tabi şu manada belki haklıdır okuyucu: Benim yazarlık tarafım, akademik tarafıma, ilmi mütebahire tarafıma biraz zarar verdi. İki karpuzu aynı anda götüren babayiğitler de var ama tabi ben onlardan değilim. O bakımdan okuyucunun sualinde de bir haklılık var.
Zarar verdi derken?..
Mesela ilmi yazıları daha az yazdım. İntizamlı yazılar benim tempomu sıkıştırmaya başlayınca, ilmi yazıları, ilmi faaliyetleri rutinde götürmeyi tercih ettim. Doğru muydu, yanlış mıydı, bunu bilemiyorum. Ama bundan rahatsızlık duyduğumu söyleyebilirim tabii ki.
Hangi gazeteleri günlük olarak okuyorsunuz? (Enes Demirel – Ankara)
Hepsini değil. Yazdığım gazete, Sabah Gazetesi, Hürriyet Gazetesi, bazen birkaç uçlarda dolaşan gazete.. Ama daha ziyade internet sayfalarını takip etmeye çalışıyorum, çünkü o daha pratik oluyor.
Okurken seçiyor musunuz?
Bu, duruma bağlı. Açıkçasını söylemek lazımsa, benim keyfime kalsa ben güne gazete okuyarak başlamak istemem. Daha ziyade görev hissiyle gazetelere bakıyorum. Bazen tatil günleri çok gazete alıyorum, hemen hemen hepsini, bir de bakıyorum ki gazeteler burada kiloyla yığılı dururken, ben yine buradan(bilgisayarı gösteriyor) takip ediyorum. Çünkü, her sayfayı aynı büyüklüğe getirebilmek kolaylığı, benim için pratik oluyor.
Yazılarınızı yayınladığınız Zaman Grubu’nun tarafsızlığına inanıyor musunuz? (Ahmet Ozan – Bursa)
Bu güzel bir soru, şöyle cevap vereyim: Zaman Grubu niye tarafsız olacakmış? Veyahut, kimin tarafsız olmak gibi bir endiÅŸesi, iddiası var? Tarafsız olmak niye fazilet olsun? Her gazete bir tarafı temsil ettiÄŸi iddiasıyla çıkıyor ve müşterisine hitab ediyor. Tabi kuyucunun bahsettiÄŸi ÅŸey ayrı: Yani hakikat karşısında dürüst olmak. Benim anladığım tarafsızlık budur. Taraflar karşısında eÅŸit derecede olmak deÄŸil, bu biraz ahlaksızlıktır. Elbette ki Zaman’ın kendi prensipleri var. Bu prensipler, çoÄŸunluÄŸu itibariyle benim prensiplerimle örtüşüyor. O yüzden orada yazıyorum. Burada tarafsızlıkla, hakikat karşısında dürüst olmak esprisinin anlaşılmasını isterim.
Türkiye’de CumhurbaÅŸkanı olsanız ilk deÄŸiÅŸtirmek istediÄŸiniz mesele hangisi olurdu? Halkseçecegi ilk seçimde benim adayım kendisidir, böyle bir adaylık düşünür mü? (Åžuayip Ünal – Ankara)
Åžuayip Bey’in iltifatına teÅŸekkür ederim ama cumhurbaÅŸkanlığı hiç aklımdan geçmedi. Ben muntazam çalışmayı sevmeyen bir insanım. CumhurbaÅŸkanlığının günlük yoÄŸun programı benim için cazip deÄŸil. Benim için dua ederse daha çok memnun olurum.
Cumhurbaşkanlarının değiştirebilecekleri pek fazla bir şey yoktur. Daha ziyade, köşk kampüsünün birtakım iç mimarlık öğelerini değiştirebilirler diye düşünüyorum. Tabi siyasette de etkili olabilecekleri şeyler var ama, anayasal çerçevede cumhurbaşkanlarının da aktif siyasete müdahalesi çok sınırlıdır.
İnsanlar bazen yaptıklarının ve söylediklerinin meşruluğunu teyit için kendilerine referans gördükleri kişilerin fikirlerine ve yazılarına başvurur. Siz de bizim için bu referans noktalarından birisiniz. Acaba sizin de referans noktalarınız var mıdır, kimlerdir? (Vedat Tezcan – İstanbul)
Bu zor bir soru. Vedat Bey’e teÅŸekkür ederim. Böyle kiÅŸilerin olmasını isterim. Yani kendimi rahat hissetmek, bir iÅŸi doÄŸru yaptığımı hissetmek, en azından yanlış yapmadığımı hissetmek için birilerinden teyid almak lüzumunu hissederdim. Bu çok iyi olurdu ama öyle birisi yok. Kamouyunun ya da okuyucuların kanaatlerinin ortalamasını da tehlikeli buluyorum. Ne yapmak lazım bilemiyorum. Yani bütün ömrüm boyunca bu hep böyle devam edecek sanıyorum. Hayatım, “yaptığım iÅŸ doÄŸru mudur deÄŸil midir, yanlışsa nerede yanlış yaptım” diye tereddüt etmekle geçti. Çünki mesela biliyorum ki, 40 yıl doÄŸru yaptıktan sonra, 41. yılın ilk ayında yanlış yapabilirsiniz. Ve bunu her an denetlemeniz gerekir… Hayır, benim için öyle bir mevzu yok. Daha ziyade teorik doÄŸrulara yaptığımız iÅŸleri vurarak, sınayarak kendimizi ibra etmeye çalışıyoruz. Herkesin yaptığı da budur zaten üç aÅŸağı beÅŸ yukarı…
Yazılarınızdan ve kitaplarınızdan faydalanmak bizim için büyük zevk ve ÅŸeref. Ancak ne zaman bir tv kanalında boy gösterme lütfunu bize bahsedeceksiniz? Bence sizi tanımak herkesin hakkı. (Osman Bilgin – İstanbul, Emre Soylu – Ankara, Reyhan Ertekin – İstanbul, İbrahim Çelik – İstanbul) Neden sizi TV’de açık oturumlarda göremiyoruz? Bazı densizlere hadlerini bildirseniz ne iyi olur… (Levent Kurt – İstanbul)
O zaman iki meale de cevaplandıralım. Bunun çok pratik 2 tane sebebi var: Birincisi benim televizyon medyasını sevmemem. İkincisi, buna ilaveten böyle bir teklif gelmiyor olması. Bunlar birbirini destekleyen ve besleyen sebepler. Demek ki ben vaktiyle böyle bir fikri ihsas etmiÅŸim ki, onlar da bana karşı çok sıcak kanlı bakmıyorlar. Benim konuÅŸma tarzım ve fikir yürütme üslubum da televizyona uygun bir yapı göstermiyor. Çünkü, polemik yapmak, karşındakini mat etmek, ona üstün gelmek, onun sırasını almak, yöneticiyle didiÅŸmek, birilerine çakıp meçhul seyircilerin aferin demesini ummak gibi ÅŸeyler tabiatıma uygun deÄŸil. O yüzden televizyon için uygun bir figür olmadığım ortada. Bunun farkında olmamı çok deÄŸerli buluyorum kendi açımdan. Öyle bir teklif de gelmiyor. Yani kapımın önüne yatıp “hadi gel, sen gelmezsen bizim televizyon batar” diye bir teklif de söz konusu deÄŸil. Zaman içinde gelen tek tük ÅŸeylere de, çoÄŸunu savuÅŸturarak durumu idare ediyoruz. Benim tabiatıma en uygun medya türü yazmak. Sesim hani radyofonik olsa belki radyo olur diyeceÄŸim ama, sesim de radyofonik deÄŸil. Ben yazacağım, sevgili okuyucular da beÄŸendikleri yere kadar okuyacaklar.
Peki bir seyirci olarak televizyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela ne kadar televizyon seyrediyorsunuz?
Çok az. Çünkü, her gün 3-4 saat haberleri takip etmekle geçiyor. Akşam olunca ancak ani bir gelişme yaşanırsa izlemek için televizyon açıyorum. Televizyonu hiç mi açmıyorum, açıyorum. Mesela maçlarda açıyorum. Sinema seyrediyoruz..
Peki televizyonun Türk aile yapısına zarar verdiği görüşlerine katılıyor musunuz?
Zannediyorum, Murat, televizyon gündelik hayatımızdan yavaÅŸ yavaÅŸ çıkmaya baÅŸladı. Yani ait olduÄŸu küçüklüğe, veyahut yere doÄŸru gerilemeye baÅŸladı. Çünkü daha önce bu yeni keÅŸfedilmiÅŸ bir oyuncaktı ve çok vaktimizi alıyordu. Åžimdi o kadar almıyor. Televizyoncular da bunu engellemek için dizi denen araca sarıldılar. O da ayrı bir fasıldır, onu da ayrıca konuÅŸmak lazım. Müspet tarafları var, menfi tarafları var… Benim için, maç olmasa, yani 1-2 gün açmam. Ama sinema seyretmek için açıyorum. Ekrem de öyle yapıyor.
Evine televizyon sokmamayı tavsiye eden bazı yazar ve sanatçılar var? Siz böyle bir şey tavsiye eder misiniz?
Hayır, çünkü, DVD’de film seyretmek çok keyifli bir ÅŸey. O keyfimden tasarruf etmeyi hiç düşünmedim. Ekran lazım, ama televizyon çok manasız kaçmaya baÅŸladı. Ha belgesel, bazen çok güzel birkaç konser takip edebilirsin, bunlar için lazım. Yani evime gazete sokmam demek gibi bir ÅŸey olur. Yani kontrollü…
Yazılarınızdan, iç dünyanızın dengeli ve sükun bulmuÅŸ olduÄŸu, ÅŸahsi geçmiÅŸiniz ve kendinizle/özünüzle barışık olduÄŸunuz kanaati hasıl oldu bende. Yetim olduÄŸunuzu da üzülerek öğrendim. Nasıl bir çocukluk ikliminde büyüdünüz? Buradan hareketle “oÄŸlumu nasıl bir ortamda yetiÅŸtirmeliyim? Nasıl kendi deÄŸerlerini benimseyip sahip çıkmalı?” sorularına cevap niteliÄŸinde iÅŸaret veya doÄŸrudan tavsiyeler ümit ediyorum. (Murat Bülbül – Aksaray)
Tesbitleri çok doğru. Bana kendimle barışıklık imkanı bahşettiği için, lütfu verdiği için Rabbime hamdederim. Bunu hep korumaya çalıştım, çünkü bu çok değerli bir şey. Bunun çok değerli bir şey olduğunu farkettim yıllar sonra.
ÇocukluÄŸum çok dramatik geçmedi. Babam, hem benim için hem kendi için çok erken bir vakitte vefat etmiÅŸti ama, çocukluÄŸum dramatik geçmedi. Bir aile sıcaklığında geçti ve annem aileyi bir ana kuÅŸ gibi bir arada tuttu, sardı, sarmaladı. Allah rahmet etsin. Etrafımdan da hep ÅŸefkat ve anlayış gördüm. O açıdan problemsiz bir çocukluk yaÅŸadım. Bu soru sahibinin istediÄŸi tavsiyeye gelince; ben öyle akıllı bir adam deÄŸilim ki, güzel güzel tavsiyeler vereyim. Ama, herhalde ÅŸunun farkındadır: Bir çocuÄŸun, çocukluk döneminde edinebileceÄŸi en güzel tecrübe, güzel meziyet, aile terbiyesi almış olmaktır. Bunu da hatırlatmayı lüzum görmem. Aile içerisinde huzurlu, dengeli bir aile hayatının sürüp gitmesi, o çocuÄŸu anne sütü gibi besleyecektir. Yani çocuÄŸu karşına alıp “ÅŸunu yap, bunu yapma” gibi bir takım zart-zurtlar yapmanın manası yoktur. Endirekt metod, daima en etkili metoddur aile ortamında.
Çay konusunda hassas olduğunuzu zannediyoruz. Çayın sizin için ehemmiyeti hakkında birşeyler söyleyebilir misiniz?
Herkesin olduğu gibi benim de hayatımda küçük zevkler ve lüksler var. Bunların başında da çay geliyor. Allah bu nimetten ayırmasın. Gerek çayın otu, yani kuru hali, gerek onun demlendiği su, gerek demlendiği kap, gerek çayın bardağı, gerek tabağı, gerek kaşığı, bunların hepsi, bizim yani ailemiz için vazgeçilmez bir standart hükmünde. Tabi, çayın özelliklerinden bahsederken, onu demleyen eli de ayrıca zikretmek gerekiyor. Eşimin yaptığı çayın tadı tabii ki başka oluyor. Bunun için kendisine teşekkür ederim. Kendisi şu an beni görüyor. Onun için rahat konuşamıyorum sayın seyirciler.(Gülüyor)
Bir okurumuz “çay mı kahve mi” diye sormuÅŸtu… ()
Çay… Ben kahveci deÄŸilim. Ha o kadar çay düşkünü de deÄŸilim ayrıca.
İçmediğiniz akşam oluyor mu?
Hayır, içmediğim akşam olmaz da, öyle 30 bardak 40 bardak değil.
