Kâbe yollarında hayat arkadaşıyla beraber yürümek…

Hac ile ilgili yazılmış kitaplar, hacı adayları için çoğunlukla rehber işlevi gören kitaplardır. Hac’da gördükleri ve hissettiklerinden yola çıkarak orjinal ve suya sabuna dokunan tesbitler yapan pek fazla yazar yok ( Belki de hiç yok, cahilliğimi mazur görün). Bu anlamda Hac Günlüğü içeriği itibariyle nasıl bir yankı uyandıracak, yaramıza merhem olacak mı, yoksa tek bir kitaptan böyle bir etki beklemek abartılı mı olur?

Diğer İslâm ülkelerinde bir “Hac edebiyatı? kesâfeti olup olmadığına dair bilgim yok; bizde ise ancak bir kaç taneden ibaret galiba. Henüz hacca gitmemiş olanlar, hacca gidip dönenleri hep merak ve iştiyakla dinler, oralardan havadis sorarlar; bu, son derece tabii ve yerinde bir meraktır. Aslında Haccın fıkhi ahkâmı hakkında mâlumat veren hayli risâle neşredildi ama bu risâleler söz konusu merakı giderecek muhtevaya sahip değil elbette. Keşke bu hususta kaleme alınmış kütüphaneler dolusu külliyatımız ve farklı intibaların samimi bir dille anlatıldığı bir hac edebiyatımız olsaydı.

Hac Günlüğünü yayınlamak, karınca kararınca bu külliyat eksikliğini kapatmak gibi bir iddianın eseri değil; böyle bir iddia en hafif tâbirle edepsizlik olur. İtiraf etmeliyim ki çok yazan biri olarak hep kolay yazı türlerine karşı heves duymuşumdur. Futbol yazarlığı ve seyahatname kaleme almak ötedenberi bayıldığım yazı türleridir. Seyahata çıkarken İstanbul’dan edindiğim seksen yapraklı basit okul defterini doldurabileceğimden emin değildim zira günlük yazmak da kendine mahsus bir disiplin ister; nitekim öyle yarıda kalmış veya ilk birkaç sayfası karalanmış bir çok defterim vardır benim. Ama bu defa azm ettim ve mümkün mertebe günü gününe olup bitenleri not almak nasib oldu. Kısacası ve açıkçası günlüğü kendim için tuttum ve bu notları dönüşte küçük bir kitap tarzında yayınlamak hesabında değildim. Üstelik gazetem beni, Hicaz’dan gündelik intibalar yazıp yollamak göreviyle oralara göndermişti. Hicazdan gazeteye toplam yedi yazı göndermişim ki, cem’an seyahat iki hafta sürdüğüne göre iki güne bir yazı düşüyor. Dönüşte bu yazıların hayli ilgi gördüğünü öğrendim ve bu defa bu yazıların içini doldurmak, ayrıntılarla zenginleşleştirmek ve gazete yazıyısı üslubundan çok daha rahat bir ifadeyle gördüklerimi ve hissettiklerimi tanzim etmek istedim.

Hacc’a giden her milletten yüzlerce insan arasında pek tabii ki sanatçılar, bilim adamları, yazarlar var. Onların hac farizasıyla ilgili bir çalışma içinde olmamaları sadece diyanetin ve Suudi yönetiminin bilinçli çabasından mı kaynaklanıyor yoksa, sizin de buyurduğunuz gibi, sadece dini bir ibadet olarak algılanıp, sanattan, bilimden uzak tutulmasından mı?
Haccı ‘entellektüel vazife’ olarak görenlerin çoğalacağına dair ümidiniz var mı?

