“Farklıyız, çünkü kendimize dair bir dünya görüşümüz var”
Türkiye Doğu ve Batı arasında bir ülke. Her iki kültürden de besleniyor. Bu bir anlamda ‘arada kalmışlık-arafta olma durumu’ insanların günlük yaşamında ne gibi olumlu ve olumsuz yansımaları oluyor sizce? (İnternet kafede gözleme yemek ya da televizyona örtü örtmek, sizce komik mi, yoksa Batı’yı kendimize uyarlamak mı?)
Evvela bir gerçeğin altini kalın kalemle çizelim; Biz ruhumuzla, bedenimizle, sizi tarif eden her şeyle Şarka aitiz; o bütünün parçasıyız. Mânâyı tamamlamak için bir başka gerçeği, Şark’a ait olduğumuz kadar, Garb’a ait olmadığımız hususunu da ayrıca vurgulamak lâzım. Benim için doğulu veya batılı olmanın en sahici kıstası, eşyaya bakış ve herhangi bir problem karşısında zihnin geçirdiği işlem basamaklarıdır. Modernitenin icaplarına tabi olmayı batılılık şeklinde kabul edemem. Bizim eşyaya karşı kendimize mahsus bir duruşumuz ve problemle karşılaştığında, batılılardan çok farklı bir algılama ve problemi çözmek için işlem basamakları oluşturma mantığımız var. Bütün batılılaşma serüvenimiz boyunca ben bu mentalite batılı zihin yapısına doğru bir kayma müşahede etmedim.
Bizim batılılığımız, yeni teknoloji kullanımında tezahür ediyor; batılı olmayan her toplum gibi teknolojiye filtresiz bir muhabbetimiz ve eğilimimiz var ancak teknolojiyi tasarruf esnasında aniden köklerimize dönüveriyor, ona kendi rengimizi vermek istiyoruz. Teknolojiyi bize geldiği gibi kullanmak konusunda direncimiz var; “bunu biz yapamadık, bari kendimize benzetelim, şahsileştirelim? noktasında doğulu tarafımız harekete geçiyor. Bu dürtünün en temel sebebi, batılı dünya görüşünden çok farklı, kendimize dair bir dünya görüşüne sahip bulunmamızdır. Okumuşumuz bu işi şuurla yapıyor, sade vatandaş ise insiyak ile hissederek direnç gösteriyor ve tabii bu esnada bir batılıya komik gibi görünen çelişkili manzaralar ortaya çıkıyor.
Son birkaç yılda bu durum medya tarafından da sıkça kullanılıyor. Yani yerel değerlere vurgu yapılarak halkın ilgisi çekiliyor. (Ekmek Teknesi dizisi, Cola Turka Reklamlar gibi..) Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu belki de halkın ihtiyacı olduğu ama medyanın daha önce fark etmediği bir şeydi.
Bizde batılılaşmanın öncü kuvvetleri vardır; ordu, bunlardan ilkidir. Basın ve akademik dünyamız da bu manada öncüler arasında yer alır. Öncü olmanın avantajı malum; mahzuru, geride ne olup bittiğini bilmemek, en sonra öğrenmek veya hiç farkında olmamaktır. Batılılaşmanın öncü güçleri, Atatürk’ün muasırlaşma ülküsünü eksik yorumlayarak, onu bir dogma (nass) haline getirdiler ve böylece Atatürkçülük “akli? değil “nakli? bir doktrin haline getirildi. bu tutumda bile moderniteye ait bir olgunun nasıl “bize benzetildiğini? farkedebilirsiniz. Atatürk, hareketli, esnek ve kendini bile aşmayı vaad eden bir muasırlaşma programı biçimlendirmek istemişti. Biz ondan bir “nass? imal ettik.
Hal böyle olduğu için batılılaşma ve modernleşme denilen şeyi, sadece batıya bakarak içerde adaptasyon yapma süreci haline getirip öyle anladık. Batıcılar arasında bu yüzden dönüp de kendi toplumuna ve onun değerlerine bakmayı akl eden pek az kişi çıktı. Yine o yüzdendir ki -Cemil meriç’in kullandığı manada- Türk intelijansiyası kendi hakikatinden habersiz durmayı marifet addeder, lakin neticede onlar da şarklıdır ve perestiş ettikleri batının temel kurumlarını ve hepsinden mühimi temel mantığını kavramakta kabiliyetsizlik gösterirler. Arafta olan onlardır işte; çünkü hiçbir yere ait değillerdir. Ne batıyı bilirler, ne doğuyu; ne batıya aittirler, ne de doğuya.
Bizde mahallilik, yerlilik, hatta millilik gibi kavramların keşfi, işte bu sebeple devletin sınırları dışında kalan özel sektöre nasib oldu; elbette konuya ticari bakış açısıyla yaklaştılar ve ilk elde para kazanmayı düşündüler ama bilerek veya bilmeyerek toplumsal sahihliğe sahip bir zemine yaslandılar. Maruz kaldığı teknolojiyi şahsileştirmekte (veya yerlileştirmekte, ona milli bir hüviyet vermekte) zaman zaman acz gösteren ahali, kendisine sunulan ucuz çözümleri (kola turka veya ekmek teknesi dizisi gibi) çabucak sahipleniverdi. Bunlar ucuz çözümlerdir ama değersiz olduklarını söylemiyorum; Bir çığırın ilki olmak bakımından bir değeri var bu ticari atılımların. Zemin iyi etüd edilirse, meselenin ticari boyutunun da dışında, kültürel boyutta daha gelişkin ve mükemmel ürünler de ortaya konulacaktır.
Doğu-Batı arasında kalmak kültürel bir zenginlik mi ? Bu durumun Türkiye’ye getirileri ya da götürüleri neler?
Farklılık zenginliktir zaten; bizi özel kılan da iki arasında arafta kalıyor olma halimiz. Bu pozisyonu iyi değerlendirir, emekle, zihinle, sanatla, aşkla yoğurabilirsek zenginlik bir değer ifade etmeye başlar; aksi takdirde gülünç, komik, hatta zaman zaman insanda hüzün uyandıran manzaralarla karşılaşırız. Şüphesiz ki durumu bize benzeyen başka ülkeler de var; doğulu olmayan bütün toplumlar, batılılaşma ve modernleşme etkilerine maruz durumda. Bizi onlardan ayıran ve bana göre avantajlı duruma getirebilecek olan şey, modernleşmekteki kıdemimiz ve vaktiyle eşyaya karşı “özge bir bakış? geliştirebilmiş olmamızdır. bu bakışı koruyup zenginleştirebilirsek, hem kendimiz gibi, hem de bir batı ülkesi kadar müreffeh ve güçlü olabileceğiz.
Turuncu dergisi-2004