Bir yazınızda geçiyordu sanırım, çalışırken yanınızda küçük tüple çay bulundurduÄŸunuz ÅŸeklinde…
Ya, yok.. İşte bazen abartıyorsun. Çünkü edebiyat abartıyı gerektiriyor. Hep çay olacak diye bir ÅŸey yok, ama her an çay içebileceÄŸim bir ortamda çalışmak insana huzur veren bir ÅŸey. Yani, “Tamam içmiyorum ama içebilirim”. Ramazan’da olduÄŸu gibi; “tamam ÅŸu anda orucum, yemiyorum ama, iftar saati gelince, yiyeceÄŸim, içeceÄŸim”…
Bazı okuyucularınızdan olumsuz tepkiler aldığınızı dile getiriyorsunuz yazılarınızda. Anladığım kadarıyla eleştirilmekten değil de anlaşılamamaktan şikayetçisiniz. Okuyucu kitlenizi nasıl tanımlarsınız? (Serpil Yamak – Eskişehir)
Åžimdi, okuyucu kitlesi hakkında genel bir hüküm vermek zor bir ÅŸey. Çünkü benim herhangi bir gazete yazımı günde kaç kiÅŸinin okuduÄŸunu bilmiyorum. Zannediyorum, hadi 50 bin kiÅŸi olsun, veyahut 10 bin kiÅŸi olsun, veyahut bin kiÅŸi olsun diyelim. Bunun iki tanesi garip bir görüş bildirince, bu tabi insanı bozuyor. Çünkü, belli ki anlamamış. Bu defa yazının genel okuyucu kitlesi tarafından anlaşılmadığını düşünüyorsunuz. Halbuki son derece berrak ki, anlayanlar daha fazla. Hatta genel çoÄŸunluk anlamış, espriyi kavramış. Ama bunlar anlamamış, yani literal okuyuÅŸu kaçırmışlar. Literal okuyuÅŸtan bu çıkıyor zaten. Bunun içinde iÅŸte mazmunu var, atıf var, ÅŸu var bu var… Bazen bir espri yaparken veya bir imada, sitemde, bir atıfta bulunurken, düşünmüyor deÄŸilim yani, bu layık-ı veçhile anlaşılabilir mi diye. Evet, böyle bir azlık var. Ama zannediyorum bu her yazarın başına gelebilecek birÅŸeydir. Çünkü diÄŸer yayın organlarındaki yorumlara da bakıyorum. Okuyucu kitlesi bazen insanı ürpertiyor. Çok garip yorumlar yapıyorlar, öteki gazetelerden bahsediyorum. Çok ideolojik çok bayağı yorumlar yapıyorlar. O açıdan herhalde benim hiç ÅŸikayet etmemem gerekir.
Yazılarınızı kaleme alırken çok dikkat ettiÄŸiniz bir mevzu var mı? Yazılarınızı yazarken acaba “okurlarım ne der” diye düşünüp yazınızda deÄŸiÅŸiklikler yapıyor musunuz? (Taha Yalçın – Ankara)
Gayet tabi yapıyorum. Çünkü neticede ben okuyuculara satılan bir ürün hazırlıyorum. Bu çok kapitalist bir tarif oldu ama, bununla muradım ÅŸudur: Bir yazının hakkı okunmaktır ve okuyucunun zihninde makes bulmasıdır. Yani “çok derin bir yazı yazdım ama kimse okumadı veyahut kimse anlamadı” demeyi de lüzumsuzluk addederim. Yazı hem okunmalı hem de anlaşılmalıdır ve teklib uyandırmalıdır, yani makes de bulmalıdır, akis de bulmalıdır. O açıdan biraz işçilik endiÅŸesi, biraz piyasayı tutmak endiÅŸesi, biraz okuyucuyu yakalamak endiÅŸesi ile yazı yazdığımı tabii ki kabul ederim. Ben kendi zevkim için yazmıyorum bunu, bu esnada yani. Bir ürün ortaya koyuyorsunuz. Bu günlük birÅŸeydir. Ve ertesi güne de çok kalmayan bir üründür. Gündelik bir ÅŸey, tekstil gibi. Onun için ürünün özelliklerine uygun tarzda imalat yapıyoruz ve nitekim, günlük gazete yazılarından ben ÅŸimdiye kadar bir defa kitap yapmak hatasını iÅŸledim. O da TimaÅŸ’tan çıkan “Tartışmacı ArkadaÅŸlara BaÅŸarılar Dilerim” kitabıydı. PiÅŸman oldum. Bir daha da yapmayacağım, inÅŸaallah yapmam. Onlar kalıcı ÅŸeyler olmuyor genellikle. Çünkü günle çok baÄŸlantılı ÅŸeyler.
O zaman okuyucularınız için yazılarınızda değişiklik yapmaktan şikayetçi değilsiniz?
Tabii ki. Gazetede yazıyorsanız böyle yapacaksınız. Ama ÅŸuna karşıyım: “Ben bir kitap yazayım ve bu kitabın yazılarını parça parça gazete okuyucusuna yedireyim”… Hayır, bunu da doÄŸru bulmuyorum. Gazete yazısı güne hitab etmelidir ve gazete okuyucusuna hitab etmelidir. Gazete okuyucusuna çok daha ciddi bir projeyi parça parça dikte etmenin alemi yoktur diye düşünüyorum.
Yazılarınızı nasıl yazdığınıza dair bir çok soru var..
Yazılarımı burada yazıyorum(Masasını gösteriyor).
Gün içinde ne kadar zamanınızı alıyor?
Bu hazırlık safhasıyla birlikte bazen 4-5 saati buluyor. Yazma faslı 1-1,5 saat oluyor. Çok nadirdir ki bir yazının konusunun seçimiyle bitişi arasındaki süre 1 saat olsun. Ya zama olarak çok sıkışmışımdır yahut da konu son derece kendisini yazdıracak kadar berrak bir şekilde zihnimde belirmiştir.
Yazılarınız nasıl bu kadar dikkat çekici olabiliyor? Bunun için kurs mu aldınız? (Sare Sare – Erzurum)
Bunu iltifat kabul ediyorum ve kendisine meslek sırlarımı verecek değilim (Gülüyor).
“Yazılarınızı yazarken nelerden ilham alıyorsunuz” mealinde çok soru var Hocam. Bunların hepsini tek tek sormak yerine sizden bu konuda genel bir birgi alsak…
Zıtlıklar daima dikkat çekicidir. Zıtlıklar, paralellikler, olguları öbeklemek… Bu biraz bilim disipliniyle ilgili bir ÅŸey, birbirine benzeyen ÅŸeyleri yanyana getirmek, zıtlıkları belirlemek.. Benzerliklerin kavram tahlilini yapmak.. Yani “bu dört olay birbirine benziyor. Bunların ortak yönü nasıl teorik bir ÅŸekilde izah edilebilir, bu teorik ÅŸema nasıl basit bir ÅŸekilde yeniden anlatılabilir”… Bu konularda da bana bilim disiplininin yardımcı olduÄŸunu söyleyebilirim. Bütün bu numaraları tabi yazarken kullanıyorum veya kullanmaya çalışıyorum.
Sadece biraz daha rahat yaÅŸamak için çıkarılan savaÅŸların, iktidarda kalamama korkusundan baÅŸvurulan anlamsızlıkların, mutlak gücün mutlak yozlaÅŸtırmasının, usulsüzlüklerin, dolandırıcılıkların, maskeli baloların hepsini görüp, bununla yetinmeyip, kafa yorup bir ÅŸeyler ortaya dökerken size verilen ömrün sadece bir kelebeÄŸinki kadar kısa olması biraz “çekilmez” kılmıyor mu bu mesleÄŸi? Yoksa siz de kuzey kutbundan kanat çırpan bir kelebeÄŸin güneyde oturan insanlarda ürperti oluÅŸturacağına mı inanıyorsunuz? (Tamer – Sivas)
Burada hayat felsefemle ilgili konuÅŸmak istemem. Benim için kalıcı olmak için yapılan hiçbir ÅŸeyin kıymeti yoktur. Kıymetli olan ÅŸey doÄŸru zamanda doÄŸru ÅŸeyi yapmaktır. Bize tanınmış olan fırsat da budur zaten; doÄŸru zamanda doÄŸru ÅŸeyi yapmak. Bu demek deÄŸil ki anlık yaÅŸa ve geleceÄŸi tasarlama, veyahut geçmiÅŸi düşünme. Åžu manada; senin hareketini anlamlı kılan ÅŸey, o anda yapmış olduÄŸun ÅŸeydir, yapmış olmayı düşündüğün ÅŸey deÄŸil. Çünkü bir sonraki adım olmayabilir. Bu manada yaptığım ÅŸeylerin çok anlamlı olduÄŸunu zannetmiyorum. Kalıcı olmasını da düşünmüyorum, öyle bir sıkıntım da yoktur. Yeryüzünden kimlerin gelip geçtiÄŸini, kimlerin iz bıraktığını sandığı halde kaybolup gittiÄŸini biliyoruz. Bunları da çok deÄŸerli bulmuyorum açıkçası. Yani, şöyle baÄŸlamak mümkün: İnsan hayatta bir ÅŸey için yaÅŸar; Allah’ın rızasını kazandığın zaman, maçı kazanmışındır, yoksa kaybetmiÅŸindir. HerÅŸey de buna göre deÄŸer kazanır ve deÄŸer kaybeder.
Yazdığınız yazılar yüzünden başınız derde girdi mi? (Pir Muhammed – Aydın)
OlmuÅŸtur tabi… Åžu manada tabi: Belki o ÅŸunu merak etmiÅŸtir; “idari soruÅŸturmaya uÄŸradınız mı, mahkemeye verildiniz mi” filan… Yok o manada çok büyük bir sıkıntı olmadı ama, iÅŸte yanlış anlaşılmalar, “okuyucu hep bu kadar yanlış anlıyor olamaz, acaba bende mi bir sakatlık var” diye düşünmek, bunun yarattığı ufak tefek huzursuzluklar… Yoksa öyle büyük, dramatik bir can sıkıntısı, baÅŸ aÄŸrısı olmadı.
Sizin üslubunuzu taklit eden bir yazarla karşılaştığınızda neler hissedersiniz? (Habib Karasakallı – Adana)
Karşılaşmadım, o yüzden bilmiyorum. Ama bu hoş bir şey değil. Yani şu manada hoş bir şey değil; istiyorsunuz ki o insan kendi mecraında aksın. Çünkü taklit bir öğrenme aracıdır ama taklidi fazla ciddiye almak dramatik bir şeydir. İsterim ki kendi mecraını bulsun bir an evvel, kendi söyleyeceğini söylesin. Bu hoş bir şey değil.
Belki taklit amacıyla değil ama, okuyucularınızın sizin üslubunuzdan etkilenip, üsluplarının sizin üslubunuza kaymasında bir problem var mıdır?
Zaten bununla karşılaşıyorum ama çok ciddiye almıyorum. Çünkü onlar çoğu genç insanlar ve bir süre sonra kendi üsluplarına dönecekler. Ama bu beni karşılaştığımda üzüyor, ancak tabii olduğunu da biliyorum. Çünkü vaktiyle ben de aynı duyguları yaşamıştım.