Hayır, okur-yazarların henüz haccın entelektüel vechesiyle ilgili bir kesif mesai içine girmemiş olmayışlarının diyanetle, Suudi yönetimiyle veya resmi otoritelerin tutumuyla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum; Türkiye’de hac, emeklilik çağına gelmiş, ununu eleyip de kalburunu duvara asmış varlıklı insanlaın ölmeden önce yerine getirmesi gereken bir vazife olarak kabul görüyor genellikle; dini bile değil, kültürel bir yanlış anlama bu. Ve bir nükteyi daha hatırlatmak gerekiyor; çoğu hacı namzedi oraya günahlarından tamamen arınacağı, amel defterinin sıfırlanacağı inancıyla gidiyor, hatta bizim hacılar arasında o beldede can vermeyi samimiyetle dileyen çok sayıda insan var; orada ölünce zaten hac münasebetiyle günahlar silinmiş olduğu için doğrudan cennete gidileceği inancı söz konusu. Bu beklenti ve halet-i ruhiye ile hacca gidenlerin elbette işin zihni vechesi üzerinde yoğunlaşmasını bekleyemeyiz. Onlar arınma kasdıyla orada bulunuyorlar; buna mukabil mesela benim gibilerin yaptığı camide namaz kılmayıp da fotoğraf çeken veyahut mekanın enini boyunu ölçen sanat tarihçilerinin veya ilim adamlarının tavrını andırıyor. Aslında alışageldik hac ritüelini, oraya gidip de günlük tutan veyahut akşama kadar etrafı tenkidçi nazarla kolaçan eden benim gibi kafası karışıklar ihlâl etmiş oluyor. Elbette haccın bir entelektüel boyutu var ama namazın, zekatın, orucun da aynı derecede bir entelektüel derinliği bulunuyor ve bu gibi şahsi tecrübeeler bizim edebiyatımıza pek aksetmiş değildir; buna bir de yazmayı pek sevmeyen bir toplum olmak niteliğimizi ilave ederseniz…

Efendimizin kabri ve mescidi önünde eşinizle birlikte çektirdiıiniz fotoğraf çok hoş. Ayrıca Mekke’de eşinize karşı duyduğunuz muhabbet hislerinizi anlatan cümleleriniz de çok hoştu. Şimdi eşinizle güzel ve özel bir beldede de birlikte yaşamış olmanın verdiği ayrıcalığı hissediyor musunuz?

Yayıncı kitabın kapağına “herkes ateşini burdan götürür? cümlesini koymuş ve bence şık bir davranış göstermiş; hac tecrübesi hakkındaki esas kanaatim bu; karşılıklı hürmet ve sevginin temelleri burada atılmamış ise orada tesisi mümkün olabilir mi; şu var ki, hac tecrübesinin mevcudu parlattığı, çerçeveleyip öne çıkarttığı ve derinleştirdiği doğru. O satırları yazarken düşündüm; bu gibi şahsiyata giren meselelerin yazılması doğru olur mu diye; sonra yazmaya karar verdim. bundan maksadım sadece eşime iltifatta bulunmak ve gönlünü hoş etmekten ibaret değil elbette. Haddim olmayarak gençlere bu hususta hüsn-i misal teşkil edeyim istedim; hanımlara karşı daima saygılı, nazik ve samimi olsunlar, benim yaptığım gibi kitap sayfalarında değilse bile uygun zaman ve mekânlarda sevgilerini dillendirsinler; onlarla gerçek mânâda hayat ve yol arkadaşı olsunlar. Hanımlarımız veya ne bileyim annelerimiz, nişanlılarımız, ablalarımız, sevgililerimiz hepsi, daha fazlasını hak ediyorlar. Bizim camiada erkekler, eşlerini pek gün yüzüne çıkarmak taraflısı değillerdir; onlar bizi evde bekleyen çok sevgili ve mübarek insanlardır da kaldırımda beraber yürümek, sinemaya, alışverişe, çarşı-pazar gezmesine, konferansa, sergiye şuraya buraya giderken genellikle bekâr yani tekil hareket etmeyi tercih ederler. Sevginin farklı bir tezahürü olsa gerek ama benim tercihim böyle değil; bizim prensibimiz şöyle: Köroğlu nerede Ayvaz da orada. Hanımla iyi arkadaşız biz. İsterim ki gençler de böyle olsun, yolları eşleriyle birlikte yürüsünler.

Ülkü Özel Akagündüz / Zaman -2002

  • hüseyin sungur

    Değerli site yöneticisi ;”" Hacc Günlüğü”" kitabında,hocanın çektiği AFRİKALI bir bebeğin resmi var.

    İliştirdiği yazıyla birlikte “”o resmi”" basmanızı rica ediyorum..

    sevgiyle kalınız…

  • hüseyin sungur

    Değerli site yöneticisi ;”" Hacc Günlüğü”" kitabında,hocanın çektiği AFRİKALI bir bebeğin resmi var.

    İliştirdiği yazıyla birlikte “”o resmi”" basmanızı rica ediyorum..

    sevgiyle kalınız…