Üslubunuzun bize bir güven hissi aşıladığını düşünüyorum, ve tabii köklerimizle bağlantımızı ancak bu üslupla vücuda getirilmiş eserlerle sağlayabileceğimiz düşüncesindeyim. ancak son dönemde memleketimizde yeni sayılabilecek bilim dalları için hazırlanan tercüme ve telif eserlerin dili husunda neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Örneğin Linguistik, antropoloji ya da semiyoloji gibi sosyal bilimlerin yeni şubelerini memlekete tanıtmak için yazılan eserlerde ya da bu bilim dallarının temel metinleriyle alakalı çevirilerde bambaşka bir dil kullanılıyor. Bu konuları okumakla mesul bir sosyal bilimci olarak bu konuda yazılmış eserleri okurken bambaşka bir ülkede yaşadığım hissine kapılıyorum. Sayın Hocam, Allah aşkına bir memleketin münevvverleri arasındaki siyasi mülahaza farklılıkları ilim yapılan lisana da bu derece sirayet etmeli mi? Biz ilim adamı namzedi gençler olarak lisanımızı hangi yönde geliştirmeye temayül etmeliyiz. fikirdeki bu ikiliğn dile de sirayet etmesi hala temelleriyle yüzleşemediğimiz bir memleket olmaktan ileri geliyor ise bu meselenin halli yolunda atılacak adımlar neler omalıdır? (Mehmet Karaaslan – Van)
Zaten MehmetçiÄŸim cevabı vermiÅŸ. Bu konferanslarda veya seminerlerde olur; birisi çıkar soru sorar, aslında cevabı içindedir o sorunun. Yani bütün meseleyi özetlemiÅŸtir. Mehmet Bey de iÅŸin farkında. O yüzden sorunun çapında cevap vermem gerekmeyecek. Ama belki çok daha fazla uzun konuÅŸmak gereken bir mesele. Bu Türk fikir hayatının karşılaÅŸtığı “çevirici problemi”dir. Bir zamana kadar Türkiye’de çevirici problemi yoktu. Çünkü Türkçeyi ve ilgilendiÄŸi yabancı dili iyi bilen insanlar vardı. Sonra Türkçe büyük yaralar aldı, büyük darbeler aldı. Türkçe fukaralaşınca, bu defa bir baÅŸka lisanı iyi bilmenin manası kalmadı. Çünkü bu adam, çok iyi bildiÄŸi o lisan evreninde karşılaÅŸtığı anlamları Türkçe’ye aktaracak araca malik deÄŸil. Yani rüyanda saraylar görüyorsun ama uyandığında elinde kerpiç kalıpları görüyorsun. Ne yapacaksın? Böyle birÅŸeydi… Bu sıkıntıyla, yani sadeleÅŸtirilmiÅŸ uydurma dille, çok kötü tercümeyle karşılaÅŸtık. Hala da bunlar piyasaya hakim olmaya baÅŸladı. Bu esnada yabancı dille eÄŸitim veren okul açma salaklığı ve modası Türkçeyi ve tercüme dilini çok daha bozdu. Çünkü bu çocuklar ne yabancı dili ne de kendi anadillerini çok iyi bilmedikleri halde, her iki alemde de söz sahibi gibi tanınmaya baÅŸladılar. Ve eski mütercimlerin aksine, seri ve ucuz tercümeler yapmaya baÅŸladılar. Bu da hazin sonuçlarla karşılaÅŸmamıza yol açıyor. Ama en büyük kabahat bizzat akademisyenlerin kendisindedir. Çünkü akademisyenler, yabancı dil bildikleri için terfi ediyorlar. ÖnÅŸart olarak, bu yabancı dil imtihanında baÅŸarılı olmaları gerekiyor. “Bu yabancı dille ne yapıyorlar” sorusuna, yüz akıyla “ben iyi ÅŸeyler yapıyorum” diyebilen akademisyen sayısı çok azdır. Ne doÄŸru dürüst okuyabiliyorlar, ne doÄŸru dürüst tercüme yapabiliyorlar, ne de o dilde yazı yazabiliyorlar. Ne iÅŸe yarıyor? Galiba yayın taramak gibi mahiyetine bilmediÄŸimiz bir iÅŸe mahsus kalıyor.
Åžu anda yapılacak bir ÅŸey yok. Ama konunun farkına varır ve arızaları iÅŸaretlersek “bak bu kötü tercüme, yetersiz tercüme. Sen İngilizceyi deÄŸil, Türkçeyi bilmiyorsun” diye, bazı ÅŸeylerin altını, insanları kırmadan, tahkir etmeden çizersek, yani problemin farkına varırsak, belki günün birinde hallederiz.
Hocam, “ÅŸiirde, hikayede, romanda, denemede, ropörtaj türlerinde 1 numaram, favorim, ‘gözde’m dediÄŸiniz edibler, sanatkarlar kimlerdir” desem herslenir misiniz? (Erhan PaÅŸazade – Sivas)
Herslenmek bir Sivas tabiridir: Kızmak.. Åžimdi Erhan öyle bir soru sormuÅŸ ki, buna cevap verebilmek için oturup bir sürü ders çalışmak gerekiyor. Aslında Erhan bunların cevaplarını biliyor, kendisini tanıyorum. Ama ÅŸimdi karşımda kamera varken, ÅŸiirde kimler var, röportajda kimler var, hikayede kimler var… Bu tip listeli sorular, beni hep zorlamıştır. Mesela, okuyucu soruyor: “Bize kitap tavsiye eder misiniz? Kimleri okuyalım?” Liste yapmak söz konusu olunca hep tıkanıyorum. Onun için geçiyoruz Erhan…
Üniversite yıllarına kadar kitap ile ayrı vadilerde ancak belli bir yaÅŸtan sonra kitap ile tanışmış birisi olarak, kaybettiÄŸimiz zamanları nasıl telafi edebiliriz? “KonuÅŸ ki görebileyim” de okuma konusunda “daha çok okuma” ve “tahlil ve tenkid nezaretinde okuma” tavsiye ediyorsunuz, eyvallah. “İnsan hayatında mutlaka okumalı” dediÄŸiniz kitap(lar) var mıdır?(Murat Bülbül – Aksaray)
Aslında açık diye bir ÅŸey yok. Yani diyelim ki adam 30 yaşında okumaya baÅŸlamış, “vay ben 15 sene kaybettim, bunu nasıl telafi edeceÄŸim” diyor. Aslında telafi diye bir ÅŸey yok, kaybedilmiÅŸ bir ÅŸey yok. Macera oradan baÅŸlıyor. Çünkü bu “bu seansı kaçırdım, filmin bir sonraki seansına bile alayım, açığı kapatayım” cinsinden bir ÅŸey deÄŸil. Bir fırsat söz konusu deÄŸil. Sen ondan itibaren bir ÅŸey yapmaya baÅŸlıyorsun. Neleri okuman gerektiÄŸi ise, senin cevaplaman gereken bir soru. Benim ÅŸahsi tercihim deneme yanılmadır. Yani kötü ÅŸeyler de oku ki kötü ÅŸeylerin ne olduÄŸu hakkında bilgin olsun. Niye benden hep iyi kitapların adresini istiyorsun? Sen iyiyle kötüyü ne zaman ayıracaksın? Problem ÅŸuradadır: Kötü bir ÅŸeyle karşılaşıp, onun kötü bir edebiyat olduÄŸunu, kötü bir kitap olduÄŸunu, okumaya yaramaz bir ÅŸey olduÄŸunu hissetmemendir. Buna da yapılacak bir ÅŸey yok. Yani belki eÄŸitim orada biraz iÅŸe yarar. Ama herkes neticede kendi kaderini bu manada inÅŸa eder. Bizi de yapan ÅŸey okuduÄŸumuz kitaplardır ve onlara verdiÄŸimiz anlamdır. Bu kitap tavsiyesi ÅŸu manada iÅŸe yarayabilir: “Åžu konuda ÅŸu ÅŸu kitapları okudum, şöyle bir fikre vasıl oldum, bu yeterli midir, baÅŸka birÅŸeye bakmak gerekir mi” derseniz, uzmanı size der ki “ha bir de ÅŸu var, ÅŸu var, orada ÅŸu ÅŸu farklı açıları da görebilirsiniz”.. Bu manada kitap tavsiyesi manalıdır. Ama genç bir insanın “bana kitap tavsiye eder misiniz” demesi, “al beni biçimlendir” manasına geliyor. Bunu da bir sorumluluk olarak görüyorum. Ben o çocuÄŸun yaşında deÄŸilim ki bütün dünyanın benim gibi düşünmesini isteyeyim.
En çok kullandığınız Tükçe sözlük hangisidir? Bir adada yalnız kalmanız gerekse ve yanınıza sadece üç sözlük alma imkanınız olsa hangi sözlükleri tercih edersiniz? Ya da şöyle diyelim; mevcut sözlüklerimizin hali nicedir hocam? (Kağan Aksoy – Aydın)
En çok kullandığım Türkçe sözlük, Ferit DevellioÄŸlu’nun sözlüğüdür. Çünkü onda her kelimenin Osmanlıca karşılığı var.
Bir adada yalnız kalmam gerekse yanıma 3 tane sözlük almayı düşünmem, başka şeyler almayı düşünürüm.
Mevcut sözlüklerimizin hali iyidir. Bu soruyu soran okuyucuya soruyorum: Hangi sözlüğü yetersiz görüyorsunuz? O zaman oturun yenisini yazın… (Gülüyor)
Muhterem Hocamız’ ın “Ulusal Müzik”in militan “kompozitör”cüğü Fazıl Say’ın “Yunus”umuz’a yönelik “DonkiÅŸot”luÄŸuna dair elbette söyleyeceÄŸi sözler vardır. Bunu merakla bekliyoruz… (Salih Zeki ÇavdaroÄŸlu – İstanbul)
Åžimdi, Fazıl Say’ın Yunus Emre hakkında ne dediÄŸini, ne yaptığını bilmiyorum. Fazıl Say’ı ben bir defa dinledim, ÅŸu kanaate vardım: Hakikaten müzisyen bir adam ve sanatkar bir adam. Ama o bununla yetinmiyor, baÅŸka ÅŸeyler yapmak istiyor, o onun bileceÄŸi iÅŸtir. Yani, o hususta bir fikrim yok, dinlemedim, ama sanatkar adam…
Bir de, her saçmalayana cevap yetiÅŸtirmek gibi bir mecburiyetimiz yok, bunu okuyucumuzun da farketmesini istiyorum. Çünkü bizde böyle bir ÅŸey baÅŸladı, bütün deÄŸerlerimize jandarmalık yapalım falan. Bazen de saçmalık yapanı, saçmalığıyla baÅŸbaÅŸa bırakmak iÅŸin en doÄŸrusu olacaktır. Mesela mankenin biri çıkıyor, garip bir laf ediyor, haydi 10 gün onu konuÅŸuyoruz. Veya iÅŸte artistin birisi, modadan düşmüş, pek teklif alamıyor, kalkıyor bir çıkış yapıyor, hadi onu konuÅŸuyoruz, adam oradan malı götürüyor… “Malı götürüyor”u çıkartın (Gülüyor) Açıkçası reklam yapıyorlar. Benim söylemek istediÄŸim ÅŸuydu; Fazıl Say’ın böyle ÅŸeylere ihtiyacı yoktu. Otur, piyanonu çal, beste yap. Çünkü bu iÅŸi iyi yapıyor. Düşüncesi ne olursa olsun…
Hocam bu Vakıflar Yasası, Petrol Yasası, yabancılara sınırsız mülk satışı gibi konularda açıklama yapmakta zorlanıyorum. Bunlar hakkında neden yazmıyorsunuz? Çevremde bu konularda konuşan insanlara kulak verince çok şaşırıyorum. Biz ya hakkaten gaflet içindeyiz yada bunlar komplo hastası. Ama hangisi hocam? (Yaşar – İzmir)
Ne o, ne bu… Yani, bu ÅŸu anlama gelmiyor; Türkiye’de milli menfaatlere aykırı kanun yapılmaz, veyahut, milli menfaatlere aykırı çalışan gruplar yoktur demiyoruz. Ama ÅŸunu da görelim ki; bu tip düzenlemeleri abartan, iÅŸte “siyonistler bastı”, “misyonerler bastı”, “hristiyanlaÅŸtık” ÅŸeklinde cayırtı koparmayı seven gruplar da var. Gazete okuyucusu ise kötü enformasyona çok açık bir durumda, çok çabuk inanabiliyor bu gibi ÅŸeylere. Mesela, bu yabancılara mülk satışı veyahut vakıflar hakkındaki kanun… Azınlık vakıfları hakkındaki uygulama 1970′e kadar devam etti, hiçbir ÅŸey olmadı. 70′de adamların hukukunu zedeleyen bir uygulama yaptık. Bu, benim naciz kanaatime göre, bizim devletimize yakışmayan birÅŸeydi. Çünkü, bu adamların hakkını Lozan AntlaÅŸması’yla garanti etmiÅŸin, sonra bunu bir ÅŸekilde elinden almaya kalkışıyorsun. Niye almaya çalışıyorsun? Bu, adamın tapulu mülkü ve hakkı, antlaÅŸmadan doÄŸan hakkı. Buna saygı göstermen lazım, bu seni küçültmez. Bunu böyle dediÄŸin zaman, “vay sen azınlıklarla iÅŸbirliÄŸi mi yapıyorsun”… Yahu ne iÅŸbirliÄŸi yapacağım… BeÄŸenmediÄŸiniz Osmanlı dedeleriniz kadar özgüven sahibi olun. Pratikte şöyle bir karşılık var: KardeÅŸim, ecnebi senin ülkeni almak ister. Zannetme ki hiçbir zaman bundan vazgeçecek. Güçlü olacaksın, kendine güveneceksin. Elini uzatınca pat diye vurursan bunu yapamaz. Ama, zannetme ki kedi ciÄŸere uzanmaktan vazgeçti. Özgüveninizi koruyacaksınız…
Türkiye’deki mevcut siyasi arenada ülkücüleri nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz? (Alaattin Ceren – Bolu)
Ülkücülük benim için bir delikanlı ÅŸovalyeliÄŸidir, bir delikanlılık hareketi, yiÄŸitce bir duruÅŸ olarak deÄŸerlendiriyorum. Yani, Alevi BektaÅŸi edebiyatında bir söz vardır; “Zülfikar gibi kılıç, Ali gibi yiÄŸit bulunmaz” diye… “Ali gibi yiÄŸit olmak”… Bu her delikanlılık haletinde görmek istediÄŸimiz bir yüksek insanlık duruÅŸudur. Ülkücülüğü bu manada almak ve algılamak istiyorum. Bunun haricinde bir yorum yapmak bana yakışmaz.
Sizin ülkücülüğünüz konusunda neler söyleyebilirsiniz? Bir toplantınızda “eskiden ülkücüydüm ama ÅŸu anda deÄŸilim” demiÅŸtiniz. Bu konuda birÅŸeyler söyleyebilir misiniz?
Onu tashih etmek lazım. Ben eskiden ülkücüydüm, o topluluÄŸun içindeydim. Bundan da hiç utanç duymadım ÅŸimdiye kadar. Allah’a hamdolsun utanç olabilecek bir ÅŸey de yapmadım. Ama ellili yaÅŸlara geldikten sonra hala ülkücü sıfatını taşıyanlarla aramda çok az ortak payda kaldığını görüyorum. Bu benim hala ülkücülük sıfatında kalmamı gerektirmez. Ben kendimi hala öyle hissedebilirim. Ama ÅŸu var ki, benim milliyetçilik hislerimde, kavrayışımda da pek çok deÄŸiÅŸiklik oldu. Pek çok açılardan ayrıştık. Ama ana istikamette hala beraber miyiz, deÄŸil miyiz… Bu artık beni çok enterese etmiyor. Ben kendi terkibimi yapmakla uÄŸraşıyorum. Artık gençken olduÄŸu gibi kalabalıklara nizamat vermek, ülkeyi kurtarmak falan gibi endiÅŸelerim de kalmadı Allah’a şükür. Ben kendi hanemin önünü süpürmekle uÄŸraÅŸanlardanım. Bunun temiz olup olmaması önemli. O cereyanla alakam budur. Åžu andaki hallerini kendimden biraz uzak görüyorum. Ama çok da ötelemiyorum. Çünkü bir hissi baÄŸ, galiba hala vardır.
AKP icraatlarını nasıl biliyorsunuz? (Yücel Atan – Trabzon)
Bunu herhalde yüzde itibariyle söylemem lazım. Çünkü soru çok kapsayıcı bir soru. %51 oranında baÅŸarılı buluyorum. Bu çok politik bir cevap oldu ama, soru politik olunca, cevap da politik olur. AKP mutlaka yaptığının daha iyisini yapabilir. Fakat AKP’nin icraat dönemi Türkiye’nin hızlı deÄŸiÅŸim gösterdiÄŸi bir döneme tekabül ediyor. Bu yüzden çoÄŸumuz hükümeti destekliyormuÅŸuz gibi bir pozisyonda görünüyoruz. Bu destek bir felsefi beraberliÄŸi ihtiva etmiyor. Sadece yol arkadaÅŸlığı… Yani istasyonda iki tane tren var, ikisi de aynı istikamete gidiyor ve bir müddet aynı hizada gidiyorsunuz görüntüsü. Tabii ki felsefe itibariyle %100 zıt da deÄŸiliz, paylaÅŸtığımız pek çok deÄŸer var. Ama kesin olan ÅŸu; o ayrı bir tren, biz ayrı bir trendeyiz. Onlarla derinden ayrışabileceÄŸimiz pek çok sektör var. Bir kere onlar bir siyasi parti. Ben siyasi hareket içinde olmaktan çok hazzeden birisi deÄŸilim. Yani, en baÅŸta böyle bir ÅŸey var. Ama bu demek deÄŸil ki, her siyasi harekete karşı mesafe almak gerekir… Hayır, öyle bir ÅŸey yok.
Sol’un Ergenekon’la Sınavı sürecinden geçtiÄŸimiz ve bir çok açıdan yeni dengelerin kurulduÄŸu ÅŸu dönemde “İslami bir sol parti”, Türk siyasetine yeni bir açılım getiebilir mi? (Erkan AÄŸrıklı – İstanbul)
Bu soru ironik bir soru deÄŸil, bana göre çok ciddi bir soru. Çünkü, Türk Solcuları bu iÅŸi 100 seneden beri iyi bir noktaya getirmediler. Sol düşünce Türk düşüncesini zenginleÅŸtirmeliydi, zenginleÅŸtirebilidi. Türk siyasetinde çok daha saÄŸlam ve sahih bir zengineÅŸtirici katkı yapabilirdi. Bunu yapmadıkları için onları itham etmekte hakkımız var. Çünkü niçin, onlar iÅŸe çok kötü bir noktadan, yani materyalistlik düşüncesinden hareketle baÅŸladılar ve bu tavırlarını daha vahim bir düşünceyle eklemleÅŸtirdiler. O düşünce ÅŸuydu: Türk kültürüne karşı biganelik, bizim yerli, milli ve dini sembollerimize karşı eleÅŸtirel yaklaşım, hafifseyen bir yaklaşım, onlar için talihsiz bir baÅŸlangıç noktası oldu. Zaman zaman onu düşünüyorum; Türkiye’de sol düşünceyi belki de daha yerli, belki daha müslümanca, daha milli düşünen birtakım insanların sahiplenmesi lazım. Onlar daha ciddi bir ÅŸey yapabilecekler. Çünkü, mesela Türkiye’de saÄŸ muhafazakar iktidarların sosyal politikacılığı, sol politikacıların sosyal politikacılığından çok daha baÅŸarılı olmuÅŸtur. Yani, ilerlemeci, yoksulluÄŸa karşı mücadele eden, insan haklarını savunucu taraflarıyla saÄŸ muhafazakar kitle, sol teorisyenlerden çok daha fazla mesafe aldı. Ve pratiÄŸe bakınca da, saÄŸ muhafazakarların solculardan daha solcu davranabildiklerini görüyoruz. Sadece iÅŸin teorik kısmında bir eksiklik var. Bu soruyu ÅŸu manada bir fırsat olarak görüyorum: Sol hareket, kendisini esaslı bir suretle sigaya çekmeli, kendi menÅŸei, beslendiÄŸi kaynaklar ve duruÅŸ yeri itibariyle kendisini esaslı bir suretle silkeleyip özeleÅŸtiri yapmalıdır. Çünkü Türkiye’de Sol’a ihtiyaç var. Çok ciddi, ağırbaÅŸlı bir sol düşünceye ihtiyaç var, Türk düşüncesinin zenginleÅŸmesi için.
Günümüz gelişmelerine baktığınızda bu konuya ümitvar bir bakışınız var mı?
Bir ümit demeyelim ama Türkiye’de sosyal deÄŸiÅŸme, Türk düşüncesinin önünde gidiyor. Yani Türkiye’nin maruz kaldığı global deÄŸiÅŸim rüzgarları Türkiye’yi fikriyatından da önce deÄŸiÅŸmeye zorluyor, iÅŸin fikriyatı arkadan geliyor. Ve ÅŸu anda biz böyle bir deÄŸiÅŸim süreci içerisindeyiz.
Türkiye’nin İslam ülkeleri arasındaki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz? (Yücel Atan – Trabzon)
“Türkiye, İslam Dünyası’nın aÄŸabeyidir” demek bizim her zaman hoÅŸumuza giden bir tabir. Bu bizim milli hislerimizi okÅŸayan bir tesbit. Ama sadece romantik bir tesbit deÄŸil doÄŸru da bir tesbit. Tüm mesele Türkiye’nin bu tesbite uygun bir hisleniÅŸ ve ÅŸuur içinde olması. Bunu biz sadece hamasi bir tesbitten hareketle söylemiyoruz. Türkiye’nin Batı düşüncesiyle en erken temas eden ve onunla rekabete giriÅŸen bir ülke olması, bir entelektüel muhite vatan teÅŸkil etmesi, Türkiye’yi İslam Dünyası içerisinde imtiyazlı bir yere getiriyor. Ama bu demek deÄŸil ki Batı düşüncesiyle entelektüel manada cedelleÅŸmek sadece bize yüklenmiÅŸ bir görevdir.. Hayır, mesela İran, bu hususta çok ciddi entelektüel gayretler içerisindedir. Keza OrtadoÄŸu ülkelerinden, özellikle Lübnan’dan, Mısır’dan çok ciddi entelektüel gayretlerin oluÅŸtuÄŸunu görüyoruz. Bizim ayrıcalıklı yerimiz bu itirazları bağımsız ve siyasi bir organizasyonla eklemleÅŸtirerek savunabilmiÅŸ olmamızdır tarih içerisinde.
Olası bir ABD-İran yahut İran-İsrail savaşında Türkiye nasıl bir tavır sergilemelidir? (Yücel Atan – Trabzon)
Kanının rengine uygun bir siyaset takip etmesini ümid ederim. Bu tabi ırkçı bir açıklama değil, bu medeniyetçi bir açıklamadır. Yani buradaki kan renginden murad ettiğim odur.
“2. MeÅŸrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset” kitabınıza yazdığınız 2. önsözünüzde 28 Åžubat sürecinden önce çok karamsar kiÅŸiliÄŸe sahip olanların dışında toplumda bir daha darbe olmamayacağına dair iyimser fikirler olduÄŸunu belirtiyorsunuz. Åžimdi de böyle bir iyimserlikten bahsetmek mümkün. CumhurbaÅŸkanlığı seçimleriyle baÅŸlayan, genel seçimler ve AKP’ye açılan kapatma davasıyla devam eden ve Ergenekon Davasıyla devam eden ‘demokrasi ve adalet’ lehine bitmesi mukadder olan bir kırılma süreci yaÅŸadığımızı düşünüyor büyük bir çoÄŸunluk. Sizce fazla mı iyimseriz yoksa gerçekten bazı ÅŸeyler deÄŸiÅŸti mi? EÄŸer deÄŸiÅŸtiyse ne deÄŸiÅŸti? (Enes Yalçın – İstanbul)
DeÄŸiÅŸim filmlerde olduÄŸu gibi çok dramatik ÅŸekilde aniden olmuyor. Yani, kapıyı veya pencereyi açıyorsunuz, içeriye hava giriyor.. DeÄŸiÅŸim böyle olmuyor. DeÄŸiÅŸim, çatlaklardan giren, bacalardan giren, çok daha endirekt yollarla baÅŸlıyor ve geliÅŸiyor. Sosyal bilim mantığını kavrayan insanlar genel deÄŸiÅŸimin karakterini buradan okuyabiliyorlar. Ama çoÄŸumuz bunun bir askeri darbe gibi, bir enflasyon kararı gibi olup bitiveren bir ÅŸey olduÄŸunu düşünüyoruz. Bu açıdan, Türkiye’de deÄŸiÅŸim, diÄŸer ülkelerde olduÄŸu gibi oluyor. Yani uzun vadeli adımlarla ve çok endirekt bir ÅŸekilde oluyor. Bunu farketmek için biraz yükseÄŸe çıkıp bakmak lazım. Yani nelerin olup bittiÄŸine biraz daha yukarılardan bakmak lazım. Tek bir yere fikse olduÄŸunuzda deÄŸiÅŸimi kaçırabiliyorsunuz. Bu manada Türkiye’nin büyük mesafe aldığı kaçınılmaz. Bu demek deÄŸildir ki bundan sonra askeri darbe olmaz, bundan sonra antidemokratik adımlar atılmaz, bundan sonra geriye dönmeyiz… Olabilir, ama görünen ÅŸu; majör hadiseler itibariyle Türkiye kendi deÄŸiÅŸimini tamamlıyor. Çünkü Türkiye’nin bu esnada yaptığı akıllıca bir ÅŸey var (belki de kaçınılmaz bir ÅŸey): Türkiye Dünyanın içindeki yerini koruyarak ayakta duyuyor. Yani Kuzey Kore gibi kendisini dünyaya kapatmış bir ülke deÄŸil. Dünyadan etkileniyor ve etkilenmek de istiyor. Tabi buna karşı içeride direnen kurumlar var. Bunların da olması son derece tabiidir. Bu kurumların etkisi birdenbire sıfıra müncer olmaz. Biraz zaman gerekecek. Zaten sosyal bilim okumak demek, sosyal zamanın tabiatını anlamak demektir. Orada sabır denilen ÅŸeyin, veyahut tekamül denilen ÅŸeyin, ne kadar anlamlı bir yer tuttuÄŸunu fark edersiniz.
Ergenekon bir hayal mi, gerçek mi? Gerçekse açılan dava ile Türkiye bu derin yapıyı en azından bir daha işlev göremez hale getirebilir mi? Sizce bu ve benzeri başka yapılanmalar var mıdır? (Ali Mert – Ankara, Necati Yıldırım – Almanya)
Ben bir Ergenekon uzmanı deÄŸilim. Okuyucunun ne demek istediÄŸini, anlıyorum; “iÅŸin aslı nedir” diye soruyor. Benim de bu okuyucumuz gibi farkedebildiÄŸim ÅŸey, Ergenekon türü bir yapılanmanın tasfiye edildiÄŸidir. Bu, Türkiye’nin iç kuvveleriyle olup biten bir hadise deÄŸil. İşin içine “iyi saatte olsunlar”ın da karıştığını açıkça görüyoruz. Birileri artık bu yapılanmanın iÅŸe yaramadığına karar verdi. Bu demek deÄŸildir ki artık Türkiye’de ÅŸeffaflık olacak, Türkiye’de artık hukuk devletinin gerekleri yerine getirilecek, devletin derinliklerinde hiçbir haÅŸerat kalmayacak… Bunu söylemek için çok erken. Çünkü devlet dediÄŸimiz yapı, dünyanın hiçbir yerinde bizim tasavvur ettiÄŸimiz türden ÅŸeffaf camdan bir fanus deÄŸil. Her devlet yapısının karanlıkları var ve derinlikleri var. Zannediyorum ki fonksiyonu biten bir uzuv tasfiye ediliyor. Ama o fonksiyon tasfiye edilir mi, onu bekleyip göreceÄŸiz. Benim kanaatim fonksiyonun tasfiye edilmeyeceÄŸidir. O fonksiyon baÅŸka faktörlerle kendisini idame ettirebilir. Sadece bir tahmin…
Sultanahmet kitap fuarına niçin katılmıyorsunuz? (Kadir pınar – İstanbul)
Kitap fuarlarında nelerin olup bittiÄŸini bilhassa İstanbul’a geldikten sonra daha iyi görme imkanım oldu. Kitap ticari bir nesne, buna bir itirazımız yoktur. Ancak, yazarla okuyucu ve kitabı bir araya getirip, buradan ticari bir kıvılcım çıkarma fikri benim çok canımı sıkıyor. Yazarlar zaten kitaptan doÄŸru dürüst para kazanmıyorlar. Bu iÅŸten bizim belki de en büyük kazancımız, okuyucunun gıyabımızda ettiÄŸi dualardır. Yani, elbette bunun maddi bir karşılığı var, her kitap yazan da 3 kuruÅŸ-5 kuruÅŸ neyse, bunun bir karşılığını görüyor. Ancak bu tatminkar bir karşılık deÄŸil. Dolayısıyla yazarın fuara gidip kitap imzalaması yayınevi için manidar bir faaliyettir. Benim gazetede yazmaklığım dolayısıyla ben zaten okuyucumla çok rahat irtibat kurabiliyorum, mail aracılığıyla, telefon aracılığıyla… Öyle bir ÅŸeye benim ihtiyacım kalmıyor. O zaman geriye ticari boyut kalıyor, bu da benim hoÅŸuma gitmiyor. Yani orada kitaplar duracak, burada ben oturacağım, çocuk gelecek oradan kitap alacak, getirecek bana, ben de onu imzalayacağım, doÄŸru dürüst yüzüne bile bakmayacağım, ismini bile sormayacağım, bir ÅŸahsi kıvılcımlanma bile olmadan, mekanik bir ÅŸekilde imzalayacağım, çocuk da mutlu olacak, gidecek… Bu hoÅŸ bir ÅŸey deÄŸil. Ama bu demek deÄŸil ki kitap imzalamaktan nefret ediyorum. Hayır, mesela geçenlerde bir okula gittim Gebze’de, böyle bir teklifte bulundular; “kitap getirtelim, siz de imzalayın”. Dedim ki; “ben o ÅŸekilde gelmem”. Yani daha önce kitap almış, okumuÅŸ olanlar varsa, onlar kitabını getirirler imzalarım. Ama böyle bir ticari faaliyet olsun istemiyorum. Parasını ben alamıyor olduÄŸum için deÄŸil. Yani bunun parasını bir de ben alıyor olsam bu benim için çok daha azap verici bir ÅŸey olur. Bu resmen çerçilik artık, yani iÅŸportacılık. “Gel vatandaÅŸ gel! Japonya’dan getirtmiÅŸ olduÄŸumuz bu yapıştırıcı…” demek gibi bir ÅŸey oluyor. Bu iÅŸ biraz endirekt olarak kalmalıdır ve yazarla okuyucunun daha hasbi sebeplerle karşılaÅŸmasını temenni ederim. Bu fuar mantığı bana çok cazip gelmiyor. Bir de tabi iÅŸin ÅŸu boyutu var: Bu son TÜYAP ziyaretimde gördüm, adam oraya oturmuÅŸ, gelen yok, giden yok. Önünden çocuklar gelip geçiyor, bir sür okul talebesi getirmiÅŸler. İsmini vermeyeceÄŸim, yani uzaktan baktım acıdım. Yani bu iÅŸin tabiatı da bu. Sular seller gibi satan kitap yazmak zorunda deÄŸiliz. Veyahut kitleleri hayran bırakmak zorunda deÄŸiliz. Herkes karınca kararınca birÅŸeyler yapmaya çalışıyor. Bunu da hemen medeni ilgiye, mali prestije dönüştürmenin manası yoktur diye düşünüyorum. Bu benim ÅŸahsi kanaatim. Yani, yapanları da hiçbir ÅŸekilde küçük görmüyorum.
Peygamberimizle ilgili görüşlerini merak ediyorum ve bu konuda birini Efendimize yaklaştırmak için neler söylersiniz? (Emine – Ankara)
Ben, dinimizin propagandasını yapmak lüzumunu hissetmiyorum. Birisi bana dese ki; “İslam’ın Peygamberi’ni nasıl tarif edersin?” Derim ki; O kelimelerle ve davranışlarla dünyanın çehresini deÄŸiÅŸtiren bir adamdır. En azından insanlığın büyük bir kesiminin geleceÄŸini deÄŸiÅŸtiren bir adamdır. Neyle; sözle ve davranışla… O yüzden bir kahraman modelidir. Tabii ki O’nunla ilgili söyleyebileceÄŸimiz çok ÅŸey var. Ama bu kadarı yetiÅŸir sanıyorum.
“Üç Noktanın SöylediÄŸi”nin tadının hala damağımızda olduÄŸunu belirterek, kitap raflarında ne zaman eski yazıların derlemesi olmayıp münhasıran hazırlanmış bir deneme kitabınızı görebileceÄŸiz? (Hasan Hüseyin Almaz – Ankara)
Okuyucu haklı… İstanbul’a nakletmemin bir sebebi de bu. Çünkü okuyucuya borçlandım ve eski yazılardan oluÅŸmuÅŸ kitapla artık çıkmak istemiyorum. Epey zamandır da kitap hazırlamadım. Bir iki projem var. Yani onların istediÄŸi gibi, daha önce yayınlanmamış ve bir konu etrafında toplanmış yazılardan oluÅŸan birÅŸeyler hazırlamak istiyorum. İstanbul’a biraz bunun için geldim ve bunun için emekliye ayrılmayı düşüdüm. Yani daha çok yazabilmek için…
Tarihin romanlaÅŸtırılmasını nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz? Kemal Tahir’in tarihi olayları konu alan romanları hakkındaki fikirleriniz nelerdir? (Recai Bayram – İstanbul)
Kemal Tahir’e büyük saygım var. Bir tarih de ancak romanlaÅŸtırılabildiÄŸi ölçüde kitlelere malolabilir, anlaşılabilir. Çünkü edebiyatın tarihi konu olarak seçmesi edebiyatı insanileÅŸtirir, onu esnekleÅŸtirir. Bizim tarihi roman edebiyatımız bu açıdan çok zengin deÄŸil. Kemal Tahir de bunun en iyi örneklerini vermiÅŸ kiÅŸilerden birisi, özellikle dönem edebiyatı konusunda. Çok deÄŸerli eserler vermiÅŸ bir insan. Hasseten yakın dönemle ilgili romanları, mesela, Osmanlı’nın kuruluÅŸ dönemini anlatan “Devlet Ana”yı çok baÅŸarılı saymıyorum. Ama “Esir Åžehrin İnsanları”, “Esir Åžehrin Mahpusu”, “Kurt Kanunu”, “Yol Ayrımı”, sonra enstitüler dönemini anlattığı “Bozkırdaki Çekirdek”, “Köyün Kamburu”, köy gerçeÄŸine yaklaÅŸtıran kitapları, döne döne okunması gereken, ama mutlaka okunması gereken eserlerdir. Bunlar ÅŸimdiden klasik oldu. Bunların yanına belki Tarık BuÄŸra’yı da koymak lazım. Tarık BuÄŸra da baÅŸarılı bir dönem romancısı.
Türk MüziÄŸi’nin günümüz icrası hakkında neler düşünüyorsunuz? (Murat Çorlu – İstanbul)
Türk MüziÄŸi hakkında bazı tespitlerde bulunayım, madem sordun: Türk MüziÄŸinde koral icraate ÅŸiddetle karşıyım. Türk MüziÄŸi tek solist üzerinden icra edilmesi gereken bir sanat dalıdır. Koral icraat ancak “Ahmet Bey de girsin, Mehmet Bey de girsin, efendim, onlar da bu faaliyette bulunsunlar” diye hoÅŸgörülebilecek bir ÅŸeydir. Koral icraat, insan sesini perdelerden esere katkı yapan birer esntruman gibi sayan batı düşüncesinin ürünüdür. Yani analitik bir ÅŸeydir o. Bizim müziÄŸimizde analitik düşünce, sesleri ayırıp, birbiriyle koordinasyon halinde, farklı perdelerde icra ederek olmuyor. Bizdeki analitik düşünce melodinin kendisinde gizli. O yüzden koral icraat Türk MüziÄŸi’nin ruhunu öldürüyor ve ortaya çok sıradan, iç bayıltıcı bir icra türü çıkarıyor. Nevzat Atlığ’ın yaptığı icra tarzını hiçbir zaman beÄŸenmedim, hiçbir zaman övmedim ve tasvip de etmedim. Koral icraatin hoÅŸgörülebilecek 2 yerinden bahsedebilirim: Birincisi fasıllardır. Fasılda okumak için de korist olmak deÄŸil hanende olmak gerekir. Bunların her birisi ayrı ayrı ses parlaklığına sahip insanlardır ve fasıl heyetinin ne demek olduÄŸunu bilen insanlardır. Yani her koristten fasıl mensubu çıkmaz. İkincisi, Mehter müziÄŸimizdir. İcra edilen Mehter müziÄŸini “rezil” olarak nitelendiriyorum. Yani çok rezil bir icra yapıyorlar. Burada belki rezil tabiri biraz ağır kaçıyor ama… Çok komik! Yani, nasıl komik: 1) Bu tarihi bir müzik ve tarihi kıyafet giyiyorlar. Peki ne kıyafeti giyiyorlar? Kalem efendisi kıyafeti giyiyorlar. Yahu Mehter bir savaÅŸ müziÄŸidir. Askeri bir müziktir. Efendim, katiplerin harp havası çaldıkları nerede görülmüştür? Hangi savaşçı o kadar büyük büyük kavuklar giyer? Yahu o kavukla sen düzgün yolda yürüyemezsin, bir yere takılır düşer falan… İkincisi, Mehter repertuarımız fukara denecek derecede dar. Basit melodilerden oluÅŸmuÅŸtur ve zannediyorum içinde hiç mehter havası yoktur. Bunların neredeyse tamamı -yine zannım üzerine konuÅŸuyorum- 19. YY, 20. YY’ın baÅŸlarında saÄŸdan soldan çırpıtırılmış eserlerdir. Ve zaten 3-5 tane… Çevire çevire bunları çalıyorlar. Mehter müziÄŸi korku ve haÅŸyet uyandırmak üzerine bina edilmiÅŸ bir müziktir, hamasi bir müziktir. Buna uygun ÅŸekilde saz düzenlemelerinin yapılması lazım. Buna uygun ÅŸekilde kıyafetlerin düzenlenmesi lazım. Buna uygun ÅŸekilde yeni repertuarın bestelenmesi lazım. Bizde bestekar Allah’a şükür kıt deÄŸil, iyi bestekarlarımız var. Bu adamları yönlendirirsiniz, rica edersiniz, para verirsiniz, birÅŸeyler yaparsınız, icabında tehdit edersiniz, dersiniz ki “bize mehter formunda eserler yaz”… Ve bu iÅŸi belediyelerin elinden kesinlikle alırsınız. Öyle soytarılık olmaz! “Bilmem ne İmam Hatip Lisesi Mehter Takımı”… Yok kardeÅŸim, sen düşmanı böyle korkutacaksan lütfen dur! Düşmanın mehter fikrini zihninde canlandırması daha korkutucu birÅŸeydir, sen bunu maddileÅŸtiriyorsun. Yani belediyelerin yaptığı, liselerin yaptığı basit de, askeri müzede falan yapılanlar çok mu daha iyi, deÄŸil. Bu iÅŸi -benim gibi kenardan konuÅŸan deÄŸil de- esaslı bir surette bu iÅŸten anlayan adamları bir araya getirip, bir fikir jimnastiÄŸi bir fikir fırtınası estirmelerini saÄŸlamak lazım. Bu iki branÅŸta koral icraate müsaade vardır, bunun haricinde yoktur. Melodilerimizin parlaklığını ve onların fikir taşıyıcılığını müzik eserlerinde özellikle vurgulamak lazım. Böyle icralar yapmak lazım.
TRT’nin icralarını nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?
Zaten bu tenkitlerimin büyük bir kısmı TRT icralarına dönük ÅŸeyler. Mesela serbest piyasada pek bu hataları yapmazlar kolay kolay. Yani 20 tane adamı aynı yere sokup, aynı eseri söyletmezler, sazlar da aynı partileri çalmazlar. Becerebiliyorsan çok sesli müzik yaparsın, beceremiyorsun. Sen oraya 40 tane korist soktun, baritonlar bunlar, baslar ÅŸunlar diye ayırıyor musun? Yoo, herkese aynı partiyi veriyorsun, okuyorlar. E, sazlar da aynı ÅŸeyi yapıyorlar. Bundan çıkan mana nedir? Sen demek ki koristleri memnun ediyorsun. Ama dinleyicine çok büyük kötülük ediyorsun. Türk MüziÄŸi’ni bu zannediyorlar, bu deÄŸil…
Bu meyanda TRT’nin Türk MüziÄŸi’ne fayda veya zararından söz etmek gerekirse, neler demek gerekir?
TRT Türk MüziÄŸi’ne çok büyük hizmet etti, onu da belirtelim. Çünkü konservaturın kapalı tutulduÄŸu, yasak olduÄŸu bir dönemde Türk MüziÄŸi’nin taşıyıcılığını yaptı ve konservatuarlığı görevini gördü. Bu hizmeti inkar edilmez, bunu inkar eden de nankördür. Ama, bu demek deÄŸil ki TRT’nin yaptığı her ÅŸey doÄŸrudur, deÄŸil! Mesela TRT yıllarca Yurtten Sesler programları yaptı. Yani Anadolu’dan derlenmiÅŸ türküleri notaya çektiler ve gerek solistlere gerek koroya okuttular. Bu bir hizmetti, bu büyük bir hizmetti ama aynı zamanda da büyük bir kötülüktü. Şöyle bir kötülüktü; çok kötü bir icra yapıyorlardı. Yani sekiz tane baÄŸlama diziyor, bir tane darbuka koyuyor, arkasına 20 kiÅŸi geçiriyor, önüne bir ÅŸef geçiriyor, hadi es’len beraber baÅŸlıyorlar. Rezalet bir ÅŸey, çekilmez! Bunun nasıl çalınıp, nasıl icra edileceÄŸini daha sonra serbest piyasadaki sanatçılar özel ortamlarda, özel stüdyolarda icra yaptıkları zaman saÄŸlam ve serbest bir kafayla, nasıl parlak icra edilebileceÄŸini gördük. Bugün mesela zeybeklerin bir yükseliÅŸi, bir parlayışı var. Zeybeklere dikkatimiz celbolundu. Niye? TRT’nin icralarında da kıyamet gibi zeybek vardır. TRT icrasını dinleyin, mesela 60′lı yıllarda, bir de mesela bizim iyi baÄŸlamacılardan veya zurnacılardan birinin çaldığı zeybeÄŸi dinleyin. Arada uçurum var. Ama melodik yapı aynı. TRT hem büyük hizmet yaptı hem de istemeden bu hizmeti belli bir yere kadar yaptı. Kötü niyetli niyetinden deÄŸil, beceremediÄŸinden.
Åžu an TRT’yi nasıl buluyorsunuz?
Åžu anda çok seyretmiyorum ama TRT’de çok olumlu geliÅŸmeler var. Ama TRT tabi seyirci avlama kaygısına düşeliberi eski TRT gibi davranmıyor. Yani TRT, Fransız Akademisi gibi birÅŸeydi tek kanallı yıllarda. Türk kültürünü özellikle Türk MüziÄŸini bekleyen bir mabed bekçisi gibiydi. O yüzden tutucu idi, hem hizmet yapıyordu hem de geliÅŸmeleri engelliyordu. Burda suçlayıcı olmak istemiyorum tabi. Ama çok büyük hizmetler yaptılar ve en azından hafızamızı zabtetmiÅŸ oldular. Hizmet edenlerden Allah razı olsun.
Son olarak, ahmetturanalkan.net sitesiyle ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Vallahi bu siteye ara sıra uÄŸruyorum. Renksiz bir site… Tek sesli bir site… Ve hiç eÄŸlenceli bir site de deÄŸil. Tek kiÅŸinin görüşlerini aksettiriyor. Gerçi okuyucu görüşlerine de yer veriyor ama, çok eÄŸlendirici olmadığını kabul etmeliyim. 2 olumlu tarafı var: Bir, ticari bir boyutu yoktur, reklam almıyoruz. İki, bu iÅŸi yapanlar hasbi çalışan, hasbi olarak bu iÅŸi üstlenen kiÅŸiler. Kendilerine bu vesileyle çok teÅŸekkür ediyorum, çünkü bu yaptıkları iÅŸ parayla yapılacak bir iÅŸ deÄŸil. Yani, elalem tatil yapar, bayram yapar, gezmeye sinemaya gider, bunlar sabahları zannediyorum ilk iÅŸ, yazıları siteye koyuyorlar.
Sitemizin takipçilerine bir mesajınız var mı?
Vallahi bizim sitenin, biliyorsunuz hiçbir profesyonel tarafı yok. Tamamen hasbi bir ÅŸey… Yani bu iÅŸten ne ben ne de siteyi yapan arkadaşım para kazanmıyor. Sadece ÅŸunu rica ediyoruz: İyi dileklerde bulunsunlar bizim için. Bu herhalde anlamlı bir ÅŸey olur. Bizim için iyi dileklerde bulunursanız memnun oluruz.
- BİTTİ -
Yorumlar
Harika bir söyleÅŸi olmuÅŸ. Sayın Alkan’ın 6. ÅŸehirden çıkıp 1.ÅŸehire transferi de İstanbul’da yaÅŸayan biri olarak beni ziyadesi ile memnun etti. E madem öncelikli amaç daha fazla yazabilmek, o halde yeni kitapları 1.ÅŸehirde bekliyor olacağız…
Okuyucusuna bu kadar deÄŸer veren onları bu kadar önemseyen baÅŸka bir yazar varmıdır bilemiyorum..BaÅŸtan sona sizi biraz daha tanımak adına heyecanla izlediÄŸim bu çalışma önemsendiÄŸimi hissettirdi bana…Bizler siz yazdıkça okumaya devam edeceÄŸiz inÅŸallah..Sizlerde yazılarınızla biz okur/kaari/kaariye/kaari güzin:)’lere farklı düşünce kapıları açmaya devam edersiniz inÅŸallah..
Sevgiler.
Dualarımızda olacaksınız hocam..
İşte ÅŸu demde kelam sırra dokunuÅŸ bulunuyor. Aziz yazarın Aziz kaarilerine verdiÄŸi kıymet ve ihtiram iÅŸ bu söyleÅŸide de kendini izhar ediyor. Belki mülakatın tarzına, görüntüsüne, sesine pek çok eleitiri getirilebilir – haddi zatında sitenin editörünün de aklında bunların dönüp dolaÅŸtığına aÅŸinayım – ancak söylenecek her söz bu mülakatın bir gereklilik olduÄŸunun gölgesinde kalacaktır.
Selamlar tüm ehl-i kalblere olsun.
Emeği geçenlerin ellerine sağlık.Ahmet Hocamızın bu pek değerli kaydını seyredebilmek sonunda bizlere nasip oldu.Ayrıca,Hocamızın kameraya alışık olmayışı ve de mütevaziliği dikkatten kaçmaması gerek hususlardan.Görüntülerin parça parça olmasının iyi tarafları olduğu kadar kötü yanları olsa da beklediğimden daha ustaişi bir çalışma olmuş.Tebrik ediyorum ve çok çok teşekkür ediyorum.Tabii kıskandığımı da belirtmek isterim.Mülakatı yapanların yerinde olmak isterdim doğrusu.Sonuç olarak Hocamızdan ve bu mülakatı bize ulaştırmada vesile olanlardan Allah razı olsun.
teÅŸekkürler hocamıza ve emeÄŸi geçenlere…
Ama hocamızın İstanbula gidiÅŸine bir yandan üzüldüm, o da;Anadolunun bir ÅŸehrinden tüm Türkiye’de etkili ilmi ve edebi çalışmaların yapılabildiÄŸini ortaya koyuyordu ve akademisyen olarak kalması daha sevidiriciydi. DiÄŸer yandan sevindim, çünkü merakla beklediÄŸimiz yeni kitaplarına kavuÅŸabilme ihtimalimiz arttı.
Saygılar sunuyorum Hocamıza…
Sayın Alkan’ın Sivas’tan ayrılışına üzüldüm.Benim için Sivas Ahmet Turan Alkan demekti.Bizim fikir ve sanat dünyamız demek ki hala İstanbul sınırlarını aÅŸamıyor.Halbuki ben İstanbul’u Türk-İstanbul kılacak deÄŸerlerin Anadolu rüzgarları olduÄŸunu düşünürdüm.VadettiÄŸiniz kitapları gerçek bir hasretle bekliyoruz.Okuyucu anketinde en çok beÄŸenilen eserleriniz içinde 6.ÅŸehrin yüzdesi dikkat çekiyor.Bu eseri kaç kez okuduÄŸumu bilemiyorum.Her okuyuÅŸumda mesut oluyorum.Sivas nire Kütahya nire.Buna raÄŸmen yaÅŸantıdaki benzerlikler millet denilen varlığa beni daha çok baÄŸlıyor.Kaleminize saÄŸlık ve güç diliyorum.saygılarımla.
Nevzat Atlığ konusunda bir kez daha düşünebilir miyiz.Klasik Türk musikisinin ilmi olarak tespitini sayın Atlığ’a borçlu deÄŸil miyiz? Evet koro halinde okumak eskiden bizde yoktu.Ama 40-50 kiÅŸinin bu terbiyeden geçmiÅŸ olması sevinilecek bir ÅŸey deÄŸil midir? Öz musikimizi yaÅŸatmak ve yüceltmek adına bu kadar fukara bir ortamda Nevzat Atlığ çok büyük bir iÅŸ baÅŸarmamış mıdır?tekrar saygılar…
Sevgili hocamın yazılarıyla sitemizin Genel Yayın Yönetmeninin ısrarlı tavsiyesi ile tanıştım. Açık konuÅŸmalıyım daha önce kendisini tanımıyordum ama tanıdıktan sonra kendisinin müthiÅŸ bir hayranı oldum. Allah ebeden razı olsun, saÄŸlık sıhhat ve afiyet versin. EmeÄŸi geçen bütün dostlara minnettarız…
Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum, elinize sağlık; güzel olmuş. Sayın ATA hocamıza da sabırla soruları cevaplandırdığı için ayrıca teşekkür ediyorum.
“iyi dileklerde bulunuyoruz”:))-hani gecenin ÅŸu saatine kadar yayınlanan röportajı severek, merakla izlediÄŸime göre, ve benim gibi düşünen arkadaÅŸlarım olduÄŸunu da bildiÄŸime göre emin olun “hasbi”liÄŸimiz karşılıklı-
selam ve dua ile…
siz sonuna bitti demiÅŸsiniz ama ben bunu “baÅŸladı” sayıyorum.
böyle bir çalışmaya sadece teşekkür etmek belki çok yetersiz kalıyor. gönül isterdi ki bizler de teşrik-i mesai edelim ama madem iyi dileklerimiz yetecek; allah razı olsun efendim, hakkınız helal edin.
bu mealde soru soran bütün okuyuculara da teşekkür etmek gerekir.
ahmet bey’i lise yıllarından beri (yani epey uzun sayılabilecek bir zamandır) takip etmeye çalışan biri olarak sesini ilk defa duymuÅŸ olmak da benim için ayrı bir güzelliktir.
velhasıl, hem ahmet bey’e hem size çok teÅŸekkür ederim kendi adıma…
Emeği geçen herkese teşekkürler.. çok güzel bir çalışma olmuş. engin görüşlerini bizlerle paylaştığı içinde hocamıza sonsuz teşekkürler.
HOCAM İSTEMEYEREKDE OLSA SİZİ TENKİT EDECEĞİM..
Hocam çok Rahatsınız..inanılmaz derecede sakin ve dahi ılık suda olma özlemi içinde bir haliniz olduğu izlenimi aldım..
“”istidradi : “iki nokta arasındaki uyum konusunda beceriksizim..sayenizde bunuda aÅŸacağım..inÅŸallah. :)”"”
sorulan sorular sanki sizi rahatsız ediyor..okuyucuyu hep başka şeye itiyorsunuz.. zannediyorum bir iki konu hariç soru soranların istediği cevapları bulabildiğini sanmıyorum..Türk müziği v etrt konusunda verdiğiniz cevap o hariç tuttuğum konulardan birisi..
ne takdir etme konusunda nede muhalif konuda bizi tatmin etmediniz..hep topu taca atıyorsunuz.. herhalde siyasete yaklaşıyorsunuz.. size göre olmadığını bilsemde suya sabuna dokunmaz cevaplarınızı bi yere koymak için siyaset dedim..
Kemal Tahir ve Ferit Devellioğlu beyefendileri cömertçe takdirde etmişsiniz..neden aceba diyeceğim ama o zamanda oku araştır kararı kendin ver dersiniz herhalde..
ama hayret etiğim bir konuda şu : bu kadar siyasetin ve şahısların isimlerin kurumların konuşulduğu zamanda köşe yazısı yazabilmeniz çok olsa gerek..isim kurum zikretmeden suya sabuna dokunmadan kimseyi takdir etmeden ve de eleştirmeden yazmak çok zor olsa gerek..
okuyan yazan ve dahi konuşan insanoğlunun yani bizlerin ennn büyük sıkıntısı geçim olmasına rağmen ennn çok dillendirdiğimiz konu siyaset olması sizin işinizide zorlaştırıyordur..
o yüzdendirki sizi anlamayanlar çıkıyor..ve sizi üzüntülere garkediyor..
ama yinede sizi anlayanların hatrına yazmaya devam edin..yinede rahat olun..sizi takip eden bir kitle var..yazmasada sizden etkilenenler çok fazla vede sayıları artıyor..
yazmaya çalıştığım ÅŸeyler içimden geldiÄŸi gibidir..konu bütünlüğü yok.. ufak tefek düzeltmeler yapsamda geneline bakmıyorum.. konu hakındaki duygularıma ve beceriksizliÄŸimede dokunmuyorum..rutuÅŸ doÄŸrudan uzaklaÅŸtırır… kimlik üzerinde yapılan karalama düzeltme gibidir..siz yazdıklarımızdan bize puan veriyorsunuzdur..bu puan gerçekçi olsun diye gözümü kapatıp gönder düğmesine basıyorum..
Üstadım sizi 10 yıldır takip ediyorum. Ama ses tonunuzu ilk defa duydum. Gerçekten umduğumdan da babacan çıktınız. Vesselam.
Mükemmel bir çalışma, kusursuz ve en önemlisi çok samimi. Murat Bey’e ve ve Ahmet Hoca’ya bu güzel sohbetlerini bizlerle paylaÅŸtıkları için teÅŸekkürler.
Saygılarımla
bu guzel soylesıyı bızlere aktaran arkadaslardan ve dusuncelerını bızlerden eksık etmeyen hocamdan allah razı olsun.
Hocamla hemşehri olmamıza ve aynı şehirde yaşamamıza rağmen tanışma şerefine nail olamadık;ama yazılarını sürekli takip ediyoruz.ALLAH kolaylık versin gerçekten çok zor bir iş yapıyor kendisi.Şehrimizi terk etmesi bizi ziyadesiyle üzdü;ama ne yapalım kader.Biz de hasretimizi yazılarıyla gideririz.Bu mülakat gerçekten çok güzel olmuş emeği geçen arkadaşlara teşekkürler !!!!
Böylesine samimi, böylesine sıcak… tıpkı yazılarındaki gibi. Degerli hocamızın yazılarını ve kitaplarını 8 yıldır takp ediyorum. Hep düşünürdüm ne zaman kendisini de göreceÄŸim diye. Rabbime şükürler olsun. Nasip burda görmekmiÅŸ. İnÅŸaallah devamı gelir.
söz konusu insan Ahmet Turan Alkan beyefendi olunca yapılan bu çalışmayı takdirle karşılamamak mümkün deÄŸil tabi…ÅŸimdi ÅŸunu da ifade etmek gerekir ki yazı ile söz arasında büyük farklılıklar var. BeÅŸir AyvazoÄŸlu’nun da dediÄŸi gibi sanki o fasih yazılar baÅŸka bir kalemin eseri. üstad konuÅŸurken daha yavaÅŸ daha sakin ifadelerle meseleleri tahlil ediyor. kendisini EskiÅŸehir’de de dinleme fırsatım olmuÅŸtu ve aynı kanaatle ayrılmıştım konferanstan.haddim deÄŸil ama ben Ahmet hocanın yazmasından yana olanlardanım.ama bu çalışmayı da okuyucular açısından baÅŸarılı buluyorum. emeÄŸi geçen arkadaÅŸlara teÅŸekkürler.
Bu iste emegi gecenlere ve sayin Ahmet Turan Alkan’a cok tesekkur ediyorum. Kendisini 10 yildir araliksiz takip ediyorum, sesini ancak simdi duymak nasip oldu. Yeni kitap projeleri oldugunu ogrenmek de beni cok memnun etti. Allah’in izniyle nice yillar daha kitaplarini ve yazilarini okumak isteriz.
tek seferde ve bir solukta hem okudum hem dinledim,uyku tadında br çalışma olmuş(saat 03:50 belki bu sebepten mütevvellid)evvelen bizat Kıymetli Hocama ahirinde bu çalışmada emeği geçen herkese çok teşekür ederim.
merhaba, okul kütüphanesinde 6. şehri aldım sizi hiç tanımıyordum kitabı o kadar beğendimki sizinle aynı yaşta olan babama da okumasını tavsiye ettim. sonra gazeteye abone oldum ve şimdi 3 yıldır eğer yazmışsanız mutlaka sizin köşenizle başlıyorum.okuduktan sonra yaa bu adam bir mükemmel diyorum ara sıra sizi kıskanıyorum keşke benimde böyle bir yeteneğim olsa diye. hep merak ettiğim bir şey var sürekli espiriler patlatarak ortalığı kırıp geçiren biraz haylaz birimisiniz fotoğrafınızı (gazetedekini) görünce size hep gülümsediğimi farkediyorum. bu arada babamın kitabınıza yorumu:ne sivası canım bu adam resmen bizim çocukluğumuzu yazmış dedi. hoşçakalın
BU TOPRAKLARIN TÜRKÜSÜ
Fikir dünyamız BeÅŸir AyvazoÄŸlu’nun ‘Adam Var…’ isimli bir yazısında belirttiÄŸi gibi müsvette ÅŸahsiyetlerle dolu. Şöyle tarif eder onları: “Adam var; büyük yazar geçinir, fakat kullandığı Türkçenin karikatürüdür; konuÅŸmaz kekeler, yazmaz, karalar. Fikri dört bir tarafından kuÅŸatıp kavrayan tek bir cümlesi yoktur. KurabildiÄŸi cümleleri, mantıklı bir düzen içinde birbiri ardınca sıralayamaz. Çünkü bu cümleler düşünce ürünü deÄŸil, devÅŸirmedir. Düşünmeye vakti yoktur; ama görevi icabı çok düşünüyormuÅŸ gibi yapar. Okumaz; ama kütüphaneleri yutmuÅŸtur.”
Bu toprakların güfte ve bestesini karakterinde birleştirmiş nadir bir entelektüel olan sayın Alkan ağabeyimiz ile yapılan bu mülakata emeği geçenleri tebrik ediyorum.
Otuz küsur yıllık hayatımın yaklaşık 15 yılında hep onun yazıları olmuÅŸtur. Ondan, son yıllarda ara verdiÄŸi deneme yazılarını ve Türkiye’ye dair makalelerini tekrar bekliyoruz. Kitaplarını birkaç kez aynı hevesle okuduÄŸum usta bir kalemdir. Günlük ve haftalık yazılarını ise okumadan geçmek ne mümkün?
Eleştiren arkadaşlar bence biraz daha titiz davranmalılar.
Bir Sivaslı olarak, onun da Sivaslıların çoğu gibi İstanbullu olmasına üzüldüm. İnşâllah bu mega şehir onun kalemini daha da kuvvetlendirecektir.
O Türkçe’nin bugün sayısı çok az olan fikir işçilerindendir.
Saygı ve muhabbetle kalın.
Hocamızı yakından tanıma imkanı verdiğiniz için çok teşekkürler. Konular hakkında görüşleri bir çırpıda okunacak kadar zevkli ve sürükleyiciydi. Videoya çekilmesi ise alkışlanacak bir olay, kendisini gerçekten hareketli bir şekilde görmemiştim. Kendimi daha yakın hissettim diyebilirim :)
Emeklerinize saÄŸlık tekrar…
*** Ahmet Turan Aklan ’a ***
Yüreği polat er, Ahmet Turan Aklan,*
Sivas elinde han, gül gönlü civan,*
Selçuklu ser diyar, doğduğu gül mekan,*
Edip ve muharrir, söz, özü bir yaran.*
***
Çala kelam yazmaz, fikrine nur doğmuş,*
Zihni pek diridir, zikrinde Hayy kulmuÅŸ,*
Gözü pek yiğittir, mazlum taraf olmuş,*
Ülkücü meşrep öz, hamur cenk yoğrulmuş.*
***
Aşık Uslu Der ki, Sivas, Tokat bir kan,*
Sürç-ü lisan eyler, hemşerin zar ozan,*
Helal eyle Hakkın, dua buyur gül can,*
İnşallah Hak dostu, selim ola mizan,*
***
Aşık Uslu Niksarî (Zübeyir Güngör Uslu)
Ayyıldız Fm & http://www.ayyildizfm.com
Gen.Yay.Yön. ( 0542.423 00 56 )
11/26/2008 13:04 Samsun
Yazarın yazılarında sigara ile bir muhabbeti varmış gibi bir hise kapılıyor okuyucu. ( Bu durumdan rahatsız olduÄŸum veya sigara içme dürtüme biÄŸr destek aradığım için deÄŸilde sadece meraktan soruyorum: Yazar sigara kullanmakta mıdır? Yoksa yazılarda ki sigara deÄŸinmeleri de “yanında tüp bulundurma” metaforu gibi edebi bir abartmadan mı ibarettir. Ve nihayetinde sigara hakkında bence deÄŸerli görüşleri nelerdir?
hocamızın 12 yıldır gazete ve dergilerde ki yazıları ile sıkı takipçisi kitaplarının ilk okuyucularından olmama rağmen kendilerinin ilk defa uzun uzadıya samimi bir sohbetini seyretmek nasip oldu. doğrusu internetle aramın çok iyi olmaması nedeni ile bu siteyide pek takip etmiyordum. hocamızıda zaten gazete ve dergilerden takip ediyorduk. fakat gerçekten iyi bir ropörtaj olmuş. bundan sonra sanırım daha sık ziyaret edeceğim bu siteyi .
bu arada ahmet turan beyinde istanbula taşındığını öğrenmek beni mutlu etti . mutlu etti etmesine ama hani bundan sonrada onun pek göz önünde olacağına dair bir iÅŸaret alabilmiÅŸ deÄŸiliz. olsun öğrencileri onun bire bir öğrencisi olma imkanını kaybetmiÅŸlerse de biz daha fazla nasipleneceÄŸiz hocamızdan. Allah ne zaman nasip eder bilinmez ama hocamızın kaleminden ‘ki planları arasında roman yazmanın olduÄŸunu söylemiÅŸti bir ropörtajında’ çıkacak romanı da sabırsızlıkla bekliyoruz.
bu sitede başta murat bey olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Hep merak etmiÅŸimdir; Ahmet Turan Alkan neden Sivas’ta ikamet eder? (Bu soruyu daha çok Sivaslı olanlar anlayabilir deyip geçersek…)1959 dan beri İstanbul da yaÅŸayan Sivaslı bir ailenin evladı olarak sorardım bu soruyu. Altıncı Åžehir’i okudum Sivas’da da bulundum lakin bu memleketin bir yazara ilham verecek yanı yok gibi.. Ama olsun Ahmet abimizin Sivaslı olmasıyla da az övünmedik :) Meramım Sivas’ı kötülemek deÄŸil bilakis o bozkır memleket ne yiÄŸitler yetiÅŸtiriyor bunun altını çizmek HoÅŸgeldin Ahmet Turan Alkan rüya ÅŸehir İstanbula… Bu röportaj için arkadaÅŸlara teÅŸekkür ettik. Büyük dertten kurtardılar HAKİKATEN:)
Hocam emekli olmanıza üzüldüm.Sizin derslerinizi hatırlarımda ders saatinin dolmasını istemezdik.her bir ders konferans niteliÄŸinde dolu dolu geçerdi.Bir o kadarda bizlere farklı düşünce yollarına sevk ederdiniz.Yoklama almadığınız halde sınıf dolu olurdu.SaÄŸlık olsun hocam iibf. çok ÅŸey kaybetti .Yeni çalışmalarınızı merakla bekliyorum. Saygılarıma …
Hocamızı ilk olarak Altıncı Åžehir’le mi okudum yoksa basılan yüksek lisans tezi ile mi karıştırıyorum. Lakin Altıncı ÅŸehrin baba memleketim olması hasebiyle daha bir yakın bulmuÅŸtum o zamanlar. Hatta bir mektup yazmıştım kendisine bir üniversite öğrencisi olarak; el yazısıyla uzunca bir cevap dönmesine hem ÅŸaşırmış hem de sevinmiÅŸtim; aynı zamanda o güzelim el yazısı ve kendi el yazımı mukayese edip kıskançlıkla karışık bir utanma duygusu da basmıştı içimi. Bilmem hatırlar mı, sonrasında divan edebiyatından beyitlerinden oluÅŸan bir kart da atmıştı bana. Halen duruyor olmalı kitaplarımın birinin arasında.
BeÅŸinci Åžehre (yukarıda İstanbul için 1. ÅŸehir denmiÅŸ ama gönüllerde öyle olsa da sıralamada 5. diye biliyorum :) )kendisinden uzunca bir süre evvel gelmiÅŸtim 1. ÅŸehirden (Ankara). Hatta askerlik dönemimde bir konferans/açık oturum için İstanbul’da (1996-97 kış dönemi idi) olacağını okumuÅŸ ve aynı güne denk gelen nöbetim nedeniyle üzülmüştüm. Sonrasında kar kış nedeniyle konferansın iptal olduÄŸunu öğrenmiÅŸtim. Yok hayır, sevinmedim; üzüntüm hafifledi sadece. :)
Siteden haberim yoktu. Bu mülakat sebebiyle gönderilen bir linke tıklayınca öğrendim. Yazı olarak okudum sadece mülakatı. Emeği geçenlerin ellerine sağlık. Diğer sayfalara da bakacağım bu vesileyle.
Hocamıza saygıyla, iyi ki İstanbul’a geldiniz.
Dip Not: Videoların site sunucusunda olmasından ötürü zaman zaman aşırı yüklemeden ötürü site ile bağlantı kesiliyor.
[...] memnun olacağını yazdı. Biz de derin bir oh çekip aklımıza gelen talepleri saydık. “Okur Mülakatı“ bu taleplerden biriydi ve o da kabül [...]
Sevgili hocamızı üniversitemizden farklı bi yerde dinlemek beni çok duygulandırdı. Onu tüm kamu yönetimi bölümü olarak çok özledik.Derslerini dinlemeyi çok özledik. Sevgili hocam fakültemiz sizden sonra da çok çok kan kaybetti. Sizi tekrar fakültemizde ziyaretçi olarak görmek istiyoruz. Bir panelle görüşmek,sizin sohbetlerinizi tekrar dinlemek istiyoruz.Saygı ve hürmetlerimle sevgili hocam…
6. Şehir i okuyarak tanıdığım Ahmet Turan ALKAN Keşke Sıvasımıza kültürel çalışmalarda da destek olsa hemşehrisi olara çoook memnun olurum heeey Sivas HEEEEEY NELER ÇIKMIŞ KOYNUNDAN DA NE HALDESİN
İstanbul’a taşındığınızı dün öğrendim. Bu siteyi de dün ziyaret ettim. Hayırlı olsun. Taşınmanızdan sonra gazetedeki veya Aksiyon’daki ilk yazınız İstanbul üzerine olsaydı keÅŸke. Bu taşınmanın ve İstanbul’da misafir deÄŸil mukim olarak bulunmanızın sizdeki tesirlerini öğrenmek hoÅŸ olurdu. Belki de yazdınız da genelde takip ediyor olmama raÄŸmen ben kaçırdım. Tekrar hayırlı olsun.
EmeÄŸi geçen herkesten Allah razı olsun. Hocamızı daha yakından tanıma fırsatı vermesi açısından harikulade bir çalışma olmuÅŸ…
Hocam, sizin de fikir, akıl ve beden sağlığınızın devamını diliyorum. Allah işinizi rast getirsin.
Elimden geldiÄŸince sizi takip etmeye özen gösteriyorum hocam. Günaşırı, yazılarınıza teÅŸekkür etmek bir borcumdur ama ÅŸimdilik, maalesef bu imkana sahip deÄŸilim. Åžu kadarını söylemek gerekir ki, yazılarınızı takip eden yüz insandan bir tanesi size ulaÅŸabilme imkanı buluyordur ve yorum yapıyordur! Siz, hafizanallah, olmaması durumunda yeri doldurulamayacak bir kertede duruyorsunuz. Her yazınız, her kitabınız için teÅŸekkür ederim, Allah razı olsun…
Gazete yorumlarınızı ve pazar yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum.Bana düşmez ama yazdığınız her yazınız için Allah razı olsun.Gazete arşivlerinden de çok aradığım bir yazınızı bana ulaştırabilirseniz çok sevinirim.Yazınızda misyoner iki kişinin bu düşünceleriyle insanlara ulaşmayı planlarken bir tanesinin farkında olmadan müslüman olmasını anlatıyordunuz.Emeğiniz için çok teşekkür ederim.
İlk zamanlarda arkadaÅŸlarım sizi okuduÄŸunu çok güzel yazdığınızı söylerlerdi. Bir iki yazıyı kafamın dingin olmadığı bir zamanda okumuÅŸ olmalıyım ki “ne buluyorlar bu ÅŸahsın yazısında” dedim. Daha sonra ısrarlı övgülere dayanamadım ve okumaya baÅŸladım. KeÅŸke ilk yazısından itibaren okusaydım dedim. Altıncı ÅŸehir kitabını ünv. 1. sınıfta Latif hocamız bize ödev olarak vermiÅŸti. Kendisi üsküdarda oturmaktadır. Belki Ahmet hocamızla karşılaÅŸma tanışma fırsatı bulurlar. Çünkü ikisi de üsküdarda oturuyor. Yazılarınıza ömrünüz yettiÄŸince devam etmenizi diliyor yeni yılınızda saÄŸlık mutluluk ve bereket temenni ediyorum.
Güzel bir mülakat olmuş, hocamızın yazmaya daha fazla zaman ayıracağına çok sevindim. Hocanın pek çok kitabını severek okudum ancak, 6. şehrin tadını verecek kitapları inşallah göreceğiz.
Sağlık ve mutluluk diliyor, saygılar sunuyorum
Bir sivaslı olarak hocamızın 6. şehrimizden ayrılması bizi derinden üzmüştür.. Sivas bir değerini mevcudiyet anlamında kaybetmiştir ve bunu hissetmektedir..
Hocamın mülakatı hakkında yorum yapmak benim haddime değildir ancak çok faydalı bulduğumu ve ciddi bir ilmi-edebi haz aldığımı belirtmek isterim.. sitenin kuruluşunda ve mevcudiyetini sürdürmesinde emeği geçenleri ve mülakatı tertip eden heyeti yürekten kutlarım..
selametle kalınız..
Süpersin Ahmet abi. Yazıları 1-2 defa okudum çok ilgi çekici. Başarılarının devamını diliyorum.
Ahmet Turan Alkan tiryakisi bir okur olarak günleri ikiye ayırıyorum(onun yazdığı ve yazmadığı)okuyucuyu da istemeyerek olsa da iki sınıfa ayırıyorum(ki onun zevkini okuyanlar bilir acısını okumayanlar ne yazıkki anlayamazlar ) Müslüman ve Türk olmaktan sonraki üçüncü talihimdir kendisi benim biricik A.T.A m selam ve dua ile…
Ahmet Turan Alkan Hocamızı ‘6.Åžehir’lerden biri olan Bayburt’tan takip edenlerdenim. Her yönüyle çok güzel ve doyurucu bir söyleÅŸi olmuÅŸ. Site yöneticilerini kutlar, baÅŸarılar dilerim. Hocama da sıhhatli uzun ömürler dilerim.
izlerken yeri geldi gözlerim doldu. yaa hocam ben sizi seviyordum ama bu kadar özlediğimi bilmiyordum. odanıza girerken kapı önünde korkumdan hatim indirecek kadar sizden çekinen, hocam acaba bana kızar mı kızarsa çok üzülürüm diye endişe eden başka bir öğrenciniz oldu mu bilmiyorum ama sizin varlığınız güzeldi. sizinle tez yazmak da güzeldi, sizden fırça yemek de. ben Ahmet hocayla tez hazırlıyorum havasını da yaptım bi ara hocam. sizinle çalışmanın onurunu tatlı tatlı şımararak taçlandırdım. kusuruma bakmayın.
şimdi nostalji yapıyorum da heyy gidi günler diyor insan. fakültemiz bir değerini kaybetti. öğrenciler bizim kadar şanslı değil. sizin gibi hoca zor bulunur. dünya gözü ile yine görürüm sizi inşaallah hocam.
Merhaba! Ya ben Ahmet Turan Bey’le yapılan bu röpoprtajı gayet baÅŸarılı ve güzel buldum. Ayrıca çok sevindim, Zira daha önce Ahmet Turan Bey’in sesini hiç duymamış, canlı olarak hiç görmemiÅŸ (küçük fotoÄŸraflar dışında), kiÅŸsel özelliklerine dair böyle ayrıntılı bir bilgi okumamıştım. Bu görüntülü röportajla bu imkanı elde ettim, çok teÅŸkkür ederim, emeÄŸinize saÄŸlık…
Sizi Üç Noktanın SöylediÄŸi adlı eserinizle tanıdım.Döne döne okudum.sonra Altıncı ÅŸehir..Elimde parçalandılar nerdeyse..Bi tutkuydu..Çok kuÅŸatıcı bir üslübunuz olduÄŸunu düşünüyorum.Bunu sadece “doÄŸuÅŸtan bir yetenek” diyerek açıklamanın yetersiz kalacağına inanıyorum.Ço iyi birgözlem Çok ciddi bir emek ve okuma var zannederim.İllaki yazar olmak deÄŸil maksadım ama zaman zaman anlayamadığım bir ÅŸekilde yazmak ihtiyacı duyuyorum.ama bir türlü olmuyor kafamda uçuÅŸan bir sürü ÅŸeyin arasından anlamlı iki satır çıkaramıyorum.nasıl baÅŸladınız nasıl yazmalı yada baÅŸlamalı dersiniz?okuyayım tam olayımda yazayım desek sonu yok zira.Baki selamlar….
Hocamiza vakit ayirdigi, sorulari sabirla cevapladigi icin cok tesekkurler. Konusulanlari yuksek kalitede kaydedip yayinlayanlarin da ellerine saglik. Atlantigin otesinden selamlar
hocam bursa dan yazıyorum size sormak isteğim soru osmanlımız hakkında ben merak ediyorum bize avrupayı örnek gösterenler oranın demokrasisini hedef olarak kendilerine şeçenler hiç oradaki krallıklardan bahsetmiyorlar biz niye osmanlımızı sarayda sembolik de olsa tutmadık geçmisimize sahip çıkmadık yanlış anlaşılmak istemem cumhuriyet güzel bir rejim ama bütün avrupada hala halk tarafından saygı görüyorlar bizde hain ilan edip kaçmış gösteriyoruz ama bazı gerçekleri sizin gibi ve mustafa armağan hocam gibi hocalarımızdan öğreniyoruz mesela ulu hakan mı kızıl sultanmı meselesi gibi her pazartesi samanyolu haber radyoda kemal gülen beyle takip ediyorum çevabnızı merakla bekliyorum allahın selemı ve bereketi üzerinize olsun
hocam ben sizin kendinizi nasıl yetiÅŸtirdiÄŸinizi merak ediyorum.biz gençlere dönüm noktası niteliÄŸinde bir tavsiyeniz var mı. ayrıca sizin öğrenciniz olmayı çok isterdim. ama nasıl deÄŸilmiÅŸ.saygılarımla….
Sayın Alkan’ı hemen hemen hiç göremediÄŸimiz kadar canlı gördük. HasbiliÄŸi de cabası.
Emeği geçen herkese teşekkür ederim.
Çok değerli bir çalışma olmuş gerçekten. İleride hazırlanacak bir Ahmet Turan Alkan arşivi veya belgeseli için önemli bir kaynak teşkil edecek diye düşünüyorum bu mülakat. Herkese Teşekkürler.
Tavırları duruÅŸuyla taktir ettiÄŸim bir insansınız. DeÄŸerli okur arkadaÅŸlarımızın soruları sayesinde aklımızdaki sorular cevaplandı…
Sayın Alkan,
Takip ettiÄŸim yazılarınızda Ergun Göze’den bahsettiÄŸinize rastlamadım eÄŸer varsa beni bağışlayın.Ancak,
aynı ÅŸehirin insanları olmanız, aynı idealleri paylaÅŸmanızdan dolayı amcamız Ergun Göze’nin yazılarınızda sadece “not,baÅŸsaÄŸlığından” daha önemli olacağını sanmıştım.
Eczacı İsmihan GÖZE
Ahmet Hocamızın gerçekten kaliteli ve mütevazı bir yazar olduğunu böylece öğrenmiş bulunmaktayım..Emeği geçenlere teşekkürler..
sayın hocam istanbulda olduğunuzu yakın bir arkadaşım kanalıyla öğrendim.Bilemezsiniz ne kadar bahtiyar oldum.istanbulu bilememekten yakınmışınız bir yazınızda ama
üsküdarda oturuyor olmanız bu şehri bilme konunsunda ki ilminizi ortaya koyuyor.ben sivastan öğrenciniz olmakla bahtiyar bir kulum.öğretilerinizle kişilik kavramımızı şekillendirdiniz.yüceliğinizin kutsiyetini tanıştırana hamd ve sena olsun.hürmetle ellerinizden öperim.
turan abi söyleşini bir solukta okudum. sohbet havasında geçen konuşmalarında kendini açık yüreklilikle eleştirmeni çok beğendim. sizin yokluğunuzda sizi eleştirirken haksızlık etiğimi anladım hakkını helal et. saygı ve sevgilerimle.



Emeği geçenlere şükranlarımı bildiriyorum. uzun zamandır sıkı takipçinizim, lakin bir süredir pek yorum eklemiyorum. çok güzel bir çalışma olmuş ama ben özellikle çay kısımlarına takıldım Hocamız biraz abartı demiş ama hakikaten bana nasip oldu odasında kendi demlediği çaydan içtim. hatta fazlası; sıcak pide yanında ise sivas çakısıyla dilimlenmiş beyaz peynir benim gibi vasata yakın bir öğrenci için mükellef bir sofraydı.. hiç unutmam.